7.7.06

Dark Side of the Moon, bence “Anlat Anne” yerine bu ismi kullanmalıydım. Ama anneliğin sadece karanlık yüzünü gördüğüm için değil, benim anneliği böyle yorumladığımı sananlara aslında ayın hep aydınlık bir yüzü de vardır ama ben burada ondan bahsetmiyorum demek için.

Biliyorsunuz ayın karanlık yüzünü şimdiye kadar hiç görmediniz, ay’ın her zaman bir yüzünü görüyoruz, ve o da güneş alan, ışık sayesinde görünebilen taraf. Ama bu, ayın boyutsuz olduğu anlamına gelmiyor. Bizden saklasa da karanlık bir yüzü (de) olduğu gerçeğini silemiyor..

Çok sevilen dizilerin kahramanlarını şöyle bir hatırlayın. NE tam siyahtırlar, ne de tam beyaz. Renk skalasında ara renkler olduğunu hatırlayabilen senaristlerin elinden çıkmış diziler tutar genelde dikkat edin.

Seyircinin pür-ü pak melek-ül ala :) kahramana pek inanası yoktur, dudak bükerek izler onu. İnsan dediğin kavga da eder, küfür de… Hatta kavga ederken kimi zaman bel altına da vurur, hayince davranır. Kavga etmese bile laf çarpar, iğneler.. Hayatı Polyanna gibi göremez, sızlanır-mızıldar. Tükenir, öfkelenir, depresyona girer, depresyondan çıkar, hayatın katmanlarını keşfeder, bu arada kendi kişiliğine de yeni katmanlar ekler, kendini bir bina gibi inşa eder , kendi yükselirken çevresini de yükselmeye zorlar, tıpkı diğerlerinin de onu zorladığı gibi. Hayat budur. Hayat’ın bir aydınlık, bir karanlık yüzü bir de ara tonları vardır.

Ara tonları her üç sayfamda da yakaladığımı sanıyorum. Ancak Anlat Anne bence tamamen ayın karanlık yüzü, ki bazı annelerin kendilerine bile itiraf etmediği, analık yüceliklerine zeval gelecek korkusuyla kirli çamaşır saklar gibi sakladıkları yüzü anneliğin…

Ama ne ben Anlat Anne’deki benim, ne de Nehir Anlat Anne’deki Nehir (sadece)…Bizim başka hallerimiz de var. Onları ekmek kokusunda, Nehir’in Seyir Defteri’nde bulabilirsiniz. Burası daha çok düşünme, düşüne düşüne çözemeyip dertlenme, dertlenirken paylaşma, paylaştıkça rahatlama, rahatladıkça çözüm bulma köşesi.

Eşime bugün dedim ki:
Çocuk sevgisi ömür boyu bitmeyen bir aşk gibi…

Bunu babamın ve annemin bakışlarında görüyorum. Bunu (Nehir’e dönük) eşim ve kendim de görüyorum…
Nasıl oluyor diyorum, nasıl oluyor…Daha düne kadar yoktu, ama şimdi her şeyden üstün.

İkea’da çocuk reyonuna geçiş kapısında yazan yazıyı çok seviyorum..

“Dünyanın en önemli insanları için…”

Anlat Anne’de yaptığım, dünyanın en önemli insanına, hayatımı adarken hepten kendimden geçmediği kendime kanıtlamak…Bir insan olduğumu ve değişen düzenlere ayak uydurmaya çalışırken zorlandığımı itiraf etme isteği….VE belki de birkaç yaren bulmak bana "heee" diyen, seni anlıyorum, ben de bunları yaşıyorum diyen… (yo'larda serbest tabi, benim amacım yalnız olmadığımı bilmek) Posted by Picasa

8 comments:

Aliye said...

Dün aklıma geldi bu konu Binnur, dedim ki atlasam arabaya gitsem Bodrum'a, buradan 1 saat uzaklıkta, Hoca'nın yerine gitsem eşyalarımı atıp denize koşsam, gün dönmeye başladığında bu sefer havuza, elimde kitabım, sırt çantam, gece yemeğini hocam denizin kıyısına koysa da ayaklarım denize yemeğimi yesem... Ve bunları ne Aydınla ne de Sude ile hayal ettim, tek başına, biliyorum kapıdan adımımı attığım anda özleyeceğim kokusunu ama ben soluk almak istiyorum yaaaa, tek başına, yalnız kalmak istiyorum sadece... (bu arada biz memeyi 21 aylıkken kestik yani Martta ama hala sütüm geliyor biliyor musun ve o süt aktıkça ben kendimi öyle suçlu hissediyorum ki ama Sude de emmek istemiyor ve emmeyi bıraktığından beri bariz bir şekidle özgürlüğünü ilan etti direk bana)

Binnur Akhun Önen said...

Aliye'cim
bir cok insana nazaran gercekten iyi sayılacak hatta super sayılacak bir zaman boyunca emzirmissin, bence sucluluk degil gurur duy :)

BEn bilirim bu soluk alma istegini ama onlarsız soluk alınamadagı mevzuunu pek iyi (tüm anneler gibi) :)
Sevgiler

isil cetin said...

anlat anne bana çok da karanlık gelmiyor. sen işe dönünce rahatlayacak gibi görünüyorsun, bu da çok uzun bir süre gerektirmiyor değil mi? benim karanlık noktalarım bir sürü, ve de bir kısmı son derece önemli konulardalar: yemek yapmayı sevmiyorum, kızımı başka çocuklarla biraraya getirmekle ilgili eylemler zor geliyor (yorgunum yorgun), ona doğru dürüst 'hayır' diyemiyorum (çünkü eğitim/disiplin, ne dersen de bana çok yabancı konular)... kendimi ite kaka bu konularda birşeyler yapmaya çalışıyorum ama hiç istikrarlı değilim. bazen, bunaltıcı anları yavaş çekim yaşıyorum; mesela çok yorgunum, tek isteğim öylece sırtüstü yatmak, yerde veya yatakta yatıyorum, kızım beni kaldırmaya çalışıyor, saçımı çekiyor hatta üstümde tepiniyor, oyun istiyor, ilgi istiyor. bir yandan kafamda 'gidip kendimi odaya kilitlesem' düşünceleri dönüyor, bir yandan da 'ne biçim anneyim ben' suçluluğu içindeyim. işte o anlarda 'anne olduğum için mutluyum, sağlıklı bir kızım var, birlikteyiz' gerçekleri ile durumu nötrleştirmeye çalışmıyorum artık. çoğunlukla, bir merak: hayatta bu anlar da "yaşanmalı" mı?...

epey detaylı bir 'hee' oldu galiba.

mom said...

anlattiklarini cok iyi anliyorum:)) annelik bir lanet gibi diyorum ama lanet derken kotu birsey degil kastim, anne olunca ne cok sey degisiyor hayatimizda, surekli endiseli, dusunceli bir halde oluyoruz, izledigimiz her kotu haber oturuyo icimize ve durumumuzu birtek bu yoldan gecen anliyor...hereye ragmen cok guzel, onceden boyle boyle olcak deselerdi yine kalkisirmiydim bu ise tereddutsuz evet...

Koyubeyaz said...

Ben yeni yeni anliyorum her şeyi 4 ayını doldurmaya çalışan kızımla beraber.. Eskideki duzenimin artik var olmadıgını ve aslada olmayacagını artık bu kosusturmacalı duzene ayak uydurmam ve kabul etmem gerektıgını. Itıraf ediyorum cok yorgunum mesela deliksiz uyumanin nasil bir sey oldugunu dahi unutmus durumdayim. Ama ona bakinca onu sevince kucagima alinca yok olup daha sonra yine ortaya cikan bu anlamsiz durumdanda kurtulmak istiyorum. Yetismeye calisicam diye kendimi paralamak duygusundan kurtulmak istiyorum ama buda mumkun gorunmuyor sanirim su aralar ayin sadece karanlik tarafindayim ama aydinlik tarafinin var oldugunu iblmekde mutluluk verici. Yinede dunya uzerinde baska hic birsey icin katlanamayacagim seylere katlaniyor olsamda kizimi iyiki dogurmusum diye dusunuyorum hep..

annelog said...

Yoksa sen Pink Floyd da mı dinlersin?:)Süper:)
Bence haksızlık etme Anlat Anne'ye, yazdıkların hepimizin öyle veya böyle yaşadıkları şeyler. Hepimiz kendimize özgü yaşıyoruz pekçok şeyi ama yine de ortak bir sürü nokta var. Makina değiliz ki, tabii ki zıvanadan çıktığımız bunaldığımız zamanlar olacak. Bence ayın karanlık yüzü yerine madalyonun diğer yüzü demek lazım. Birbirinden ayrılmaz ama yine de parlak:)

isil cetin said...

anlat anneee! dünya seyahatine mi çıktın! lütfen şu ay resmini değiştir benim gibi depresif birinin bile içini kararttı! veya hemencecik elli tane yazı koy da en altlara gitsin, bunaldım yaa :)

zANNEt said...

Burda da var bir 'heeee' diyen anne..
Sevgiler.