7.7.06

Dünyanın öteki ucunda kadının biri demiş ki,
Bir yılbaşı sabahı uyanıp artık çocuk olmadığınızı fark etmek kadar üzücü bir şey yoktur, her şeyimi doğum sonrası depresyonuyla kaybettim…

İnsanların görmezlikten geldiği bir gerçek: doğum sonrası depresyonu…

Kimileri bunu kapris olarak yorumluyor. Öyle ya doğum bir milat. Öncesi ve sonrası var… Tüm diziler, tüm filmler bize gösteriyor ki kadınlar hamile olduklarını açıkladıklarında başlarına “görünmez” bir taç takılıyor ve yine “görünmez” bir tahta oturtuluyorlar….

Dokuz ay deyip geçmeyin, az bir süreç değil… Bitmek bilmiyor… Bir zaman geliyor insan kendini bildi bileli hamileymiş gibi bile oluyor. BU durumda doğumla beraber gelen ayrılık travmasına şaşmamak gerek. Ayrıca hormonsal karmaşayı da göz önünde bulundurmalı.

Oysa doğum sonrası depresyonunun ilginin yön değiştirmesinden kaynaklandığını sananlar var bu dünya da…

Onlara göre bebecik annenin içindeyken tüm gözler ve agucuk gugucuk’un yetişkinler için uyarlanmış haliyle sözler taşıyıcıya, yani anneye yönelikti, yorgan gitti kavga bitti.

Taşıyıcının omuzlar üzerinde taşınmasına neden olan şey artık ondan ayrılmış olduğuna göre artık ona sırt dönülebilir ve bu durumda taşıyanın kırgın bir ifade ile dudaklarını titretmesi ve kaybettiği ilgiyi tekrar geri kazanmak için elinden ne gelirse, hatta buna depresyona girmek de dahil, yapması normaldir…

Fakat kazın ayağı öyle değil..
Evet, gerçekten 9 ay çok uzun bir süreç. O kadar uzun ki artık insan hamileliği kanıksar hale geliyor ve tabiî ki çevrenizdekiler de…

Hamileliğinin ilerleyen aylarında ev boyamayan tanıdığım yok gibi… Annemlerin ve eşimin tüm itirazlarının bir kulağımdan girip öbür kulağımdan çıktığını ve sandalye üzerinde diğer fırçalarla âşık atarak köşe bucak boyadığımı hatırlıyorum…

Yer sildiğimi, doktorlar ne derse desin kedinin kumunu 8. aya kadar bizzat değiştirdiğimi, son dakikaya kadar eşimin atletleri dâhil her şeylerini ayakta ütülediğimi (şimdi normal bir insanım neyse ki), okulda herkesler asansör kapısına yığılmışken 5. kattaki dersliğime ulaşmak için merdivenlere yöneldiğimi, okula her gün yürüyerek gidip geldiğimi de hatırlıyorum…

Sanırım insan hamileyken kendini sistemli bir şekilde normallikten çekilir buluyor ve buna direnmek adına gerekli gereksiz işler yapıyor. Bu durumda insanın kendisi kendisini pohpohlamazken başkalarından artı bir özen beklediği ve sona eren hamilelikle bunun yasını tuttuğunu söylemek yanlış bence…

Hormonlar dedik değil mi?
Hamileliğim ile beraber (pardon 4-5 ayından itibarendi aslında) yüzüme arsız bir inatla gelip oturan gebelik maskesini hala taşımaktayım. Arsız inat tamlamasını açıklayayım öncelikle… Bu lekelerin güneşten korunarak bertaraf edileceği söylenir, üzgünüm yok böyle bir şey. Koruma faktörü sayısı neredeyse yaşıma yakın bir güneş kremi aldım. Nerdeyse hiç güneşlenmedim (zaten hiç hazzetmem bu işten) ama nafile….
Sağ gözümün çevresinde ve alnımda münasebetsiz kahverengi lekeler , ya da hadi biraz daha sevimlileştirelim şu işi, çiller olarak tanımlanabilecek bu maskeyi neden hala taşımakta olduğum konusuna gelelim…Çünkü ben emziriyorum..

Evet, hala..

Sanırım bu lafın arkasından itiraz efektleri düğmesine basmamız gerekiyor. Üzülmeyin, ben sizin yerinize o düğmeye bastım.
Biliyorum sadece ilk 6 ay yeter… Biliyorum maksimum 1 yıl yeter. Biliyorum, artık kızı sütten kesmek çok zor olacak. Biliyorum o beni artık suiistimal ediyor. Biliyorum, süt emdiği için iştahı daha az vs vs.

Açıklama yapmak gerekirse Dünya Sağlık Örgütü gelişmekte olan ülkelerde 2 yaşına kadar emzirmeyi tavsiye ediyor. Ayrıca vücudumun oluşturduğu antikorların sütüme geçmediğini mi sanıyorsunuz… Daha söylenecek çok şey var ama belki de siz itiraz edenlerden değilsiniz, boşuna kafanızı ağrıtmayayım.

Ancak uzun zamandır yazılarımda açık vermediğim bu konuya neden değindim şimdi dersek eğer. Loğusalığa has dengede veya dengesizlikte hormonların bende hala yürürlükte olduğunu düşündürüyor şu emzirdiğim sürece geçmeyecek olan gebelik maskesi..
Hayır, bir şey değil kadın vücudu biraz daha çabalasa bir Zorro yaratacak, ona bozuluyorum.
Geçen gün neden acaba dedim bünyenin böyle kendini bilinçli gibi gözüken şekilde çirkinleştirme çabası…
Şuna karar verdim. Bakacak minik bir bebeğin var, karşı cinse cazip görünme, kiiiii, bir başka bebeğe zaruri geçiş yapma.. Biliyorsunuz hamileyken emziremiyorsunuz.

Doğa kadını emzirdiği sürece façası bozuk yapmaktan hoşlanıyor. Böylece daha uzun süre süt, daha uzun süre özenli bakım.
Vs vs.
Kızım geldi. Ve kaka kokuyor.

Resim: Picasso Posted by Picasa

10 comments:

pandora said...

Her bünye farklı tepki veriyor sanırım hamileliğe. Bende o bahsettiğin lekelerden hiç olmamıştı. Annemde olmuş bana hamileyken, sonra geçmiş. Geçen gün bir gazete ilanında gördüm, eczanede bu lekeler için bir ilaç satılıyormuş..Aklıma sen geldiydin ilanı görünce. Bir de şu "gelişmekte olan ülkeler" için 2 yıl meselesine geleyim, bizim yaşadığımız şartlar onların bahsettiği nazikçe "gelişmekte olan ülkeler" ya da demek istedikleri "geri kalmış ülkeler" şartlarında değil. Yani sen çocuğuna yeterli besin sağlayabiliyorsun, her besin grubundan satın alma gücün var burada yaşıyor olsan bile. Bence onların bahsettiği farklı bir grup. Ve evet, bence de 1 yaşından sonra süt emiyor olması çocukların beslenmesini olumsuz etkiliyor ve iştahlarının daha az olmasına yol açıyor. Belki senin de doğum sonrası depresyonunun derinleşmesini de tetikliyor hala emzirmeye devam edeceğim diye ısrar etmen. Yoruluyordur vücudun her bakımdan..

Binnur Akhun Önen said...

yazımda anlatmaya calitigim sey buydu.
dogum sonrasi depresyonu hala mı sürüyor diyeblir insanlar.
e lekeler hala var ya...:9


BU arada gelismekte olan ülkeler meselesinde kastedilen sadece besin durumu değil. bu ülkelerde mikrop olayı biraz daha degisik. ve anne sütü koruyucu oluyor bir coguna anlamında...

BU lekelerin gececegi gün gelecek insallah

hayal said...

Cok dogru tespitler.. Sanki bimiyormusum gibi okudum. Bu arada, bize derste dogum lekeleri gecmez diye ogretilmisti unv.deyken ama yeni cikan bazi ilaclar geciriyormus.

pandora said...

Mikroplu ortamlarda da değil çocuklarımız, en azından gelişmiş ülkelerdeki kadar sağlıklı şartlarda büyüdükleri kesin. Yani, yarı çıplak koşuşmuyorlar çamurların ortasında ya da mikroplu ortamlara yakın değiller zaten. Büyük kentlerin çocukları bunlar zaten. Hangi mikroptan korumak gerekiyor ki büyümüş çocuğu artık? Zaten doktor kontrolleri düzenli, aşıları yapılıyor, iyi besleniyor vs vs. Bebeklikte tamam anne sütünün koruyuculuğu, ama bizim bulunduğumuz ortamlarda ve şartlarda 1 yıldan sonra bunun bir önemi ve gereği kaldığını sanmıyorum ben. Çocuğun kendi vücut direnci ve bağışıklık sistemi çalışıyor yeterince. Neyse ya, ben ne dersem diyeyim, senin emzirmeye son vermen gerektiğini düşündüğüm için söylemiyorum bunları. Nasıl istersen kuşkusuz öyle yaparsın, senin hayatın, senin bebeğin, en iyisini sen bilirsin hiç şüphesiz. Ama yani bu "gelişmekte olan ülkeler" meselesine takılmadan yapsan, bence daha iyi :)

Binnur Akhun Önen said...

Şüphesiz grip her ülkeye has bir hastalık...PEki, gelişmekte olan ülkeler konusunu bir kenara bırakalım ,her ne kadar hala yeterince hijyen bir ülke olduğumuzu sanmasam da ---çayhanelerde yapılan tetkikler sonuncunda bardaklarda bile koli basili bulunmasından ötürü örneğin ki bunun ne oldugunu cok iyi biliyorsun---ve anneninüretiği antikorların bebeğe destek olmasınınfaydasına derinden inansam da...

Grip'ten koruyormuş ilk başta. Bu benim için çok önemli. GEçen gün kendiliginden hafif çapta nezle olmuş N. EV biz farketmemişiz bile. Ancak bu nezle burun-kulak arasındaki boruyu bir süre tıkamış, bu da kulak iltihabı yapmış. GEcenin bir körü şans eseri ateşler içinde oldugunu farkettim. Düşünsene ne kadar basit bir şeyden dolayı. Sonrasında antibiyotikler.. BU antibiyotik denen şeyi mumkun mertebe az kullanmak gereksin insallah...

Binnur Akhun Önen said...

Sevgili hayal,
demek öyle söylediler derste. Bu bence hem iyi hem kötü haber.
yani ben bunun kendi kendine yokolacagını düşünmekle hata yapmış olduğumu ama ilacı oldugunu ögrendim :)
ama emzirme bitince en azından hafiflerler :) di mi ?

hayal said...

Evet sanirim.. Gunesten korumanin da (yuksek faktorlu kremle) cok faydasi oluyormus

asliberry said...

Binnur, ne kadar istersen o kadar emzir. Sadece sağlık anlamında değil, duygusal bir boyutu da var bunun. Bir mucize üretiyor ve bununla bebeğini besliyorsun. Acaip bir bağ yaratıyor. Diğer anneleri bilmiyorum ama bana kendimi çok önemli hissettiriyordu. Bir inek kadar değerli olduğumu düşünüyor olmam çok komik gelebilir ama anlam katıyordu bana işte. Ve bırak mikrop alsın çocuk ya. Bir arkadaşım öyle hijyen delisiydi ki, adını domestos hanım koymak üzereydik, sonunda hastalanan çocuğuna yurt dışından mikrop getirdiler, bağışıklık kazansın diye. Mikrobumuz bile ithal bak, niye? ataydı ya cıbıl cıbıl toprağa, hayvanlarla, bitkilerle, toprakla içiçe büyüteydi. Bu arada façanın ne kadar bozuk olduğunu düşünürsen düşün, sen çok güzel ve çekici bir kadınsın, her halinle de cezbedici olduğuna emin olabilirsin.
Sevgimle,
Not: Anketine çocuk sosyalleşmeli, senin de anaokulu için para kazanman gerek diye oy veren tek şahıs benim, başvuruların ne alemde?

asliberry said...
This comment has been removed by a blog administrator.
asliberry said...
This comment has been removed by a blog administrator.