3.8.06

Anne olmak isteyen kadınların alması gereken sertifikalar üzerine bir girişimde bulunmak istiyorum ne zamandır.

Sertifikalara giden yolda alınacak kursların hepsini bir bünyede toplayacağım ve "köşe" olacağım…

İlk akla gelen kalemin çocuk bakımı üzerine olduğunu düşünüyor olmalısınız. Bence değil. Hem de 9 ayı büyük bir özlem ve beklenti ile zar zor geçirmiş olsam da doğumdan önceki gece “ ben bu çocuğa nasıl bakacaaaaaaaaaam (bakacağım),” diye ağlamış bir insan olsam da, değil.

Çocuk bakımı el yordamı, göz kararı öğrenilip gidiliyor açıkçası. Zaten ilk zamanlarda suflörleriniz bol. Siz çocuğun altını açarken, sütünü verirken, banyosunu yaptırırken fısır fısır kulağınızın dibinde bir yerlerde habire konuşup konuşup bilinçaltınıza aleni ya da örtük binlerce komut yağdıran ve göz ardı edilemeyecek kadar geniş bir insanlar güruhu var çünkü…

Çok geçmiyor ki kuku temizliğinde ıslak mendilin 2 yandan yukardan aşağıya doğru (içeriye mikrop kaçırmaksızın) yapıldığını siz kendiliğinizden, evvel ezel biliyormuş olduğunuzu sanacak hale geliyorsunuz. Memeyi öyle kütürt diye çekerseniz bebeğinizin damağının düşeceğini (!), 6 ay dolmadan oturtursanız beline, kafasına sertçe dokunursanız bıngıldağına zarar vereceğinizi zaten ezbere bilmekte gibisiniz.

Altın kuralın karnını doyur – gazını çıkar- altını temizle – uyut dörtlüsüne uymak olduğu da ezberinizde. İlk haftalarda başına destek ol, boynunu tutamaz komutu kalıyor ki o zaten otomatik bir refleks olmuş şahsınız adına, tamamdır.

E peki o zaman hangi kurslardan bahsediyoruz?

Ehliyet, ilk başta (her ne kadar arabam olmasa da)
Toplu taşım araçlarını bunlara tahammül seviyesi sıfır olan bir bebekle, çocukla deneyimlemenin rezil ötesi bir durum olduğunu anlatmak uzun sürebilir. Para oldukça, evet doğru, tüm taksiler sizindir ve park yeri bulma derdi başkalarının. Ama yine de siz siz olun (mümkünse tabi) arabalı-ehliyetli bir anne olun derim. İkinci önemli kurs, ki bu önem sırasında birinci ile yer değiştirebilir aslında, gevşeme teknikleri kanımca.

Bu kurs kendi içinde 2 ana başlığa ayrılır.

1-Evlat ayak altında ve sinirleri keman yayı gibi germekteyken başvurulacak acil çözümler…
(1’den 10’a kadar say önerisi hariç… O durumda rakamları hatırlasanız bile yerlerini şaşırma ihtimaline karşı.)
2-Evlat uyuduğunda, uyandığı zaman yaratacağı gerginliklerle başa çıkabilmek adına enerji toplamayı, kaybedilmiş içsel dengeyi geri kazanmayı sağlayacak olan yoga, meditasyon türü sessizlik gerektiren teknikler.

Bu ikinci alt başlığın en büyük hedefi gerçek bir “meditatör”e layık bir şekilde dışarıda top patlasa da meditasyon yapabilecek, çekilmiş huzur akan gözlerle bakabilecek anneler “yaratmak” olacak.

Yoga ve meditasyonun farkındalık – kabulleniş ve evrendeki her şeyin bütünün bir parçası olduğuna dair temel felsefesine özellikle vurgu yapılacak. Bu durumda yaramazlık yapan velede kalkan elin kendisine kalkmış bir el olduğunu anneler daha iyi idrak edecek. Ancak çoluğa çocuğa karışıp hayatını kendi iradesi ile karıştırdığı için zaten kendi kendisini dövmek isteyecek anneler ya kurstan atılacak, ya da (daha bir ) profesyonel yardım – psikiyatrik destek gibi mesela---alması için yönlendirilecek.

Açıkçası kursun metafiziksel alt branşları hakkında söyleyecek çok sözüm var. Ancak ana hatların şimdilik yeterli olduğunu sanıyorum.

Bir diğer kurs ise ipuçları ve pratiklik üzerine.
Dâhilinde yer alacak konular:
*Leğen kemiğinin sol kenarına oturttuğun evladı bir elinle tutarken öbür elinle bulaşık makinesi nasıl boşaltılır?
*Kakasını başkalarına kaptırılmaması gereken bir hazine olarak gören evladın poposu el çabukluğu ile nasıl temizlenir? (bu olay belli bir aydan sonra başlıyor)
*Banyodan nefret eden çocuk nasıl bir Ali Cengiz oyunu ile banyoya sokulur?
*Yumurta kokusundan nefret eden çocuğa hangi besinler dâhilinde çaktırmadan yumurta verilir?
*Sebze yemeyen çocuk için hazırlanan çorbalardan hangisine hangi sebze püresi sokuşturulur (hangi çorbaya hangi sebze sinsice girer ve kendini belli etmez). Kombinasyonlar nasıl hazırlanır ve ne boyutlarda dondurulur, çözülür?
*Bin bir güçlükle uyutulan çocuk uyanmadan odadan nasıl kaçılır?
*Saçını toplatmayan (kız) çocuğu hangi hilelerle cici kız yapılır?
(bunu hemen söylemek istiyorum- promosyon olarak. Eğer 2 kuyruk istiyorsanız 3 veya 4 kuyruk yapın. Evlat 2sini söküyor, hepsini söktüğünü sanıyor. Geriye kalıyor istenen adet.) vs vs vs…

4. kurs ise Bilgisayar kursu pek tabiî ki…
Nasıl blogger olunur? (alt başlığı altında)
Bu kursa burun kıvıranlar olabilir. Ancak bana göre en elzem kurslardan birisidir.
İnsanın hakkında söyleyecek çok şeyinin olduğu bir konusu varsa muhtemelen o konuda kendine “ haklısın kardeşim,” diyecek yandaşlar arıyordur.
“Yalnız değilmişim meğer” demek gerçek bir ilaçtır arkadaşlar.

Daha da ötesi anlatmasanız patlayacağınız hikâyelerinizi kendi seçtikleri zamanda dinleme (okuma) özgürlüğüne sahip insanlar sizden bıkmazlar. Siz de ver Allah konuşursunuz.
Bu durumda bir annenin en iyi arkadaşları Teletubbylerdir özlü deyişini (kariyer-mariyer- sosyal hayat vs bırakıp eve kapanan) bir annenin en iyi dostu bilgisayarıdır diye değiştirmek istiyorum.






Not: BU yazı ilk olarak güzelim kokulu bir ekmeğin bakkal tarafından sarıldığı saman kâğıda yazıldı… Tatil bitti, eve dönüldü, yazı World Wide Web’deki yolculuğuna çıktı…

Resim not: Nehir'in pabuçlarına dikkat ... BU tamamen onun inisiyatifi ile oldu... Posted by Picasa

11 comments:

annelog said...

Hemen dikkatimi çekmişti ayakkabıları:) Olsun, ayakkabı çift giyilecek diye bir kural yok ki:))
Yazına yine bayıldım.

Binnur Akhun Önen said...

Sevgili Annelog,
geçen sefer ki yazıda "yazına bayıldım," dediğinde benim "el yazımın ne kadar bozuk olduğunu görme şansım oldu," cümleme atıfta bulunarak espri yaptığını sanmıştım.
BU mesajla şimdi anladım. ve çok mutlu oldum :)
Teşekkür ederim. 2 kelime bile insanı nasıl sevindiriyor :)

selma said...

Sanırımsa şehre dönüldü... Ben de bu arada İzmir'de kemeraltı, kızlarağası, alsancak gibi yerleri gezip doya doya içime çektim İzmir'i. Şimdi yine bu korkunç sıcak, nemli Antalya'dayım. Bilgisayarım virüsden çöktüğü için dünyayla irtibatım kalmamıştı. Anca şimdi okuyup yazabilmeye başladım. Tabii yavru okula gitmediği için zar zor ulaşabiliyorum bilgisayara. Kavuşmak pek güzelmiş, hoş geldin...

Binnur Akhun Önen said...

YAhu biz niye denk gelmedik seninle İZmir'de. BU ne iletişimsizlik ..
BEnim yavru hep evde :) Perisanım perisan :)
Kavusşmak güzelmiş hakkaten de, keşke İzmir'de gerçekten yaşasaydık bunu Selmacıgım, sanal olarak degil be canımcım...
Not:GEzenbilir'i ne zaman yenileyecen?

sammy said...

Sevgili Binnur;
Çalışan kadınken nerdeyse tüm vaktini oğluna veren anne statüsüne geçen ve bunu 3,5 senedir devam ettirmeyi başarabilen benim başıma gelenleri, vaziyetimin önemli bir bölümünü, ne yapacağımı kestiremediğim halleri ne güzel dile getirmişsin. Sen anlattıkça yalnız değilmişim duygusu ile mutlu oldum. Boş duramayan, okumayı, üretmeyi seven ve hobileri olan bir kişi olarak, Allahın bana oğlum ile vakit geçirebilme fırsatını verdiği için şükretmekle birlikte aktif çalışma hayatından uzak kalmanın zorluğunu söylemek istiyorum.

Bu arada benim oğlum da ayakkabılarını yada evdeki pabuçlarını böyle tekli giyer. Yoksa bunlar aynı modayı mı takip ediyorlar ne dersin?

Bu blogunu da izninle linklerime ekleyeceğim. Sevgiler:)

Binnur Akhun Önen said...

Bunlar, yani evlatlar, dünyaya gelmeden önce bir yerden toplaşıp konuşuyorlar bence. Annelerimize şu numaraları çekelim gibilerde :)
Aslında amacım kendimizi yanız hissetsek de çok kalabalık olduğumuzu, bizler gibi bir sürü kadının var oldugunu hem kendime hem de başka "umutsuz evkadınlarına" :) anlatmak...
Tabiki beni lstene eklersen sevinirim cok.
Sevgiler.

mom said...

evet bu konularda yanliz degilsin (ayrica kendime soyluyorum)
su anlattiklarinin hepsi yasamayan insana o kadar garip gelebilirki sadece kafa sallamakla kalmayip sana dunyanin en kafadan catlak insani muamelesi yapabilir ama bu durumlari birebir yasayan biri olarak decoder takili bir tv de tum filmleri izlemeye benziyor olay yada hic bilmedigin bir dilde izledigin dizinin alt yazisi varmis gibi :)
ayrica ayakkabilar oyle giyiliyo sen bilmiyosun simdiye kadar bize ogretilenlerin hepsi yanlismis....:))
senin yazilarini okumak beni ayrica rahatlatiyor anlatmak isteyipte bi turlu kelimelere dokemedegim seylerden bahsedip rahatlatiyorsun, ee buda bir kabiliyet olsa gerek:))

Binnur Akhun Önen said...

Sevgili mom, decoder benzetmene çok güldüm.
YAzıları severek okumana ve kendi düşüncelerini içilerinde bulmana da ayrıca çok sevindim.
Anneler, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, sanırım aynı tornadan çıkmış gibiler.

BUnun 2 nedeni olmalı: birincisi içgüdüler,
ikincisi de çocukların (bence) bu dünyaya gelmeden önce bir yerde toplaşıp anneleri nasıl dize getirecekleri konusunda mutabakata varmaları...

selma said...

Yavru bildiğin gibi değil durum. Bilgisayara virüs girmiş kurtulana kadar 1 ay geçti malum evin erkeği evde yok.. Çocuk da yuvaya gitmeyince, üstüne üstlük bu arada blog şifremi unutunca hepten elim ayağım dolaştı. Şimdi püri pak bir bilgisayarım var ama yüklediğim hiçbir şey yok, bütün resimlerim ve de picasa baştan yüklenecek. Alet iyice eskimiş olduğundan, yaşlı bir ar gibi!! yarım saat çalışıp üç saat dinleniyor. Bu yüzyılda şu halime bak!!! Aaahhhh! Aaaaahhhhh!!!

Aslicin said...

Binnur, bu yazıya bayıldım. Şu popodan kaka yı kaçırma olayı hangi ayda başlıyordu?

Binnur Akhun Önen said...

:)
Aslı yeni yeni başladı diyebilirim. kavga döğüş yapıyoruz işte bu işleri...
Ama çocuğundan çocuğuna da değişir. :)