30.3.07

..................... 6 yaşındayken, babam için bir kayınvalide-kayınpeder, abim (ağabeyim) ile benim için bir annnnaaannnneee- dede ziyareti, Ankara’dayız (annem için ne ziyareti olduğunu söylememe gerek yok sanırım)…

Babam kız tarafı ziyaretinin yoğunluğundan sıkılmış olmalı (ya da eskiden bu bir nevi adetti- hep yapardık. Sinema hayatın bir parçasıydı) ya da biz israr ettik bilmem, sahne değişti: Yıldız Savaşları’nı seyrederken bulduk kendimizi…

İşte orada deri yeleğinin içinde “serserice” ve gençliğin ışıldattığı haliyle Han Solo’ya aşık oldum ben…..
Çok sonra öğrendim ki onun adı Harrison’mış, soyadı da Ford.

Film çok etkiliymiş… Film’den Ediz Hun’a olan aşkımı “geçici bir süreliğine” Solo’ya devrederek çıkmanın da ötesinde beynimin bir köşesine saklanan yüzlerce imge hatıra kaldı bana.

Biri satranç tahtasında birbirini gerçekten de alıp yere çakan yaratık piyonlar…
Diğerleri de şöyle sıralanabilir:
2 robot (biri cüce silindirik r2d2 -diğeri de altın mıdır- pirinc midir nedir ışıl ışıl sarı sarı yanan insansı olan)
Prenses Lea’nın boynuz gibi yanlara kıvrılmış saç modeli
Hologram denen şeyin adını bilmeden kendisini vakitsizce idrak etmemi sağlayan görüntü…
Bir nevi halteri andıran acayip savaş gemileri (ve onların ateş ederken çıkardığı ciuuuv ciuuuv sesleri)
Dart Vader denen iri yarı -kara pelerinli kötü ama acınası adam (kabul edin onun yerinde olmak istemezsiniz)…
“Meğer o kara adamın oğluymuuuş” dediğimiz sarışın yakışıklı
Klostrofobimi zorlayan dar ama aydınlık uzay gemisi koridorları…..

Babama sorsanız o güne dair ( o da hatırlıyorsa) hafızaya kazımaya değer tek şey sinemadan çıkışta daha fazla kendimi tutamayıp altına kaçıran kızını ıslak çamaşırlarla ne edeceğini bilememesi olsa gerek..

Ya da daha çok annelerin başına gelen böylesi bir sıkıntıyı kaldıramayacak kadar gerilip olayı hafızasından silmiş de olabilir….

Fakat çocuk beyni temiz bir kağıt gibidir… Yaz yazabildiğin kadar, yer bol.. Tüm gereksiz detaylara kadar yaz hatta… Bitmez oğlu bitmez bir kâğıt, üstelik kafa kağıdı gibi seneler geçtikçe eskimez de. VE hatta bir alzheimerlı bile dün ne yediğini hatırlamaz da çocukluğunda ne halt ettiğini sorsanız şakır şakır anlatır…

Dedim ya, hafıza işte bu… Olur olmaz yerlerde gözünüzün önüne önüne sokuşturuverir bir görüntüyü: şah – mat.

6 yaşımın paçalarımdan “ürin” akıttığı o gecesinde bu ehven durumda filmin korkunçluk manasında bir payı yoktu neyse ki…

O yüzden o gece ile ilgili babamı suçlayabileceğimiz tek şey film arasında evladına “kızım çişin varsa git tuvalete,” dememiş olması olabilir.

Ancak 6. yaşımı müteakip birkaç yıl sonra geçirdiğimiz bir sinemalı gece daha var ki : “bilemiyorum yaniiii”.

Yunan mitolojisine merakım o film kaynaklı ise eh iyi bari, ancak diğer veriler pek de iç acıcı değil.
Filme adını veren mitolojik tip: Medusa denen, baktığını taşa çeviren, kafasında saç yerine yılanların kaynaştığı bir adi yaratıktı işte.
Film ise günümüzde geçiyor.. Düşünce gücü ile uçakları apartmanların tepesine tepesine düşüren, (hem de bunu psikiyatrı mavi gözlü güzel kadına ispat etmek adına yapan vs) bir adam…

Pek tekin pabuç değil anlayacağınız.
Sonuçta kadın adamın pek de hayırlara vesile olamayan gücüne o kadar kani oluyor ki gidip adamın beynini bir nevi oscar heykelciği gibi bir şey ile güm güm vurarak dağıtıyor.

Burada önemli olan bu üstün güce sahip adamın nasıl olur da böylesi bir sonu önceden kestiremiş olması değil elbette (belki de benim o çocuk yasımda anlamadığım ince bir şey vardı filmde: adam kadına kadın onu öldürsün de dünya da kendi de kendinden kurtulsun diye gitmişti - bilemiyorum)

Önemli olan şu ki tüm bunları (kötüye kullanılan beyin gücü türü o yaşa fazla gelebilecek parapsikolojik bir olgu ve kafa kemiği çatırdatılarak adam öldürülebileceği gerçekleri) öğrenmek için yaşım biraz gençti….

Evet, nereye kadar önlenebilir. Mutlaka bir gün öğrenecektim hayatın böyle de yönleri olduğunu.. .Ama işte- aması var….

Evlatları kolumuza bir nevi sepet gibi takarak gittiğimiz filmler konusunda (ben henüz gitmedim-benim evlat sinemaya alınacak yaşa gelmedi- ama tv bazen benzer işler görebiliyor) geçekte seçiciden de öte seçiciler olmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bir film vardı mesela Charles Bronson’lu… Ruslar mı ne insanları alıp öyle bir şartlamışlar ki filmde, aslında kendilerinin bile militan olduğunu bilmeyen sıradan insanlar gelen bir telefon (ve Allah bilir söylenen hangi harekete geçirici sözle) birer teroriste dönüşüp orayı burayı bombalıyorlardı- büyülenmiş gibi.

İşte o filmden sonra ben asla ama asla hipnotize olmamama kararı almışım da farkında değilim. (hayır diyeceksiniz ki hipnotize olsan ne yazar olmasan ne yazar- öyle demeyin kimi hipnoz seanslarının derin korkuları yenmede işe yaradığını duydum. Ben karanlıktan korkarım mesela… Gitti mi elden bir tedavi imkanı şimdi. İşte ben ona yanarım.)

Sonra bir başka film: Deer Hunter (bize Avcı diye çevrildi)
İçime işledi o film benim. Robert de Niro’nun aptalcasına bir rus ruleti oyununda şakaktan vurulan arkadaşının kafasını elleri arasına alıp ağlayışını, akan kanı durdurmaya çalışışını unutamam.
Vietnam’da esir düşen askerlerin omuzlarına kadar gelen sıçanlı suda olduğu sahneyi de…

Helikopterden atlayıp da sığ nehir’de kaval kemiği derisinden fırlayan adamı da…
Vs vs

Savaşın ne kadar acı olduğunu anlattı o film baba.. işte bu yüzden de o kadar tukaka dememeli ona….

Ancak bir başka film var ki biraz da az önceki iğrenç sahnelerin etkisini silmek adına, biraz dagüldürmek için sizi, anlatmak istiyorum.


Önce yaşım ile başlayayım: 11,5

Hiç unutamıyorum o filmi gördüğüm yaşı, çünkü bana yaşıt gibi iki kızı olan komşuya emanet edip de annem Jaws’a gönderdiği gün beni, yaş mevzuu olmuştu arkadaşlarla aramızda… Böbürlenerek 11,5 demiştim. Sanki büyümek yapabileceğim en önemli şeymiş gibi…

Arkadaşlar buradan açıklıyorum. Evladınız 11,5 yaşındaysa lütfen onu JAws’a göndermeyin sonrasına uzun bir süre tuvalete oturamayan, otursa da kalkıp kalkıp arada kuburu kontrol eden bir çocuğunuz olur.

Kim demiş bir camgözün tuvalet kuburundan sığamayacağını… Aynı Jaws’ın bel boyunda plaja da giremeyeceğini de söylemişler di hani…

Bugün bir arkadaşla konuşuyoruz… Meğer JAws sadece 11,5lukları değil 13lükleri de derinden zedelemiş o yıllarda. Üstelik bu arkadaş korkudaki limitsizliği ile içime sular serpti (meğer kubur kontrolü o kadar da acayip bir şey değilmiş)

Söz konusu adaını vermek istemeyeceğim dostum – bırakalım da bu itirafı o yapsın-- Jaws sonrası bir süre odasının ışığını kapatamamış arkadaşlar…. (Laf aramızda tuvalette hiç olmazsa su var…)

Jaws’ın çocuksu boş – bom boş akıl sayfama yazdıkları az biraz silindi elbette. En azından boyutlar ve olabilirlikler konusunda aklım başıma biraz daha gelince…
Ancak derin sular bana hala inci dişli JAws’ı hatırlatırlar….

İşte bu yuzden balayında önde benim adam- arkada ben halinde türkvari bir çoklukla bindiğimiz jetski’den Alaçatı’nın az biraz açıklarında lacivert sulara savrulduğumuz anda ağzımdan çıkmasına engel olamadığım bir soruydu “burada köpek balığı var mıdır?”

VE JAws’dır mesulü aldığım homur homur “hayır yoktur elbette” cevabının….

NEyseki homurdanan adam Jaws’ı doğru yaşta seyretmiş. JEtski’de önde oturanın hani şu odasının ışığını bile kapatamayan arkadaşım olduğunu düşünün bir:

-Burada köpek balığı var mıdır?
-Ne köpek balığı mı? İmdaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaat…




Resim not:
Bu resimi olusturmak icin iki ayrı adresden iki ayrı grafik kullandım.
Köpekbalığı buradan
korkan çocuk buradan

3 comments:

annelog said...

Işığı kapatamayanlardanım beeen!!! İzmir'de gitmiştik filme annem ve babamla. Çıkıştaki hissiyatımı çoook net hatırlıyorum, hava çok karanlıktı ve karanlık yerlerden jaws çıkacak sanmıştım!! Ve hala derinde yüzemem! Yok ben daha erken seyrettimdi herhalde, bu kadar da işlemez ki bir film değil mi??

Binnur Akhun Önen said...

Sevgili Annelog,
bu yoruma Zeynep cok sevinecek...Artık kendini afişe etti , o ışığı kapatamayan bendim dedi bilmem biliyor musun:
bir göz at istersen, kendini daha iyi hissedeceksin :)
mutfakrobotu.blogspot.com

yummymummy said...

Yasimi hatirlamiyorum ama dayimin benden 7 yas buyuk ablami Jaws'a goturdugunu ve beni ektiklerini, filmden dondukten sonra soylediklerini ve benim de cok bozuldugumu hatirliyorum:) Jaws'la ilgili ilk anim bu... Sonra ne zaman seyrettigimi hatirlamiyorum ama ben de hala denizde acildigimda annelogla ayni urpertiyi hissederim yahu:)