3.5.06

******* Çocuklu hayat ne demek biliyor musun?

Ara ara sorduğum bu sorunun muhatabı çocuklu bir adam, üstelik çocuğu benim çocuğum.
-Biliyorum.
-Yok ya bir tek sen biliyorsun!
-Yahu sen ne diyorsun akşam akşam!!

Türü muhtelif cevaplarla susturulabilirim tabiî ki. Ama benim kibar eşim genelde anlatacak bir şeyim olduğunu, daha da önemlisi bunu anlatmazsam patlayacağımı ve bu sorunun anlatılacaklara bir girizgâh olduğunu bilir ve bekler.

Bu durumda genelde lafı uzatmam.
Tek cümle ile çocuklu hayat ne demek onu özetlerim.
Mesela şöyle:

Ne kadar üşüyor olsan da banyo kapın açık yıkanmaktır.
(VE tabi yerleri ıslata ıslata 2-3 dakika da bir banyodan uzanıp salonda oynayan çocuğun iyi mi hoş mu diye bakmaktır.)

Ya da şöyle:
Çöp tenekesinden nefret eder olup çöp torbalarını yüksekçe bir yerdeki bir vanaya asmaktır .
(Sürekli çöp tenekesinin kapağını açıp elini içine daldıran bir maymun var evde çünkü)

Ya da böyle:
Banyoda makyaj yaparken klozet kapağını mutlaka kapalı tutmaktır.
(ele geçirilmiş makyaj malzemelerinizden biri her an tuvalete atılabilir.)

Ve böyle:
Mutfak çekmecelerinin yönetiminin sana ait olduğunu SANMAKTIR.

Vs. vs.

Listeyi elbette uzatabilirim. Ama Bunu zaman içinde yapmak isterim. Diğer yazılarda mesela.

Bugün oturmuş yine çocuklu hayatın gerekliliklerinden ya da insanın hayatına getirdiklerinden bahsediyordum kendi kendime, kendimle….Vardığım sonuçlardan biri özgürce zap yapamamaktı. Çünkü Nehir o anda es kaza denk geldiğim “S” logolu kanal hangisi ise onda kalmam için vücut dilini konuşturuyordu.

Bu kanal insanların cep telefonlarına belirli sms (yani bedel )karşılığı melodiler gönderen bir kanal. Sanırım varolma amacı da bu. Bu sebeple tahmin ediyorum iki elin parmakları ya da hadi olsun 3-4 elin parmakları kadar şarkıyı ezberletme ve sevdirme mantığı ile sürekli çalıyorlar. Zap arasında her gün bir kez bir şarkısına denk gelseniz o şarkıya alıştınız gitti bile. VE sanırım Nehir’de bu tür duruma iyi bir örnek teşkil etmiş.
Daha başkası da beklenemez zaten. Damarlarında büyüme hormonu dolaşmakta şu an. Bu hormon tanıdığım en iyi kafa yapıcı :)

Bir çocuğum olmadan önce, gazetecilik maceramdan sonra, öğretmenlik esnasında, yani tam da yüzlerce çılgın ilköğretim öğrencisinin arasındayken çocuklar için dilime pelesenk ettiğim bir tanımlamam vardı:

Çocuk olmak demek, bir çeşit deli olmak demek!

Düşünsenize gazeteciyken belediye başkanlarınının, vali’nin, başbakanın ve hatta bir kez denk geldim ama Cumhurbaşkanı’nın bulunduğu toplantılarda bulunuyorsunuz. Herkes edebinle oturmakta ve hatta otokontrol diz boyu demek eksik kalır, boğazımıza gelmiş boğulmaktayız… İnsanlar bacak bacak üstüne atarken bile 2 saat düşünüyorlar…

Ama çocukluk öylemi. 2 yıl bir bilgisayar kursunda eğitmenlik yaptım. Sırasını beklerken ayakları yerde oturan çok az çocuğa rastladım. Hele bir tanesi, Kadir, sırtında sırt çantası, bir uğur böceği gibi sandalyenin üzerine konmuş, hatta daha da ötesi, poposunu tepeye dikmiş, kendine göre bir oturma fiili gerçekleştirmekte….

Bu çocukların kafaları sürekli “iyi”. Yani sokak konuşması ile söylersek “kıyak”.

Ayrıca sizinkileri bilmem ama benimki 1 köfte, 2-3 kaşık pilava bir öğün yemek diyor, üzerine de kalkıp 5 saat dans ediyor, yıkılmıyor…..

Süper bir hormon şu büyüme hormonu.
Ama tabi o dediğimden ben de yok. Varsa varsa yaşlanma hormonu var bende. O yüzden Nehir bugün “S” kanal ardı ardına marifetlerini sıralarken hiç yerinde durmadı. Ben de elim elimin, ellerim göbeğimin üzerinde oturdum onu seyrettim.

Bir ara kendimi iyi hissettim. Meğer 80’lerden de birkaç parça varmış repertuarda.
HEllo Africa tell me how you doin?

Onu bunu bilmem , perdeyi kapatırım, ben de kalkarım. Hem Nehir’de birkaç figur öğrenir. Ama öncesinde çok keyiflendiği kesin.

Şu an başka şeyler yapıyor olabilirdim. Ama dans etmekteyim.

İçimdeki ses konuşmakta:
-Çocuklu hayat nasıl bir şey biliyor musun?
Posted by Picasa

5 comments:

Mutfakta Zen said...

yazmak nasil da güzel bir sey degil mi binnur'cugum?
iyi etmissin..
(öbür tarafa da mesaj biraktim ama bir önceki yazina birakmisim yanlislikla.)
tijen

Binnur Akhun Önen said...

Sevgili Tijen,
her yerde her türlü destek veriyorsun bana. Cok sagol.
Evet yazmak harika bir sey.
KEndimi daha iyi hissediyorum böylece.
Sevgiler.

dr.arzu said...

Binnur!
Sen neler anlatıyorsun böyle?Anlattıkların hiç de tanıdık gelmiyor:))Evde 3 tane yumurcak var ama bu tür şeyler hiç olmuyor(!).Seni çok iyi anlıyorum.Onlarla hayat büyük sorumluluk,bir o kadar da tempo demek.Bazen sevgiyle dolup taşmak,bazen de ölürcesine sinirlenmek...Ama düşünüyorum da onlar olmasa ne olurdu?Hala çalışıyor olurdum.Müdürümün hiç sebep yokken benimle uğraşmasından dolayı her akşam sinir küpü halinde eve dönerdim.Ama meslek aşkım galip geleceği için,hastalarımı düşündüğüm için devam ederdim.Paradoks yani.En güzeli çocuklarım var ve ben onların en güzel zamanlarında yanlarındayım.Kaybettiğim birşey yok.Hem çocuk hem kariyer peşinde koşanlardan da değilim.Çocuğumu bir yaşa kadar kendim büyütmedikten sonra çocuk doğurmanın anlamsızlığına,hatta yazık olduğuna inananlardanım.Sen de farkettiğim kadarıyla zaman zaman evde durmaktan sıkılıyorsun,atıl hissediyorsun kendini.Ama bir düşünsene,mesleğin her zaman senin,ama Nehir hep böyle kalmayacak.Belki de kızının bozulan psikolojisi için çalıştığın günlere lanet edeceksin.Ben öyle düşünüyorum ve pişman olmayacağıma eminim.Çocuklarıma bakınca farkı farkedebiliyorum.Sevgiler..Nehir'le bol eğlenceler.

Binnur Akhun Önen said...

Sevgili Arzu,gecikmiş cevabım için kusura bakma.
Sana imreniyorum açıkcası. 3 çocuk. İnanılır gibi degil. BEnim bu durumda pek de söylenmeye hakkım yok sanırım.

KAriyere ara vermek konusunda :Senin elindeki meslek cok kıymetli ve geri döndügün zaman kaldıgın yerden devam edebilirsin.

BEn umudumu yitirmek istemiyorum ama, acaba benim mesle(klerimde) bana yahu sen niye bu kadar ara verdin derler mi diye korkuyorum. (ya gazetecilik ya ögretmenlik)

Ancak çocuklarının en güzel zamanlarını onlarla gecirmek konusunda haklısın. ve bu tür düşünceler bana güç veriyor. Haklısın, NEhir'İn bebekligini uzun uzun görme fırsatım oluyor. Tabi gelişimlerine mutlaka hayrı oluyordur bu fedakarlıgın.
Görüyorum ki evde oturan anneler çalışanlara çalışanlar evde oturanlara imreniyor. Önemli olan kafanda oturtmuş olmak ve sen bunu başarmış görünüyorsun. NE güzel.

Ebru Aksoy said...

Merhaba..
Sitenizi, yazılarınızı -kızınızı,kedinizi,içnizdekileri,ekmeklerinizi- gerçekten çok beğendim.
Tebrik ediyorum sizi. Çok sevimli, iyi kalpli, sindirella gibi müthiş bir annesiniz. Bende sizin gibi
Henuz 20 yaşındayım. Umarım bir gün bende sizin gibi bir anne olabilirim..
Sağlıcakla Kalın Ebru..