23.8.06

.....“İşbeğenmemezlik”ten ya da kendini beğendirememekten dolayı harcanmış birkaç ayı saymazsak okul biter bitmez çalışmaya başladım. Ardından “Sebat” kelimesinin anlamını kavramam için gereken süreyi, tam 13 yılı, çeşitli sektörlerde çalışarak “iş yaşantısına” adadım.

Yaptığım her işi sevmiş olduğumu ancak içlerinden tek birini diğerlerinden çok sevmiş olduğumu fark etmiş bir biçimde klavye önündeyim…

Kendimi boş oturuyor sanarak kendime çeşitli eziyetler yaptığım bir gün sonunda gelen bir mail yüzümü ışıldattı.

15 aylık bir bebeğin annesi, yazılarımı kendi tabiri ile gözlerinden yaşlar gelene kadar saatler boyu okumuş. En nihayetinde bana bir tebrik maili atmaya karar vermiş.

İşi bırakıp şehir değiştirmenin, kızıma kendi kendime bakmaya karar vermenin radikal kararlar olduğunu düşünüyor bu anne. Bir de zaman bulup bloglar hazırlıyor ve üzerine de ekmek pişiriyor olmama şaşıyor ve bana “bravo,” diyor.

Bazen başkaları ile konuşurken kendinizi daha iyi inceleme fırsatı bulursunuz… Sabahleyin çocukluk arkadaşımla Messenger’da kamera vasıtası ile konuştuk. Biz 1976’nın eylül’ünde bir gün, sabahın üzerinden griliğini atamayacak kadar kör bir saatinde ilkokul’un bahçesinde toplaştığımız okullu hayatın o ilk dakikasından beri yakın birer arkadaşız. Hatta belki de birbirimize birbirimizde olmayan bir şeyi, “kız kardeşi” verdik demek bile uygunsuz kaçmaz.
Zaman zaman küsüşerek bu dostluğu daha da pekiştirsek de biz karı koca gibi adı bir anılan tiplerdeniz…
Ancak 30 yılın sonunda ilk defa bu gün, onunla konuşurken kendimi gördüm. Öyle aynada gördüğüm ben olarak değil, konuşan , anlatan, jestler ve mimikler arasından zor seçilen kendimi gördüm işte..Daha önce de konuşmuştuk bu şekilde ama kendi görüntümü küçük tutmuşum herhalde.
Seyrettiğim, ayna başında yüzünü yıkayan veya allık-pudra ve ruj ile hayatına renk katmayı uman hareketsiz bir yüz değildi. 36 yıldır tanıdığım “ben”den daha çok sevdim başkaları ile iletişimdeki “ben”i. Ve kendime merhametsiz davrandığım zamanlarda başkalarının gözünden kendime bakmayı denersem işimin daha kolay olacağını fark ettim. Kendisi için çıtayı çok yükseltmiş ve tepelerdeki o çitaya sıkkın bir ifade ile bakakalmış her insanın kendi kendine layık gördüğü merhametsizlik zamanlarından bahsediyorum.

Bir kaç paragraf yukarıda ki mail bana çalışan bir anneden geliyor. Hani benim de şu ellerinden öpmek istediğim kişilerden birinden işte. Ne büyük bir çabadır hem işte hem de evde çalışmak… Üstelik evde bebek olsun olmasın. Üniversitede çok saygı duyduğumuz, ve ekilmeye en müsait bir dönemin, bir günün , bir saatin (bahar dönemi, Salı günü öğleden sonraki en ekilen ders’ten sonraki son iki saat) yoklama almayan ama yine de sınıfı tam kapasite dolduran bir hoca geliyor şimdi aklıma…Reklamcılık hocamız uğur Yüce (sonunda L yok)…Onu diğer bir sürü şeyin yanı sıra İngiltere’de gündüzleri bir üniversite, geceleri bir başka üniversiteyi aynı anda okumuş olduğu için de severdim.

Vay be derdim, duble fulltime öğrencilik.
Her neyse, kulak çınlatma buraya kadar. İşte çalışan kadınlar da biraz böyledir işte. Onları sevmek için size ekstra bir neden daha sunarlar. Duble fulltime çalışırlık. İşte, evde.

Üstelik aynı işi yapan erkeklerden daha az kazandıklarına dair söylentiler de var.

Şimdilerde kendimi dublesi gitmiş “fulltime” cı olarak görüyorum. Yani işlerimden biri gitti. Kaldım tek işle. Tabi teselli bulmak istersem “anneliğin” birçok işe bedel olduğunu söyleyebilirim. Ve gerçekten de kızım bir patronsa, kaprisli bir patron demeye dilimi korkak alıştırmamalı. Niyet kötü değil, bebek milleti hep aynı. Bu kaprisleri birbirlerine tembihleyip de doğuyorlar ihtimal. Yani gözümün önüne doğumdan önce tüm bebeklerin bekledikleri genişçe bir alan geliyor gökyüzünde bir yerde. Aha tam işte orada bunlar ağız ve hareket birliği yapıyorlar. İtirazı olan?

Geçelim.
2 işe birden koşan insan, tek işle bir fena oluyor. Yararsız hissetmeler, alacağın şeylerin fiyat etiketlerine eskisinden daha uzun bakmalar falan.

Bu nedenle şu ayın başından beri evde çeviri yapmaya başladım. 1000 karakteri 3 Ytl’den. Üzerinde pijamalar, canı çektikçe kucağına tırmanıp memene asılan bir çocukla bundan iyisi can sağlığı mı demeli. Yoksa yine pijamalı ve emzikli olduğun halde daha iyisini kazanabilirsin ikirciğine mi saplanmalı bilmem. Bir hesap ettim eh işte aybaşından beri 98,5 Ytl’yi anca doğrultmuşuz. Üstelik daha önce hesap 108 civarıydı, şeytan dürttü sordum, Word’deki sözcük sayımı hesabı boşluklu mu boşluksuz mu göz önünde bulundurularak yapılacak.
Boşluksuz.

Yeniden hesapladım. Meğer kelime aralarında hani şu görünmeden duran boşlukçuklar varmış ya, şimdiye kadar bana 10 milyon kadar daha fazla kazandığım hissiyatını verecek kadar büyükmüşler, ya da küçük.

Tatil nedeniyle elimizde çok iş yok dese de yüzünü görmediğim patron, moralim bozuldu tabi.
Eşim her zaman dediğini dedi. Sen para kazanmak için değil, vakit geçirmek için yap bu işi…
Ama olur mu? Ben istiyordum ki bir yaraya merhem olayım. Hani ayın 8’in de ödenecek şu fatura var ya, onu ben kapatayım. Ya da dur dur, elektriği ben öderim. Kredi kartlarından biri de olabilir… Ay yok, ebeveyn kontrollü bisiklet diye bir şey var, onu ben alayım kızıma.

Ne bitmez 100 milyonmuş. Pardon 100 Ytl.

Her ne kadar işleyen demirin ışıldayacağına ve iş yapanın iş bulacağına inansam da biraz üzgünüm tabi.
Yine değerlenemedik kendi gözümüzde çok.
Hepi topu bunun birkaç katının hayalini kurmuştum. Ama o günler geldiğinde paralar çok sabırlar az olabilir. Ne kadar çok çeviri, o kadar çok zaman PC önü demekse eğer gözünüzün önüne bir tablo getirin ana kız kucak kucağa: beden ısısı + beden ısısı= 72 derece…
Ya da artık kucak kucağa değiller ancak kucak yine de dolu: birlikte oynansın diye ufaklık tarafından konulmuş boyama kitapları, toplar, doldurulsun amacıyla ekleştirilmiş bardaklar, kapakları açılsın diye kalabalık arasında bir yere sıkıştırılmış kuru üzüm kavanozları ve benzeri…

Hep söylüyorum bir lap topa ihtiyacım var. Böylece arka balkonda yaptığım havuzda benim su kuşu oyalanırken ben de daha rahat yazarım ya da çeviririm.
Neyse ben esasen bunu da anlatmıyordum.

Diyordum ki, kendimi işe yarar hissetmeye ihtiyacım var. VE tabiî ki aile bütçesine katkıda bulunmak da fena fikir değil. Baksanıza gün yenilendi ihtiyaçlar arttı. Bizim zamanımızda 3 otuz paraya 3 tekerlek bir bisiklet aldın tamam. Şimdi öyle mi, arkasına bir sap ekle, yanlara güvenlik barları ve sapı da tekerleklere bağla. Kontrol sende, ama para da sendeyse tabi…

(bu ne biçim çocukluk, kontrol bisiklette bile çocukta değil diye isyan edenlere: zamanı gelince kontrol sapı çıkarılıyor, sapı bozulmuş vledanıza takılıyor – çıkma kısmı doğru da takma kısmı yalan)

Sonra işte o mail geldi.

Aslında ne kadar çok iş yapmakta olduğumu söyleyen ve bana bravo diyen bir çalışan anneden hani…

Kendime dışarıdan bakmaya çalıştım. İçimdeki göz daha acımasız çünkü…
Bu gün kendime daha çok saygı duymaya karar verdim.

Bunda maildeki en son cümlenin payı büyük esasında: Demiş ki o anne, “bana kattığınız çok şey var, teşekkür ederim…”
Ne diyeceğim biliyor musun Belma:

Asıl ben sana çok teşekkür ederim…


Posted by Picasa

5 comments:

Aslicin said...

Harikasın. Bunu birisinin sana söylemesine ihtiyacın olduğunu düşünmemiştim, zaten bildiğini farzetmiştim.

Mutfak Robotu said...

fırsatını yakaladığım kısacık zaman aralığında hemen okudum seni. ve sanırım kendime söylenmişcesine duygulandım. adına çok sevindim ve umarım artık kendine o kadar mütevazi davranmazsin, hep dediğim gibi !!

Binnur Akhun Önen said...

Sevgili ASlı, Sevgili Robot :)

sevgi dolu destekleriniz için teşekkür ederim...İnsan, insan sıcağı arar derler. Sıcaklığınızı buradan hissediyorum :)

isil cetin said...

"ah binnur ah" diyeceğim. daha ne yapacaksın kardeşim, istersen bir de gece bekçiliği bul, boş boş geçirme o vakitleri!

şaka bir yana, 'başkaları ile iletişim halinde olan ben' konusunda yazdıklarını sevdim. belki başka koşullarda yaşasan bu düşünmeleri, bu gözlemleri yapmayacak veyahut yapsan bile bir bloga yazmayacaktın. oysa bunlar bence çok işe yarayan şeyler; ben kendi o halimi sevmiyorum, bu ayrı ama, düşünecek çok güzel şeyler vermişsin...

annelog said...

Binnur atladığın işler olmuş, hatırlatayım. İki tane birden blog yazıyorsun hem öyle benim gibi dört satır değil, her yazında zevkle okunacak metinler çıkarıyorsun, yeni tarifler bulup deniyorsun. Çeviri yapacak ve blog yazacak vakti hatta enerjiyi bulman bile mucize. Çocuklar çok çabuk büyüyorlar, inan bana maddi kazancın şu an az görünebilir ama çalışsaydın da manevi kayıpların kazancını katlardı. 6 yaş ideal. Büyüyorlar ve kendileri oluyorlar artık. O 6 yıl da bir daha gelmeyecek. Bundan sonraki 20 yıl çalışırsın.
Bence de harikasın bu arada:)