22.12.07

Falda Böğürtlen....(Asliberry'ye)

Öpüşürler ve kız arkasını döner kalabalığa karışır.
Yüzlerce kara kabanlıdan biridir artık. Ve daha da ötesi kalabalıktaki onlarca at kuyruklu kızdan biri…

Bir süre gözle takip edilebilir durumdadır. Biraz zaman geçince takibi imkânsız bir hal alır. Dışarıdan bakıldığında hepsi birdir (işte). Madem hepsi birbirine benzer ve hatta kimileri kısmet denen yabancı dillere çevrilemez şey sayesinde sepetine düşen(ler)den daha iyi; “Nedir fark,” der oğlan kendine.

Cevap için mevsimi beklemek gerekir, vardır her cevabın bir mevsimi çünkü.

Yaz bitmektedir. Dağların yokluğunda dağ geçinen tepelerin önünde buluverir oğlan kendini.
Çalılar bir başka gözükmektedir. “Yanaklarına al düşmüş gibi mesela,” der oğlan. Keçiyolunun sağını solunu sarmış mütevazı dikenli teller çok değil birkaç hafta eveline göre biraz renklenmiş gibidir. “Aşık olmuş gibi mesela” der oğlan.

Aşkkk. Aşşkkk. Aşşşşşşşşk.
“Ne tuhaf bir laf bu,” der oğlan kendine, ve dahi tuhaf bir his de aynı zamanda, tuhaf bir kelime olmaktan öte.

Yaşlanmaktan korkar sonra. Çünkü aşk bir ayrıcalık ise eğer, ayrıcalık gençlikle beraber bitmektedir (görünen o ki). Buna “Hayır” diyen olabilir. Onlar içinse gençliğin menzili uzatılabilir. Birçok kavram gibi gençlik de lastik gibi birşeydir nasıl olsa. İsteyen istediği kadar uzatabilir. VE dahi isterse sündürebilir bile.

Pofuduk ve rengârenk minderlerin yeşil çimenler üzerinde dört bir yana dağıldığı nargile evi gelir sonra aklına. Aslında aklına gelen son zamanların “yayılarak zıkkımlanmak” modasına uyum sağlayan “içimhane”sinden ziyade sözkonusu yerin kadrolu falcısıdır. Ülkedaşlarının taklitçilik yeteneği üzerine düşünme fırsatını esgeçmek ister ve herşeye rağmen farklılaşma çabasına odaklanır. Nargileevi sahibinin diğer rakipleri gibi yüzlerce lira sayarak diktirttiği ve bahçeye cansız çiçekler gibi bir nevi ektirttiği sarı- mavi-turuncu- yeşil-pembe ve illaki kırmızı onlarca minder değildir de aklını çelen, bir kara kuru kadındır minderler arasında salınıp gezinen.

Farklılaşma çabasının eseri, “Kadrolu falcı” yanaşır müşterilerin yanına bazı bazı. Amaç belirsiz. Kara kabanlı sevgilisine göre oğlanın, niyet kazanç arttırmak. Oysa oğlan başka düşünmektedir her seferinde. Göz göze gelip ağusunu almak her faninin kolay iş olmamalı bir medyum için. Yanaşıp konuşacaksın, konuşup boşaltacaksın aldığın enerjiyi (zat’dan). Ve onun hissedip de hissettiğini kendi kendine bile itiraf edemediği kötü kaderini allayıp pullayıp kelimelere dökeceksin ki o rahat etsin ve elbet 6. his lanetine uğramış olan kadrolu da onunla beraber.

Fakat her zaman her şey bu kadar berbat olmak zorunda değildir. Yan siniye yanaşık pembe minderde oturan kız yanındaki uzunla evlenme hayalleri içinde fincanı ters çeviriverir. Biraz uzun olmanın gerekliliği, oğlanın başı kavaklar ve onları etkileyen yeller arasında olabilir. (Ve) İşte tam bu yüzden belki biraz geç düşünebilir ama -- kuyumculardan kuyumcu beğen -– bir vitrinde kız için bir alyans epeydir alınmayı beklemektedir.

Ve sonra yine aynı grupta, bu kez kırmızı minder üzerinde oturmakta olan kız da emeline ulaştı ulaşacak, bunun için fincanı al aşağı etmeye gerek bile yok, dizinin dibindeki oğlan hem elini tutmakta, hem gözünün bebeğini kollamaktadır kızın: “Acıktın mı sevgilim? Bir koşu sana tost alayım, geleyim”

Velhasıl, düşünür oğlan “aşk güzel şeydir,” taşlı-topraklı keçiyolu ayaklarının altında hışır – hışır.
Sonra aklına yan sininin diğer konukları gelir. Keramet renkte midir belirsiz, ama kızlardan biri kahverengi minder üzerinde oturmakta. Kızın arkadaşlık konumundan sevgili durumuna kendiliğinden terfi etsin diye gözünün içine baktığı hödük ise başka masalara bakmakta. Kız güzel, güzel olmasına ama – ama işte.

Kadrolu falcı belirir. Sezinlenilmiş – ve anlatılması gerekmiş şeyler dönmektedir masada. Kötü haberi sona sakla. Pembe ve kırmızı minder sakinleri dinleyecek önce halini, kahverengi minderdeki en sonra.

"Böğürtlen var burada," diyor kadın, bakarak yeni açılmış- ama daha öncesinde telvesi donup kalmış fincana. Sonra bilmezmiş gibi ne için kapattığını kızın falı, konuşuyor tuhaf edalarla : “Falda böğürtlen işte başarı, aşk hayatında yenilgi demek. Ne için kapattın görünmüyor ama her işte önemli olan hayırdır hayır…”
..

(Ve) Bir başka gün, bir başka günün cadısı konuşuyor bir başka yerde:

“Rüyanda böğürtlen gördüysen vay haline zira seni ağlatacak bir olay yaşayacaksın demektir.
Ama uyanıkken, ve hatta dipçik gibiyken, (çünkü dağ bayır yürümektesin) böğürtlen görmek mutluluk demektir.”

Harfler ve kelimeler ve cümleler yankılanıp yankılanıp yokoluyor sonra.

Bir tek keçiyolu var, aynı hayat gibi, oğlanın önünde uzanmakta…

“Nedir fark,” diyor oğlan kendine tekrar, "hepi topu el kadar at kuyruğuyla onu (siyah mantoluyu) diğerlerinden ayrı kılan?"
Sorunun cevabını bilmiyor.

Sıra bugünün cadısına geliyor… Parmağını önce “A” harfine basıyor, sonra “Ş” sonra “K” klavyede:

“Aşk gibidir böğürtlen.
Ya da dalında binlercesi varken sadece bir tanesini gözüne kestirmek, ona doğru çekilmek aşka benzer. Aşk da böyle bir şeydir çünkü. Çok insan vardır hayat kapınızdan giren çıkan, ama sadece birinden gözünüzü alamazsınız. Uzan da al beni der sanki o size, diğerlerini artık umursamazsınız” diye yazıyor.

Gözü kenardaki böğürtlenlere takılıyor oğlanın
Daha nicesi yan dallarda ışıl ışıl- bal bal - diri diri bekleşmekteyken uzanıp da yalnızca birini koparıyor, ağzına atıyor.

Oğlan biliyor,
--önce veya sonraları bilmez ama-- tam şu anda dünyanın en nefis böğürtlenini yiyor.

8 comments:

GİZEM ŞIVKA PİDECİ said...

O zaman yeni yilda henuz tatmamis olanlara bogurtlen aski diliyelim bari. :)

Demli cay said...

Ne güzel bir hikaya böyle bu Binnurcum :)
Paylaştığın için sağol. Aşk ve böğürtlenler arasındaki ilişki ilginç... O zman her kadın bir böğürtlen varsayılabilir.
Demli böğürtlen :)
Sevgiler..

Binnur A. Ö. said...

Gizemcim
dilek güzel :)
bence de herkes en azından bir kere bögürtlen yemeli hayatında...

Binnur A. Ö. said...

Demli Bögürtlen lafına cok guldum :)
ancak erkekler de bögürtlen olur şeker böğürtlen :)

Biyo said...

Oh bu saatte yastığımı kabartıp bana bunu okumuşsun gibi geldi Binnur,ağzına klavyene sağlık:)
Bi de iyi geceler öpücüğü versen tam süper olacak:)

Binnur A. Ö. said...

Sevgili Biyo
üfürdüm gitti iyi geceler öpücügünü
(uyuttu mu yaw yazım :)

Feyizeval said...

selam
yazını çok beğendim. böğürtlen benzetmesi ilginçti. ama ben orda o facıya takıldım. gerçekten de insanın duymak istediği bilinçaltında sakladığı o sözleri, nasıl da 6.hisleriyle kavrayıp söylerler. görevlerini yapmış edasıyla çekilirken onlar, bizler kafamızdakilere o anlık yanıt bulduğumuzu sanarız ya, aslında sadece duymak istediklerimizi duymuşuzdur. yani değişen bir şey yoktur gerçekte.

Binnur A. Ö. said...

feyizeval
falcı konusu ayrı bir muamma.
isin icin de uydurmasyon da var içe dogma da...
ama neticede o anlık bir rahatlama dyelim fala baktıran icin.
cunku en iyi haberler de en kötü haberler de ertesi gun aklıkdan coktan cıkarılmıs oluyorlar (fala baktıranların aklından)
yazıyı begenmenize ise ayrıca cok sevindim.
sevgilerimle