29.6.06

.......... Her yıl’ın 25 Haziran günü bana bir şeyler oluyor.

Mutlaka ama mutlaka elimde bir dal mürver, kendimi Halikarnas Balıkçısını, Akdeniz medeniyetlerini ve eğer yeniden doğmak diye bir şey varsa mutlaka ama mutlaka bu medeniyetlerden birinde yaşamış olduğumu düşünür buluyorum.

Duruyorum. Kendime soruyorum.
—Bu gün ayın kaçı?

Cevap her sene ama her sene aynı…

25 Haziran…

Bunun bir de kanıtı var…


Hayat denen nehri şu denize değil de bu denize doğru yönlendirecek koca kaya parçası, Üniversite Sınavı, daha yeni düşmüş önüme, ben tercih yapma arifesindeyim… En başa Radyo –Televizyonu yazmışım gönlüm arkeoloji fakültesindeyken… Bana yazma dememişler yaz da dememişler ama demişler ki “Sen zannediyor musun ki öyle kazılara falan katılacaksın… En iyi ihtimalle gider bir müzeye müdür olursun.” 17 yaşında bir çocuk için ne kadar da kasvetli bir tablo. Yine de tüm bunlar engel olamamış kitapçı raflarında Halikarnas Balıkçısına uzanmama…
Harçlığımın kaçta kaçını götürdüğünü şu an tahmin bile edemediğim 1100 TL’yi, basmışım, almışım “Altıncı Kıta Akdeniz”i…

İç kapağına da sarı saman kâğıtta dağılarak havası bozulan bir pilot kalemle adımı, ikinci adımı ve babacığımın soyadını yazmışım.
Altında da tarih:
25 Haziran 87

Hatay’da, Annemlerin evinin dibinde, İzmir’i bilen bilir, bilmem kaç on yıllık kira sözleşmesi bitmeden önce Amerikan Konsolosluğu Misafirhanesi vardı.. Bir bahçe ki bakmaya doyamazsın….Ancak yılda birkaç “garden party” için bile olsa sürekli yaşanır halde, sürekli göz bebeği bir bina ve bir devasa bahçe.

Bu bahçede ne güller ne ağaçlar var oldu, hepsini çok sevdim hepsini çok seyrettim ancak bir tanesi vardı ki bize en yakın duran; balkonumuzun dibinde elini uzatsan yapraklarına dokunduğun, dallarına konan kumruların aşkını ve aile yaşantısını yakından takip edebildiğin bir Mürver. Tüm yıl sıradan, ama Haziran gelsin bir hele, öyle coşar öyle coşar ki bu ağaç âşık olursunuz…

Üstelik kokusu da bir değişiktir. Sanki ıhlamurun ahbabıdır ama balonlar gibi kokar aslında.. Evet, balon kokusu. Özlem kokusu…Bir de neden bilmem Akdeniz medeniyetleri kokusu.
Bir okul gezisinde kulaklarımda şimdi bile inceden öten rüzgar uğultusu eşliğinde gezdiğim Bergama antik kenti kokusu, ya da sarp mı sarp bir kayalığın yerle ve gökle buluştuğu yerde sonsuzlaşmış Priene kokusu.. Oradan baktın mı gördüğün engin Söke ovası kokusu…

Balkon komşum mürver ağacı ile olan ilişkimiz kısa film cümleleri ile özetlenirse şöyle bir şey çıkar ortaya: Aradan seneler geçer. Tüm güller, hepsinden birer tane olsa da çoğul söyleyeceğim karabiberler, dutlar ve palmiyeler, mandalina ağaçları, sarmaşık dalları ve en son mürverler yabancı uyruklu eski sahiplerini aratacak bir şekilde yeni müteahhit firmaya boyunlarını verdiler. Şimdi yerlerinde yeller esse iyi, arabalar park etmiş duruyor. Geçmiş hayatlar romantizmini bırak, çocukluğumun ağaçlarının yerlerinde tekerlekler, balatalar, aküler, kaportalar, diferansiyeller, pistonlar, bujiler, emniyet kemerleri, koltuklar, araba parfümleri….

Oysa bir mürverin geçmiş hayatlar kokan, çocukluk kokan, balonlar kokan mini pıtrak pıtrak sarı çiçeklerinin yerini tutabilir mi tüm bunlar?

Sonra zaman hızla ileriye sarıyor. Daha da ileriye. Artık İzmir’de bile değilim. Bir yabancı kentte evladımla dolaşmaktayım. Uzanıp bir taze mürver dalı koparıyorum. Kokluyorum… Nerede olursan ol, hangi yılda veya yüzyılda, nasıl da aynı kokuyor bu güzel…

Bel çantama sıkıştırıyorum çiçeğimi, bir diğer köşede pembe kapaklı bir biberon, elimde fotoğraf makinesi, kareye giren bir de pembe şapkalı bir afacan kız çocuğu, benim çocuğum….

Bugün günlerden ne diye düşünüyorum….
Elbette 25 Haziran…
 Posted by Picasa

5 comments:

pandora said...

Ben de arkeolog olmak istemiştim bak, içimde uktedir hala.. Evimde bir sürü arkeoloji ve Anadolu tarihi kitabı var, hala da okurum, alırım.. O yüzden gittim rehber oldum bir de.. Ama bir arkeolog arkadaşım var, üniversitede doktor, kazılara gidiyor her yıl, halinden hiç bir zaman memnun değil, kazılardan filan değil de, üniversitedeki öğretim üyelerinin arasındaki çekişmelerden, problemlerden bıkıyor çok.. Belki idealize edildiği gibi olmuyor pek çok şey.. Ama yine de, oralarda bir yerlerde o tutkum yaşıyor benim hala.. Ve ulaşılmamış olsa da, güzel bir sevgi bendeki.. Eminim sendeki de öyledir..

Mutfak Robotu said...

TR sınırları içersinde kafamızın içinde düzenlediğimiz gibi olmuyor seçilen meslekler o yüzden de hep bir ukte kalıyor içlerde.
en iyi yaptığımız ve her şeyiyle bizim olan tek meslek annelik herhalde. :)

Mürver de neymiş, merak ettim, buralarda var midir acaba ?

Binnur Akhun Önen said...

Robotcugum,
Mürver Alsancak'ta Atatürk Lisesininyan sokagında ve bir cok yerde dizi dizidir...

REsmini koyacaktım ama blogger'da bir tuhaflık var.

selma said...

Mürver dedin de İzmir'im, gençliğim geldi aklıma içim acıdı yine. Oooof ,oooof!!!!

Anonymous said...

hi, anlatanne.blogspot.com!
[url=http://cialisdei.fora.pl/] cialis kaufen online[/url] [url=http://cialiskaufen.fora.pl/] cialis bestellen ohne rezept[/url] [url=http://viagrade.fora.pl/] viagra kaufen online[/url] [url=http://deviagra.fora.pl/] viagra [/url] [url=http://viagrakaufen.fora.pl/] viagra kaufen ohne rezept[/url] [url=http://viagrabestellen.fora.pl/] viagra rezeptfrei[/url]