13.6.06

Kedi: Nuh’un Gemisinin Zoraki Konuğu

Spiritüalistlerin derinden inandığı “Evrensel Yasalar” arasında bir tanesi var ki bana hep kedileri hatırlatmıştır.

Bu yasa sanki insandan çok kedilere yakışır ya da onlar bizden daha iyi icracıdırlar demek de yerinde olabilir:

Şimdiki An Yasası der ki: Sadece bu “sonsuz an” vardır. Başka her şey zihnin dia gösterisinin bir parçasıdır. Planlar sadece zamanda mevcutturlar ve zaman da sadece zihinde mevcuttur.

Kendimizi kaptırdığımız ve bizden bağımsız bir olgu olarak gördüğümüz zamanın, zaman denen muammanın aslında sadece zihnimizin bir oyunu olduğunu bir anlık bile olsa düşünmek ne kadar da rahatlatıcı. Ama yine de geçen bir şeyler var ve bunu saatler-günler-haftalar-aylar olarak ifade etmeyi tercih etmesek de, “Zaman göreceli bir kavram” desek de bedenimizde yaşanan erozyon tüm felsefelerin üzerinde bir gerçekçilikle zamanın ne olduğunu öğretiyor bize….

Öğrendiklerimiz yanımıza kar kalıyor olsun, peki ya yaşamadıklarımız, yaşamaktan kaçındıklarımız? Onlar da elbet bir gün zamanın bizim için kuracağı “Nedamet Mahkemesi”nde canımıza okuyacaklar....Tüm bu zihin jimnastiği ya da zihin işkencesi egzersizlerinin neresine düşer peki kediler... Cevap basit: Hiçbir yerine....

Onlar durudur su gibi, baktınız mı gördüğünüzdür aslında var olan... Neyse o’dur onlar. NE planlardan haberleri vardır, ne zamandan ne zihinden. Hele hele zaman denen kavramın aslında zihnin bir oyunu olduğuna, yokluğun yokluğu demagojisinin ne anlama geldiğine patilerinin ucu kadar bile değer vermezler...

Yaşar giderler işte öylece. Nedamet mahkemesi mi? O da ne? “Hadi miyaw oradan....”

Tüm bu duruluğa rağmen gizemlidir kediler....Yüzlerindeki ifadesizlik sizi bir çeşit köleliğe zorlar. Bilemezsiniz ne düşündüklerini, fıkra anlatarak kahkahalara boğduğunuz bir grup insan arasında kedi, gülmeyen, yüzünde bir mimik bile oynamamış, bu girişim ile de kazanılamamış güzel bir kadın gibidir. Zafer için artık ne şaklabanlık kaldı geriye kim bilir.... Kedi bilir oysa... Kedi sevildiğini bilmek ister. Daima.. Gözbebeğiniz olduğunu bilmek ister. Civarda başka “leydi” olmamalı olsa da sizin için önemi olmamalı. Siz onun her hareketini seyretmelisiniz hayranlıkla. O doğanın ona sunduğu tüm imkanlarla önünüzde umursamaz tavırlarla salınırken ve “Hiç bir şey umurumda değil şu anda güzel bir uyku çekmekten başka, sen bile!” der gibi koltuğuna yerleşirken siz yalnız ve hala onu seyretmelisiniz gözlerinizde hayranlıkla. O elbet gelecektir kucağınıza, ama kendi seçtiği zamanda....


Sevilen bir kedi, sevildiğinin bilinci ile git gide güzelleşir, zaten estetik olan hareketleri git gide dansa, hoşnut kaldığında inceden tutturduğu mırıltısı ise bir çeşit sonata döner. “Var oluşun dayanılmaz hafifliği” yürüyüşüne böylesine imza atmış, kusursuzluğuna bu kadar inanmış bir başka canlı daha var mıdır acaba insana dost.

Benzer benzerle dost olur derler. Kedi dostları nankör kelimesini dağarcıklarından çoktan çıkarmış bir grup, dikkat!. Onlar bu kelime yerine “karakterli, hakkını çiğnetmeyen,” demeyi tercih ederler. Çünkü kedilere edilmiş her türlü hakaret onların kendilerine de söylenmiş sayılır. Kediseverler Ernest Menault’un dediği gibi kedinin kalpsiz olamayacak kadar derin bir ruhu olduğuna inanır. Köpekler de iyidir ama koşulsuz-şartsız sevgi mi? O da ne demek?

Tüm bu özelliklerinden dostluğunun da kıymeti bilinir kedinin.... Onun bahşedermişçesine kucağınıza gelişi, badem gözlerini gözlerinize renk renk dikişi, sarsılmaz gibi görünen içsel dengesi benzersiz bir hayranlık yaratır bir kez uydusu olan da....

İşte bu nedenle mistizmin seçtiği sembollerden biridir kedi... Yıldızlara bakarak yolunu bulan, kendisini ait hissettiği yere Fizan’da olsa dönen kedi, insanlara da bu konuda ders verir gibidir aslında... Dinlence halindeyken yüzlerinin aldığı bilgece görünüm ve bedenlerinin kıpırtısızlığı kedileri Zen ustalarının öğrencilerine meditasyonun nasıl yapıldığını anlatırken referans olarak göstermelerine neden olmuştur hep..

Kedi bir efsaneye göre de Nuh’un gemisine, dolayısıyla hayvanlar alemine ihtiyaç nedeniyle sonradan dahil olmuş bir hayvandır. Anlatılan o ki, Nuh peygamber çiftler halinde gemiye aldığı tüm hayvanlara çoğalmamalarını emretmiş ama bir fareler emre itaat edememişler. Geminin bozulan dengesi için kaygılanan Nuh Tanrı’ya yalvarmış ve kendisine bildirilen çare aslanın burnunu sıvazlaması olmuş. Nuh peygamber denileni yapar yapmaz aslanın burnundan “hık” demiş kedi düşmüş...
Aslan’ın maskotu kedi inancı için güzel bir hikaye....

Kedinin Müslümanlıkta da yeri özeldir. Hz. Muhammed’in kedisinin adının Müezza olduğunu bilen çok azdır belki ama peygamberin sırf hırka eteği üzerinde uyuya kalan kedisi uyanmasın diye kalkacağı vakit eteğin o kısmını kestiği ile ilgili hikayeyi bilen çoktur.

Eski Mısır uygarlığı içindeyse kedi kendine layık görülebilecek en yüksek noktaya yerleştirilmiş durumdaydı, Tanrıydı... Kedi öldürene biçilen ceza idamdı.

İşin manevi yönünden ayrıca bir de bilimsel yanı var… İnsanlarda 100 bine yakin gen bulunduğu tahmin ediliyor. Bugün için bunlardan sadece 7 bini bilinebiliyor.

Kedilerin bilinen gen sayısı ise sadece 400. İşin ilginç yani şu.

Kedilerin bilinen 400 geninin hemen hepsi, insanlarda bulunan genlere çok benziyor (başka hiçbir hayvanda olmadığı kadar). Neredeyse aynısı. Ayrıca kedi hastalıklarının hemen tamamı, insan hastalıklarının aynısı.

Acaba insanları kedilere bu kadar bağlayan duyguların temelinde bu gen ve kader benzerliğinin etkisi var mı?

İnsanoğlunun binlerce yıldır hayranlıkla gözlemlediği kedinin tüm sırrı belki de evrensel yasalara uyumundan kaynaklanır. Ve yeni keşfedilen özelliklerinden...

Bilimin duru ve efsanelerin sade tarzından Borges’in “labirentvari” üslubuna geçelim şimdi:

BIR KEDIYE
Aynalar olamaz bu kadar sessiz,
ne de gelen şafak daha gizemli;
sen, ayıığında, o panter şekli,
sadece uzaktan izlediğimiz.
Seni boşa arıyoruz, çözülmez
işleyişiyle kutsal bir fermanın;
Senin yalnızlığın ve sırrın Ganj'ın
ve günbatımının ardı, erilmez.
Elimin uzanıp dokunmasına
izin veriyor sırtın. Razısın sen,
unutuşa çevirip sonsuzlukken,
bir insan elinden sevgi almaya.
Baska bir zamandasın, krallığında -
düş gibi kapalı ayrı bir dünya.


Not: Bu yazımı aslında dergi için yazmıştım....
(Bugün Nehir'den değil, Mırnık'dan bahsettim böylece...) Posted by Picasa

9 comments:

Mutfak Robotu said...

kedilerin nankörlük sıfatlarının altında bütün bu sıraladıkların yatıyor galiba.Kadına benzer yanları da bu olsa gerek...Dilediğini, dilediği zaman yapabilme isteği ile dolular. sevdiler mi ama tam severler...
Tapılası varlıklar..Mısırlılar boiuan dikmemiş her yere heykellerini !

KANATLIANNE said...

YAA İYİKİ BULDUM BU SAYFAYI, TESADÜFEN OLDU AMA..NEYSE TESADÜF YOK DİYOR YA BAZILARI HAYATTA..AFACAN KIZIM UYURKEN MUTLAKA Bİ BAKAYIM DİYORUM BU SAYFALARA...BAKIP GÜLÜMSEMEK İÇİN,BUNALDIĞIMDA "İŞTE ÜZÜLME HERKESE OLUYOR"DİYEBİLMEK İÇİN,EVET BU BİZDE DE VAR DİYEBİLMEK İÇİN,DÜŞÜNÜP MUTLU OLMAK İÇİN,İYİ Kİ VARLAR DEMEK İÇİN..BAKIP DA BUNLAR GİBİ Bİ SÜRÜ ŞEY DÜŞÜNMEK İÇİN VE FERAH Bİ NEFES ALMAK İÇİN ..Bİ ANNEYE EN YAKIN GELEN YİNE Bİ ANNAE OLUYOR GALİBA..YENİ YAZILARI DÖRT GÖZLE BEKLİYOR VE ÖPÜYORUM İKİNİZİ..:)

Bunalgül said...

tecrübeli anne..hakli ciktin yine..ben yeteri kadar masallah dememisim uyku konusunda..benim oglum eskiden güzel uyurdu diycem artik...

Binnur Akhun Önen said...

KEdiler ve kadınlar, evet eşsiz bir benzerlik.
kediye benzemeyen kadın yok bence.

Binnur Akhun Önen said...

Kanatlı anne'ye
ben de her tesadüfün bir anlamı olduguna inanırım... Hayatta birbirimize karsı yerine getirmemiz küçük büyük görecler var bence, ve bunları farketmeden yerine getirmemiz icin tesadüfler iş basında.
Acaba sana yalnız olmadığını, senin yaşadıgın sorunların benzerlerini başkalarını da yaşadığını göstermek için secilmiş olabilir miyim?
VE sen de bana yalnız olmadıgımı aynı sorunları yaşayan başka anneler oldugunu bana göstermek için secilmiş olabilir msin ?
BEnce evet :)
Biz de sizi öpüyoruz.
KEske sayfan olsaydı.. merak ettim seni...

Binnur Akhun Önen said...

B unalgül üzülme,-
eger uykusuna nazar deydiyse, bir kac gun icinde geciyor merak etme. BEnimkine degmisti ve gecmisti.
O aralar hic gecmeyecek gibiydi ama.
o yazının linki:
http://anlatanne.blogspot.com/2006/04/blog-post_06.html

emine said...

Yemek bloğunuzdaki yazıları keyifle okurken birde bu bloğunuza rastlamak daha da hoşuma gitti.Özelliklede bu kedi konusu ilgi alanıma giriyor.Ben kedilerin tahmin edilenden çok daha fazla akıllı olduğunu düşünüyorum.Sütten kestiği yavrularını toplayıp istisnasız her yıl bana getiren, bekle yemek getireceğim dediğimde oturup bekleyen, aksi takdirde içeri girdiğim gibi kaybolan, yavrularına büyük özenle tuvalet eğitimi veren, kurallara uymayanları patisiyle vurup cezalandıran müthiş akıllı hayvanlar..Ne diyim ben onları çook seviyorum..Ama bu aralar eve girerde Cevat efendiyi yer diye korkmuyor da değilim (cevat, oğlumun yolda hızlı gonzales kadar süratli kaçarken yakaladı kaplumbağamız):)))

Binnur Akhun Önen said...

Sevgili Emine,
Çok teşekkür ederim. Yazılarımın seveilerek okunması beni çok mutlu ediyor.

Kedi bizim de hayatımızın önemli bir kısmını teşkil ediyor. Kızım kedimizi sanırım kardeşi sanıyor. En sık söylediği kelime ise miyav..

Kedi sohbeti uzundur. Çok gözlediğimiz ve gözlemeye değer cok sey buldugumuz bir yaratık çünkü :)

Kaplumbişlere ben de bayılıyorum. KOrku demek bir kaplumbişi bile gonzales yapabiliyor.
:)
Sevgiler

gaykedi said...

Kedi sana sahiptir, sen kediye degil. Bu böyle biline. Zavalli insanoglu, bu senin kusurun degil. Daha isin basindan ta cennetten kovulmandan beri kedi hep böyleydi. Adem’le Havva’yi tirmalayan oydu. Binlerce Misirlinin zihnini caktirmadan kontrol eden de oydu. Antik Yunan’da ev hayvani olarak köpeklerin tahiıni gasp eden de oydu. Binlerce yıl önce patisini dünya islerine soktu ve bir daha da cikartmadi.

http://gaykedi.blogspot.com/