5.2.09

Kendim İçin Yazdım...

Dünya, güneşin çevresinde bundan yaklaşık 20 kez daha az döndüğünde, yani ben 18 yaşındayken bana sordular;
Yaşlanmaktan korkuyor musun?
"Korkmuyorum," dedim.
"Çünkü ben yaşlandıkça yüzüme oturan çizgiler, seneler içinde beni ben yapan çizgiler olacak. Onları niye sevmeyeyim ki?"

İyi hatırlayamıyorum, bunları bir kez daha anlatmış olabilirim. Nasıl ki bir erkeğin en önemli bedensel gururu erkekliğiyse, bir kadının da en önemli bedensel gururu güzelliğidir. BU yüzden bir kadın, tıpkı dünyanın aşkla veya saplantıyla (tanımlamayı siz seçin) güneşin çevresinde fır dönmesi gibi güzelliğe ve güzelliğine dair konular etrafında dönüp durur. Ve işte (bir) kadın eğer ki diliyle ya da kalemiyle kendini ifade etme yolunu seçmişse, sözkonusu saplantısına dair tekrarlar yapar, aynı noktaya döner. Cinsiyetinin ona yüklediği taşıması zor rol adına mazur görülmesi gerekir.


Ve sonra seneler geçer...
Banyoların güvenli ortamlarında, dolaylı ışıklarla koruma altına alınmış aynadaki akisler, zamanın yüzünüzde oluşturduğu erozyonu veya korozyonu kolay örtbas eder.
Klavye tıkırtılarının sahibi burada bir parantez açmak ister:
(Bir üst cümlede bir yanlış var mı? Yok aslında. Topraktan geldik, toprağa gidiyoruz diyen kültürler için "erozyon" ve "insan yüzü" kelimesi bir cümle içinde çok abes kaçmamalı.
VE esas anlamı metalin paslanması, oksitlenmesi olan korozyon kelimesi de söz konusu olan bir surat ise anlamsız olmamalı. Biliriz ki yaşlanmak demek hücrelerin okside olması, yavaş yavaş yanıp ölmesi demek. Ve ölüp ölüp çarşaflarınıza mayt yemi olarak dökülmesi elbette. Ve yaşlanmak demek yaşarken yavaş yavaş ölmek demektir.)

Tıkırtıların sahibi konuya geri döner:
Aynalar, yüzüne gülmek veya konuşmak zorunda olmadığınız arkadaşlarınızdır bilirsiniz. Bunun aksi tuhaftır. Kendinize ait kafanızda bir resim varsa, o da yüzünüzün en donuk halini yansıtır. Bu donukluk koruyucudur çok. Ne gülüşün, ne de sinirlenişin yüzünüze verdiği garip kasılmaları gösteremez aynalar size... Merak edip de ayna önünde şekilden şekile girmediğiniz sürece.
Ve böylece dünya güneş çevresindeki bitmez dansına bir kaç tur daha ekler. Aynadaki donuk surat hep aynı kalır. Nasılsa derinizin de yerçekimine karşı belli bir direnme gücü vardır. Seneler seneler boyu donuk ifade bir bulldog köpeğini çağrıştırmaz size. Yaşlılık yüzünüzde saman altından su yürütür, gülmediğiniz sürece görünmez. Ama gün gelir gülüverirsiniz işte ayna önünde. O zaman yaşlılık da gülüverir. Gözaltlarında sizden habersiz oluşmuş tüm ince çizgiler gözler önüne seriliverir. Aslında bilmezsiniz ki sizden başka tüm gözler o çizgileri hergün görmekte, tek görmeyen sizinkilerdi. Zaten ne demişlerdi, göz kendinden başka herşeyi görür!
Avuntu hazır; tüm çizgiler beni ben yapan çizgilerdir.


BU durumda göz altındakiler atılmış tüm gülücükler ve kahkahaların imzası olmalarından dolayı affedilir, peki ama iki kaşımın ortasındaki derin çukur da nedir?

Seni sen yapan tüm anlar içinde bu kadar çok çatık kaş zamanı olduğunu bilmiyordun...
Ve tüm bunları aslında güzelliğin peşinde olduğun için değil, hayatın peşinde olduğun için yazdın. Ölmeden de tedavülden kalkılabilinir bildiğin için, ve bir de fotoğraftaki yaşlı adamın suratında gördüğün hayat özeti hüzün olduğu için.
Not: İlham veren Foto, değerli fotoğraf üstadı Yusuf Tuvi'den.

4 comments:

GİZEM ŞIVKA PİDECİ said...

Anlat Anne,
cok guzel ama cok guzel bir yazi bu. basucuma asmak istiyorum bu yaziyi... cok guzel

asliberry said...

"Ve yaşlanmak demek yaşarken yavaş yavaş ölmek demektir."

Nasıl yani? Niye dedin ki bunu şimdik?

Binnur A. Ö. said...

Sevgili Gizem,
Ne kadar cesaretlendiricisin. bunun için sana kocaman bir teşekkür ve kocaman bir öpücük (izninle :))

Binnur A. Ö. said...

Aslıcigim,bunu dememin nedeni buna inanmam.
Yok degils yok herhangi bir şey şükür.