<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113</id><updated>2012-01-09T15:59:15.367+02:00</updated><title type='text'>Anlat Anne</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><link rel='next' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default?start-index=101&amp;max-results=100'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>197</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3038342503020446097</id><published>2011-12-12T21:55:00.002+02:00</published><updated>2011-12-12T21:55:23.767+02:00</updated><title type='text'>Sürekli kanat çırpmak!</title><content type='html'>&lt;div class="separator" style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-JjAy_1vnA0k/TuZb7-Br9eI/AAAAAAAADQw/8MakoafT9S4/s1600/yildiz.jpg" imageanchor="1" style="margin-left: 1em; margin-right: 1em;"&gt;&lt;img border="0" height="320" src="http://1.bp.blogspot.com/-JjAy_1vnA0k/TuZb7-Br9eI/AAAAAAAADQw/8MakoafT9S4/s320/yildiz.jpg" width="302" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div class="MsoNormal" style="text-align: center;"&gt;Kuşları uçarken değil süzülürken seyretmeyi severim, ve bisikletlileripedal çevirirken değil de “rölantide” giderken. Sonra arabalar vardır, ya da şoförlermi demeli, yokuşta boşa alırlar, gram benzin harcamadan giderler. Pek tekin biriş yapmadıkları aşikâr ancak keyif üstü kaymak halinde hani. İşte tüm bunlargüzel şeylerdir. Zaman zaman minimum enerjiyle varolanı devam ettirmek gerekir.Çünkü ruh da kanat çırpmaktan yorulabilir. Bırak biraz süzüleyim diyebilir.Böyle zamanlarda ruhumu kucağıma alırım, bir köşeye çekilir ve ona şarkılarmırıldanırım. Ben insan olduğumu böyle anlarım…&amp;nbsp;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3038342503020446097?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3038342503020446097/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3038342503020446097' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3038342503020446097'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3038342503020446097'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2011/12/surekli-kanat-crpmak.html' title='Sürekli kanat çırpmak!'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-JjAy_1vnA0k/TuZb7-Br9eI/AAAAAAAADQw/8MakoafT9S4/s72-c/yildiz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3691290866191593440</id><published>2011-10-28T17:03:00.000+03:00</published><updated>2011-10-28T17:05:28.702+03:00</updated><title type='text'>İnsan egosu ile çalışan makineler...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Seyretmeyen kaldıysa seyredenlere anlattırsın; Matrix unutul(A)maz bir fenomen bir filmdir. (Fenomen ne demekse?)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Anlatmaya kalkarsak iş uzar, zaten bu yazıda aracı olacağı şey konusu değil bir (önemli) detayıdır….&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Film denen sahte ama rüyalardan daha gerçek gerçeklikte yani Matrix’de görürüz ki makinelerin ele geçirdiği bir sistem vardır, ve her şeyin olduğu gibi makinelerin de varoluşunu sürdürmek için enerjiye ihtiyacı bulunmaktadır.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Enerji kaynağı ise insandır. Ensesinden ve dahi vucudunun çeşitli yerlerinden sokulmuş boru mu desek, kablo mu desek karman çorman bir şeyler vasıtasıyla insanların enerjisini sömürüp kendi dinamosu yapmaktadır bu makine ve seyrederken filmi, ondan tiksinirsiniz!&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;span&gt; &lt;/span&gt;Çünkü sistemin kaynağı olan insanlar ne bitkisel hayattadır ne de değildir. Onlar yaşadıklarını sanırlar, gördükleri hayaller vasıtasıyla, ve belki de tam da bu yüzden yaşamaya ve söz konusu sistemin bekasına malzeme olmaya devam ederler. Bir diğer deyişle ruh hala bedendedir ve kimbilir ruh olmasa enerji ibreleri bu kadar tepe noktaları göstermemektedir.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;İnsanı insan yapanın ruh olduğuna dair yaygın kanıyı destekleyen bir düşünce!&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Henüz aksini kanıtlayan da yok zaten.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Bir köşe yazarı gibi kullanmak istemem kelimeleri, çünkü benim periskobum gündem maddelerini değil (hatta siyaseti bile değil) daha öteleri, daha berileri, varoluşun çılgın renklerini ve dehşetini algılamaya ayarlanmış. Fakat gün gündem günü…. Çünkü bir ucu varoluşa dokunuyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Biliyor musunuz? Son günlerde sosyal medya dedikleri şey bana Matrix’i düşündürüyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Düne kadar yokken, simdi nasıl olur da evrenin tüm köşelerinde mavi zemin üzerine beyaz ile işlenmiş kücük bir f harfi gorur oldugumuza dair acıklamalar var aklımın karmaşasının içinde…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Adı facebook, twitter ya da friendfeed, ne fark eder?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Beslendiği kaynak insan egosu.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Ne kadar da matrix vari bir durum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;İnsan enerjisi ile beslenen çılgın bir sistem.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Farkında olmadan hala yas tuttuğumu gördüm bugün.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Birkaç gün evvel bir arkadaşıma dediğim gibi: Hala toprak altında kurtarılmayı bekleyen canlar varken onu bunu şunu paylaşamam ben facebookta.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;İnsanlar var, yeni yeni pozlar verdiklerini düşünüyorlar ama benim gördüğüm şey hep aynı duruş! Eğer burunlar güzelse özenle verilmiş profilden pozlar bunlar.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Ve bir de faşistler var tabi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Soylara göre insan sınıflayan, empatiden yoksun zavallı insanlar bunlar.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Irkçı damgası yemek için illa toplama kampları mı inşa etmeniz gerek? Toprak altında hissedilen korkunun dehşetin ne olduğunu anlamaya çalışmamak, çaresizlikleri tanrının sopası olarak görmek, sizden olmayan sizin gibi olmayanları ötekileştirmek fırınsız –sabunsuz ırkçılık değildir de nedir?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Ve işte tüm bu ego kurbanları ile ırkçı deliler artık benim listemde değildir.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Ha bir de sosyal medyayı ticari bir alan olarak gorüp pişirdiği yemeği (saatlerdir enkaz altında aç susuz olanları pek de aklına getirmeden besebelli) paylaşanlar da öyle.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Daha cok temizliğe ihtiyacım var aslında.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Fakat sosyal medya denen şeyin matrixvari bir insan enerjisi ile beslendiğini görmek (sanki bilmiyormuşum gibi) hala beni sarsıyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Ki onlar ego denen şeyle besleniyor. O hiç oksijensiz kalmaya tahammülü olmayan, savaş- barış-deprem – yıkım – afet fark etmez illa ki ortalıkta olma derdinde olan şey; ego onun adı.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Ve er ya da geç benim içimde de bastırılmaya dayanamayıp gün yüzüne fışkıracak olan şey tam da bu işte!&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;Fakat biliyor musunuz? Yine de şu günlerde içimden sizlerle neşeye dair, güzel bir kadın olduğumu ispat edecek tüm&lt;span&gt;  &lt;/span&gt;yalan resimlere dair hiçbir şey paylaşasım yok, ama hiçbir şey…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3691290866191593440?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3691290866191593440/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3691290866191593440' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3691290866191593440'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3691290866191593440'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2011/10/insan-egosu-ile-calsan-makineler.html' title='İnsan egosu ile çalışan makineler...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-693265553887126908</id><published>2011-09-06T18:02:00.003+03:00</published><updated>2011-09-06T18:05:55.487+03:00</updated><title type='text'>Şimdi rahat mısın?</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/-eEUQsR43LAA/TmY2ytKLJYI/AAAAAAAADME/-ooRa388YXE/s1600/night%2Billustration.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 320px; height: 131px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-eEUQsR43LAA/TmY2ytKLJYI/AAAAAAAADME/-ooRa388YXE/s320/night%2Billustration.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5649263027326494082" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Dünyanın hiçe dönük bir yüzü var!&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bu durum içmiş insanı yoğurur, demler, bir kenara kor, içmemiş insanı ise sadece yorar…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Genelde yorgunum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Gecelerin bir köründe uyanıp düşünce denizlerinde kaybolanım.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İşin kötüsü gece başlamadan evel sıfır,&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Gece bittiğinde yine sıfır sonuç…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Elde var karmaşa!&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Hiç niyet etmediği halde sabah ezanını duyanım.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Benden ve bir de niyet edenlerden başka herkes uyuyor…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yan evde su şıkırtıları.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Birileri sonsuzluğa yüzünü dönüyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ben kendi içinde kaybolanım…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Aslında yazarın dediği gibi:&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;"Hiç konuşmadan geçmeliyiz, hayatın bir ağırlığı kalsın diye."*&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ve aç kediler miyavlasın, ve aç çocuklar ağlasın diye…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sen içini rahat ettir,&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sümüklüböcekleri ez ve vicdanın sızlamasın!&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Şimdi rahat mısın?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Su şıkırtıları nafile!&lt;/p&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Alıntı Cümle : Fadıl Öztürk&lt;/div&gt;Resim: &lt;a href="http://sumanghosh87.blogspot.com/"&gt;Suman&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-693265553887126908?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/693265553887126908/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=693265553887126908' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/693265553887126908'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/693265553887126908'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2011/09/simdi-rahat-msn.html' title='Şimdi rahat mısın?'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-eEUQsR43LAA/TmY2ytKLJYI/AAAAAAAADME/-ooRa388YXE/s72-c/night%2Billustration.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4050576055675674315</id><published>2011-08-21T21:05:00.004+03:00</published><updated>2011-08-21T21:34:59.395+03:00</updated><title type='text'>Epidermik ve topidermik farkındalık- hem de sürekli....</title><content type='html'>&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-x3LeAdoGzeg/TlFPCEAbJ4I/AAAAAAAADLs/WGNwpA3OtOY/s1600/topuklu-bayan-ayakkabi-72.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 213px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-x3LeAdoGzeg/TlFPCEAbJ4I/AAAAAAAADLs/WGNwpA3OtOY/s320/topuklu-bayan-ayakkabi-72.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5643378704925796226" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana, geneva; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;"Düşünce, dar giysilerden nefret eder!" der&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana, geneva; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;Umberto Eco bir makalesinde.&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Eco, savını kot pantalonla geçirilmiş günlerini özetleyerek destekler:&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana, geneva; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana, geneva; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;"Bu kıyafet bana bir tavır dayatmaktan da öte, dikkatimi tavrıma ve duruşuma çekerek, beni dışa dönük bir hayat yaşamaya zorluyordu. Diğer bir deyişle içselliğimi azaltıyordu. Benim mesleğimdekiler için etrafta dolaşırken kafanın başka yerlerde olması doğal bir şeydir: yazılması gereken makaleler, verilmesi gereken dersler, bütün ve parça arasındaki ilişki, Andreotti hükümeti, dindeki günah ve kefaret sorunsalı, Mars'ta hayat olup olmadığı, Celentano'nun son şarkısı, Epimenides paradoksu gibi. Biz buna "iç yaşam" diyoruz. İşte, yeni kıyafetimle, yeni yaşamım tamamen dışa dönükleşmişti. Ben ve pantolonum arasındaki ilişki ve ben, pantolonum ve içinde yaşadığımız toplum arasındaki ilişki üzerine düşündüm.  Yeni bir toplum bilincine ulaşmıştım, diğer bir deyişle epidermik farkındalığa."&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Epidermik farkındalık tek başına ise yi&lt;/span&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana, geneva; background-color: rgb(255, 255, 255); "&gt;ne hafif atlattınız, bu işin bir de topidermik kısmı var ki değmeyin gitsin.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Demem o ki güzelliğe dair siz uyurken hatları çizilmiş standartlar kasıksal kasıntılardan sorumlu kot pantalonlarının altına bir de 10 puntoluk topukluları eklemişler de haberiniz yok.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Önümde bir genç çift, erkek olanı yürüyor ancak dişisi belli ki yürütülüyor. Kızcağız oğlanın kolunda sekiyor ya da topallıyor, çanta da ağır gelmiş zahir, o da oğlanın kolunda.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tüm plajlarda olduğu gibi, en dişi- en kadınsı desenli tüm çantalar en kıllı, en erkek omuzlardan sarkıyor.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Bazen düşünüyorum da, bu erkekler bize iyi katlanıyor. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt;Tüm şıngırtılarımız, tıkırtılarımız ve fışırtılarımız arasında düşünce kapılarından uzak düşen beyinlerimiz  de öyle...&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span class="Apple-style-span" style="font-family: verdana, geneva; background-color: rgb(255, 255, 255); font-size: small; "&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4050576055675674315?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4050576055675674315/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4050576055675674315' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4050576055675674315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4050576055675674315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2011/08/dusunce-dar-giysilerden-nefret-eder-der.html' title='Epidermik ve topidermik farkındalık- hem de sürekli....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-x3LeAdoGzeg/TlFPCEAbJ4I/AAAAAAAADLs/WGNwpA3OtOY/s72-c/topuklu-bayan-ayakkabi-72.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8834555480301020352</id><published>2011-07-31T17:31:00.000+03:00</published><updated>2011-07-31T17:33:11.527+03:00</updated><title type='text'>Öldüren balkonlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-v8M64SSfv80/TjVnh8B5T8I/AAAAAAAADFE/qxHzwNnUI4w/s1600/balkon.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 265px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5635524341471465410" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/-v8M64SSfv80/TjVnh8B5T8I/AAAAAAAADFE/qxHzwNnUI4w/s400/balkon.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Toplam yaşımdan 4 yıl kadar eksik bir süredir bir sokak var ki, olmuş dünyamız. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son 6 yıldır sadece onu değil, onu barındıran şehri, o şehri barındıran ili, o ili barındıran bölgeyi bile terk edip “demirkuş” uçuşu ile 1 saat, tekerlekli ve 40 kişili taşıma araçları ile 8 saat çeken mesafelere taşınmam ve taşındığım ilde “bir süre sonra gurbet yuvan oluyor,” lafını benimsemem bile bu sokağın hayatımdaki yerini pek değiştirmemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileri eksilmiş ve kimi bilmediklerim eklenmiş de olsa insanlar genel anlamda tanıdık.&lt;br /&gt;Yazın izin verdiği mahremiyet sınırları içinde, kısaca güneş gözlüklerimin arkasından görebildiğim bu aşina suratlara selam vermenin mi vermemenin mi daha büyük bir samimiyet, hayır hayır daha doğrusu dürüstlük olduğuna karar veremiyorum. Ben bu insanları (artık) çok nadir görüyorum ve onlara onları gördüğüm için çok sevindiğime dair mimikler ve jestler sergilemem dürüstlük ilkeme karşı gelen bir durum. Onlara gösterdiğim içtenlik gerçek olsaydı ne kadar uzaklara gitsem de yine arar, yine sorardım onları. Bundan ötesi facebook arkadaşlığı! Soğuk, gereksiz ve boş!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve/ fakat alışkın olduğum balkon müdavimi yaşlı suratların yerini başka yaşlı suratların almış olduğunu görmek içimi eziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onlara şöyle seslenmek istiyorum:&lt;br /&gt;“BU balkonda oturmayın, bu balkon hayat bitiriyor!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sonunda öldürüyor!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum ki o balkonun ve diğer balkonların kuklalaşmış bedenlerine takılı yüzleri 15–20 yılda bir değişecek, ama o yüzlerde ortak olan tek şey gençlik ferinin silinmişliği olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir de beklenti içeriyor olmaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat, bayramlarda iç ezerek satışları arttırmayı hedefleyen şeker firması reklamlarındaki gibi olmak zorunda mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep bekliyorlar!&lt;br /&gt;Gülmek için, gülümsemek için, önceleri evlatlarının, sonraları torunlarının gelmesini bekliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelenler elbette var, ama gelenlerin zamanları şehirlerarası otobüs yolculuklarında verilen ihtiyaç molaları kadar dar!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra herkes “demirleri alıp” kendi hayatına giden otobüste yola devam ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Balkon kuşları ise az biraz kesintiye uğramış bekleme süreçlerine kaldıkları yerden devam etmekte. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İzmir’in gün batımını kucaklayan körfezini gören ya da görmeyen balkonlarında çenelerini sarkıtıp arada uyuklayarak kah torunu torbayı, kah ölümü beklemeye devam eden yüzlerce hayat yorgunu var…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ben İzmir’i hayatı temsil eden bir şehir sanırdım, anladım ki yanılmışım, ya da daha da fenası bizzat ben kendim yaşlanmışım, beraberimde dünyam olan, tüm sokaklar, teyzeler, amcalar, analar ve babalar!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8834555480301020352?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8834555480301020352/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8834555480301020352' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8834555480301020352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8834555480301020352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2011/07/olduren-balkonlar.html' title='Öldüren balkonlar'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-v8M64SSfv80/TjVnh8B5T8I/AAAAAAAADFE/qxHzwNnUI4w/s72-c/balkon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-990667507438299882</id><published>2011-07-08T19:00:00.001+03:00</published><updated>2011-07-08T19:03:10.025+03:00</updated><title type='text'>alfabeden kaderin senin için seçtikleri...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/-wyt8KbGWLkE/ThcqOH65ZqI/AAAAAAAADC0/GHo6EQ-xLDk/s1600/tumblr_lhz8z8nuax1qgn992o1_1280.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 367px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-wyt8KbGWLkE/ThcqOH65ZqI/AAAAAAAADC0/GHo6EQ-xLDk/s400/tumblr_lhz8z8nuax1qgn992o1_1280.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5627012681555338914" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal"&gt;Elitizm, tabaka her neyse, kendini onun yüksekte konuşlandığını varsaydığın tabakalarına layık görmektir. Elitizm, ayağını sırf konfor ihtiyacı ile değil, dostlarının bir çoğu öyle diye ayağını yerden kesme, onlara ayak uydurma çabasıdır. Elitizm igrenç bir şeydir ama kabul etmeli ki vardır, ve elitizm seni saran zehirli bir sarmaşıktır.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Belki de “stres”gibi hakkı teslim edilmemiş bir olgudur. Ne demişlerdi? Stres insanın ilerlemesini sağlar. Düşünsenize stres olmasa kim takardı harf kalabalığından ibaret kısaltmaları? Ben diyim öss, sen de ösym, o desin lgs, öbürü desin kpps, digeri desin les (ve daha niceleri)&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ve fakat, elitizm dolmuşlardan nefret eder aslında. Bir tuhaf kokan nefesleri içine çekmekten, deodarant nedir bilmeyen, bilse de maddi bedelini ödemeyen insanlarla böylesine kucak kucağa yolculuklardan hiç haz etmez. Ahanda demin, kırmızının yeşil ışığa döndüğü anda, tozu dumana katarak bir anda sırra kadem basan, ve onu tuhaf kokular ve tümüyle kendine yabancı tiplerle hiçbir şartta istenmeyecek kadar iç içe bırakan jipli onun arkadaşı değil midir aslında.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ve yerde bir klozet yatmaktadır. Çocuk sorar: “Anne bu ne?”&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yarı humanist &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;, yarı elitist tuhaf bir melez anne cevap verir:&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“Evini tamir edecektir, ondan almıstır bu (alaturka) tuvaleti,”&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ve taşımaktadır dolmuşla.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ve ah ne güzel ki bir zamanlar bir yerlerde okudugu gibi onun, fildişi kulelerde oturup hayattan bi haber değildir bizzat kendisi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Demek dolmuşla da tuvalet taşınmaktadır. Binenlere tuzak, önüne bak, takılma, yapışma yere…Bu ne ki? Neler gördük biz…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sigorta diye bir kurum vardır.Yüksek tabakanın tenezzül emteyeceig aylıklar icin çırpınanların yeri.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Oradasın işte. Berbat birgün. Hangi edebi kalem derdi? “Güneşin behri”&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Saydır bakalım günleri.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kaçgün kalmış emekliliğe.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sen yalılarda doğanlardan değilsin.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Senin tanımlayan sıfatlar arasında şu 8 harfin bir araya gelmesi (bir mucize olmadığı sürece) pek muhtemel değil. &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;Sıfat şu: rantiyeci…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Her bi şey olabildin ama onu olamadın.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Çocugun zaten kirada yaşadığınız evinizi bir gün terk ettiğinizde evi ne yapacağınızı sorar.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Cevap:&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Hiçbir şey yapmayacağız.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;O zaten bizim değil.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Nasıl bizim değil? İçinde eşyalarımız, anılarımız var ya….&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Var, var ama bunlar onu bizim kılmaya yetmediler.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yazık.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Oysa içinde binlerce sayfa okumuşluğum var benim. Tanpınar’la tanışma onu sevme, Maloouf’u beğenmeme, Pamuk’u şöyle bir tartma, Proust’a tapma…. Ne emek ne emek…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Duvar kağıtları&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;var bir de, evi terk ederken okunmuş kitap kağıtlarından daha çok adamdan sayılacak…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Neydi&lt;br /&gt;?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;250 lira salon için&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;250 lira da kızın odası için cepten harcamıştık.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Edebimizden kiradan düşmedik.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Oysa kabul edin, bu ve diğerleri sayesinde evi adam ettik.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sonra bir arkadaş geldi bir gün eve. İlk halini bilmemesinden mütevellit, dedi ki, sen pek sahiplenmemişsin bu evi galiba.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Öyle değil işte. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Aksine hiç.taşınmayacak gibi, ama yine de yarın taşınacak gibi sarıp sarmaladık biz bu evi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Sordular&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ev sizin mi?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kızarmamaya çalıştık, öyle ya elitizm kiracıları sever mi?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yokkk, bizim değil&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Biz çocuk okutuyoruz.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ne pahallı işmiş be kardeşim. Üstelik kimileri hiçbir bok bilmedikleri halde sana (sırf kıçından ter damlaya damlaya okuturken sen çocuğunu) şunu deme hakkına başka türlü nasıl sahip olurdu:&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;“ Sınıf atlamak için okutuyorsunuz kolejlerde çocuğu”&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yanılıyorsun adam!&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Yanılıyorsun.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Öyle gözküyor ki ben kızımı sınıf atlatmaya çalışıyorum. Okullara döktüğüm paralar olmasa, ev de benim olurdu, altımızdaki araba da son model.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;O yüzden talep edilmemiş ve boyutsuz düşüncelerini kendine sakla.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ve sonra, kaldığım yerdeyim. Gümlerimi saydırdım. 2 yıldan biraz fazla daha prim ödemeliyim.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Ama sonra emeklilik için yaşımı beklemeliyim.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bir adam yaklaşır o anda yanıma.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bir rica.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Nefesimi tutuyorum. Nefesinde senelerin bakımsızlığı kokuyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;O ise ne yazabiliyor, ne de okuyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Benim için şunu&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;doldurur musun? Diyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Aile elemanlarından hiçbiri okumamış, öyle diyor. Oysa çocuğu 87’li.&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;Şimdiye bitirebilirdi bir üniversiteyi.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Kimlik numarasını yazarken forma, imceliyorum&lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt;  &lt;/span&gt;nufus cüzdanını.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Anne adı: “Perişan”&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Evet, öyle.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İnanamıyorum, ama öyle.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Soyad , ise buram buram feodalizm kokuyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Güleyim mi ağlayayım mı?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Adam hayır dualarıyla yanımdan ayrılıyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İçim buruluyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Şanssız mıyım?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Şanslı mıyım?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Elitist miyim&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Hümanist miyim.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Bilemiyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;İçim buruluyor….&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Dolmuş durağına yürüyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Tesadüf bu ya, bizi getiren dolmuş,dönmüş dolaşmış, yine bize denk gelmiş.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Biz kırmızı ışıkta beklerken, birileri yine tozu dumana katıyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;Hala mürekkep kokan kağıdı okuyorum.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal"&gt;2 yıl 3ay daha prim öde diyor. Öde ki alfabenin senin için oluşturabileceği en iyi kombinasyon, R.a.n.t.i.y.e.c.i olmasa da, e.M. E.k. l. İ. L. İ. k &lt;span style="mso-spacerun:yes"&gt; &lt;/span&gt;olsun diyor…&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-990667507438299882?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/990667507438299882/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=990667507438299882' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/990667507438299882'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/990667507438299882'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2011/07/alfabeden-kaderin-senin-icin-sectikleri.html' title='alfabeden kaderin senin için seçtikleri...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-wyt8KbGWLkE/ThcqOH65ZqI/AAAAAAAADC0/GHo6EQ-xLDk/s72-c/tumblr_lhz8z8nuax1qgn992o1_1280.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-530021257446150285</id><published>2011-04-20T10:51:00.001+03:00</published><updated>2011-04-20T10:52:57.157+03:00</updated><title type='text'>6 milyar sabun köpüğünden biri!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/-VHdQpT3b1Cc/Ta6QmQFz7JI/AAAAAAAAC74/j4pTy2cpYYU/s1600/soap-bubble.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 200px; height: 150px;" src="http://1.bp.blogspot.com/-VHdQpT3b1Cc/Ta6QmQFz7JI/AAAAAAAAC74/j4pTy2cpYYU/s200/soap-bubble.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5597570373696875666" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Sabun köpükleri uzun ömürlü değildir, bilirsiniz. Bir üfürük ile bir nazlı salınım arasında geçen ömürleri üç beş saniyedir. Ancak köpüğün kendisine bu süre bile (kimbilir) belki uzun gelir.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Çünkü o plastik balonlardan bihaberdir. Haberdar olsa ne yazar! Kişi, gerçekliği kendi üzerinden algılar, ve sabun köpüğünün algılayabildiği zaman hep topu 3-5 saniyeden ibarettir, ona sonsuzluktan bahsetmek ise nafile.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Bir şair-yazar, Murathan Mungan, der ki, &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;“Hiçliğe inanmak istiyorum,hiçliğin varlığına. &lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.5pt; font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Benim için cennet o. Artık hiçbir şeyin olmaması. Hikayesizlik.”&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Ve bir çoklarının tersine ne sevdiklerini ister öte dünyada yanında, ne sevmediklerini… Ve hatta onca severek kullandığı kalemini bile (zahir)…&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Hiçliği davet eder kendi adına kendine, hayattan bitap bir şekilde.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;--&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Bana ise nevrotik diyorlar; &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Ne varoluşu- ne de yok oluşu çözülmüşler haneme bir türlü koyamadığım için.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;İşte ben azılı bir nevrotik olduğum için hayatlarımızı sabun köpüklerine benzetmekteyim. &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Üflendim, şimdi uçmaktayım.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Bir gün, yakınlarımda benimle beraber hayalsi ve az biraz delimsi uçuşlarını sürdüren diğer baloncukların duyabileceği ancak duyabileceği mini minnacık bir ses ile patlayıp zerrelerimi öz’e geri vereceğim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Ötesi var mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Ötesi yok mu? &lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Bilmemekteyim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Ancak sabun köpüklerinin güneş vurduğunda çeperlerine yansıttığı ebruli renklerin sarhoşu olduklarını bilmekteyim.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Bir ihtimal o nazlı, o sersem, o mest olmuş da huşu bulmuş uçuşlarını bu hayallere borçludur balonlar, hayat rüzgarlarına değil.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Ve her baloncuğun renklerle ettiği dans kendine hastır..&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Ne olursa olsun, şimdi, kendi baloncuğumun iç çeperlerinde seyrettiğim çılgın renk dansları beni oyalamaktadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Ötesi var mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Ötesi yok mu?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size: 10.5pt;font-family:Verdana;mso-bidi-font-family:Arial;color:#414040"&gt;Ruh gözümün irisine yansıyan metafiziksel renkler ve vardığım sonuçlar sadece benden gayrı olanlara değil, bana bile muammadır.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align:justify"&gt;&lt;span style="font-size:10.5pt; font-family:Arial;color:#414040"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-530021257446150285?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/530021257446150285/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=530021257446150285' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/530021257446150285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/530021257446150285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2011/04/6-milyar-sabun-kopugunden-biri.html' title='6 milyar sabun köpüğünden biri!'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/-VHdQpT3b1Cc/Ta6QmQFz7JI/AAAAAAAAC74/j4pTy2cpYYU/s72-c/soap-bubble.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4049661455041249877</id><published>2011-04-19T16:14:00.001+03:00</published><updated>2011-04-19T16:17:36.147+03:00</updated><title type='text'>Geçmişin hortlakları...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/-iNJR2HatFZ0/Ta2LJ-d_ssI/AAAAAAAAC7w/iPMyuHEl6q0/s1600/PurpleMountains2.gif"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 164px; height: 200px;" src="http://2.bp.blogspot.com/-iNJR2HatFZ0/Ta2LJ-d_ssI/AAAAAAAAC7w/iPMyuHEl6q0/s200/PurpleMountains2.gif" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5597282915395285698" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçmişe baktığımda, acaba yiyemeden düşürüp karıncalara yem edecek miyim korkusundan arınmış koca koca çikolata paketleri görürüm…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her bir anı- her bir hatıra, kendi başına bir paket çikolatadır benim için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başı olan, sonu olan, tüm belirsizliklerden arınmış tüm şeylerin bana verdiği engin huzur gibi tatlı çikolatalardır bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı başından sonuna okuduğunuz bir kitap gibidirler.&lt;br /&gt;Sona vasıl olabildiğiniz her şey gibi, tamamen sizin. &lt;br /&gt;Kaderi, belirsizliklerin kara şövalyesinin demir pençelerinin elinde olmayan, başını da sonunu da bildiğiniz, belki de bu yüzden dost bellediğiniz filmler gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de,&lt;br /&gt;geçmiş denen “eminlikler” tünelinden size doğru yürüyen her silüetin yüzü ışıklı değildir. Ve ışığa yaklaştıkça aydınlanan yüzünde sevimsiz bir hortlağın ifadesinin oluştuğunu görürsünüz denhşetle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa ne güzel başlar hayal!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir Pazar günüdür, geçmişin ülkesinde, o gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm sülale hep beraber, kimse ölmemiş, ne güzel.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve piknik sepetleri çıkarılmakta bagajdan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güneş ve oksijen içinizdeki yakıtı boşalttığında daha bir enfesleşecek tayınlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerlere serilen battaniyeler, soyulmakta olan salatalıkların eşsiz kokuları, denizden gelen iyot, çam ağaçlarından gelen reçine kokusu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve evet, huzursuz bir kız çocuğu…&lt;br /&gt;Deli gibi koşuyor, kendine has tek ayağını çekerek, zıplar gibi bir havada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne oldu kızım, diye soruyorlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya düşerse, diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne düşerse, diyorlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir piknikte dallardaki kozalakları gösteriyorum, bir başka piknikte ise dağları….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya düşerlerse,&lt;br /&gt;Üzerimize düşerlerse….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olan- varolan- olduğu gibi olan- olması gereken kozalaklar, ağaçlar, dağlar sonradan fark ediyorum, aslında hayatın ta kendisini temsil ediyorlar….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve şimdi hala, hem de belirsizliklerin kara şövalyesinin demir avcunda, gelecek bilinmez, şimdi ızdıraplı. Üzerime düştükleri zannı ile dağları tutmaya çalışıyorum, ve kozalakları, ve ağaçları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gücüm tükeniyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4049661455041249877?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4049661455041249877/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4049661455041249877' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4049661455041249877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4049661455041249877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2011/04/gecmisin-hortlaklar.html' title='Geçmişin hortlakları...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/-iNJR2HatFZ0/Ta2LJ-d_ssI/AAAAAAAAC7w/iPMyuHEl6q0/s72-c/PurpleMountains2.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3705156891169456507</id><published>2011-04-18T13:09:00.002+03:00</published><updated>2011-04-18T13:22:55.546+03:00</updated><title type='text'>Hınzır Martı!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/-scQtyVRJoKg/TawO2g8PMZI/AAAAAAAAC7o/2JocfTElptA/s1600/seagull-740365.jpg" onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 167px; height: 200px;" src="http://4.bp.blogspot.com/-scQtyVRJoKg/TawO2g8PMZI/AAAAAAAAC7o/2JocfTElptA/s200/seagull-740365.jpg" border="0" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5596864766632997266" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bahar geldi, tüm canlılar bir tuhaflaştı!&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Her ne kadar varoluş başlangıcı denizleri bir türlü terk edememiş, o yüzden de bizlere nazaran görece primitif kalan  balık ve türevlerini gözlemleyemesem de onların da doğadaki pıtraklanmadan nasiplerini alıyor olduklarını düşünüyorum. En azından hayal ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denizlerden beriye, tuzlu suların (şimdilik) erişemediği yerlere baktığım da gördüğüm şey ise özetle telaş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm kış kalp atışını sıfıra indirmiş bir yogi gibi can yitimi yaşamış diklemesine odun parçaları şimdi ne olduysa birden bire ağaç olmaya karar verdiler mesela. Bakıyorum da tümünün dalları bir ergen suratı misali kabarmış, uçlar patladı patlayacak. Erkenci erik ağaçlarını saymıyorum, onlar fast foodcuların mens. yaşını 9-10 yaşlara çektiği şimdinin vakitsiz gençkızları gibiler zaten.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karıncaların ise eli kulağında. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Birkaç haftaya kalmaz ev kadınları büfe çekmecelerinin kabartılı çıkıntılarını silmek, baharatlıkları boşaltıp boşaltıp yıkayıp kurulayıp tekrar doldurmak, aynalara sıçrayan diş macunu lekelerini temizlemek, yere fırlatılmış çorapları –tiksinmeden- toplayıp kirli sepetine atmak, zaten kaynatılacak olan mercimeği pişirim öncesinde 5 -10 su yıkamak gibi absürd işler listesine bir de faraş ve kürek eşliğinde karınca (kolonileri) boşaltımı yapmayı ekleyecekler. Sorunun bir kısmını ise onlar a çocukluklarından beri kakaonun hamura yedirilmesi gibi özenle yedirilen kültürel kodlara bağlayacaklar. Elbette karınca öldürmek hoş bir şey değildir! (yine de makro çekim bir karınca fotoğrafı fikirleri değiştirebilir! Sanırım hamam böceği bile karıncanın yanında iç güveysinden hallice bir fotojenikliğe sahiptir.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kediler ise şu aralar nüfus yoğunluklarını karıncalarınki ile eşitleyebilecekleri gibi bir zanna kapılmış durumdalar. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kapımızın önünde salya sümük, aksırık- tıksırık tüm kış sefilleri oynamış olmaları bile hayata olan inançlarını bir nebze olsun kırmış değil. İçlerinde barındırdıklarını sandığım, dünyaya getirecekleri bebeklerin kendilerinden daha iyi şartlarda yaşayacaklarına dair umutların son derece safça olduğunu düşünsem de bu duyguyu yine de bir anlık bir unutuşa borçlu olduklarını düşünüyorum.&lt;br /&gt;Çünkü hafızasız olan sadece insanlar değildir, kediler de unutur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kış biter gibi olup kara bulutların çekilir giib yaptığı erken ilkbahar günlerinde ben tüm bu kedilerin az biraz ısınmış toprağa huşu içinde yayıldıklarını ve yüzlerini ibadetengiz bir anlam doygunluğu  içinde güneşe döndüklerini gördüm. O günler öyle güzel günlerdi ki, kediler tümvaroluşa dair  karamsar fikirleriyle beraber Jean Paul Sartre’ı da, Nietzche’yi de unuttular. Sandılar ki kediye bundan böyle her gün bayram!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Havalar, içlerindeki canlarla iki yandan pörtlemiş karınlarını zor taşıyan kedilerin üzerine üzerine karardı ve hatta sağanak yağışlar boşalttı.&lt;br /&gt;Birbirinin çevresinde kurumlanarak dönen güvercin ve kumruları ise hiç anlatmıyorum. Çünkü muhtemelen yükseklerde hava daha soğuk ve onların poposu donmuyorsa başka hangi hayvanın poposu donuyordur bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de bahar üzerine bu kısa- anlamsız- ve öylesine yazımı karıncalar, kediler, ağaçlar, güvercinler ve kumrular bir tarafa bir hınzır martıya adıyorum;&lt;br /&gt;Bugün deniz kenarında gördüğüm oyuncu bir martıya!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Türdeşleri balık peşinde buzz gibi suya dalışlar yaparken kıyıda kümelenmiş ve kafayı üremekle bozmuş güvercinler güruhuna sırf muzurluk olsun diye musallat olan martıya.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çünkü oyun oynamak güzeldir. Çünkü eğer hayat bir oyun değilse (ya da öyle algılanmıyorsa) pek bir kasvetli, pek bir ilelebet kış değil de nedir?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3705156891169456507?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3705156891169456507/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3705156891169456507' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3705156891169456507'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3705156891169456507'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2011/04/hnzr-mart.html' title='Hınzır Martı!'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/-scQtyVRJoKg/TawO2g8PMZI/AAAAAAAAC7o/2JocfTElptA/s72-c/seagull-740365.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-5469989126522214147</id><published>2011-04-07T12:35:00.005+03:00</published><updated>2011-04-07T13:57:17.334+03:00</updated><title type='text'>Boş yoğurt kapları, ön bellekler ve iki kaş arasındaki hüzün yarıkları üzerine!</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/-djyZw-HGHD4/TZ2YiIJ36mI/AAAAAAAAC6U/on2L3GRXtp4/s1600/botoks-yuz.jpg"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 200px; height: 140px;" src="http://3.bp.blogspot.com/-djyZw-HGHD4/TZ2YiIJ36mI/AAAAAAAAC6U/on2L3GRXtp4/s200/botoks-yuz.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5592794024335895138" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bilgisayar terminolojisinde cache diye bir kavram vardır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Kısa kes!"ciler için açılmı "ön bellek", &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Uzun tut!" cular için açılımı: En son yaptığınız işlemleri değerlendirerek bir sonraki yapacağınız işlemi %90 tahmin edip bu bilgileri tutan ve ona göre davranan bir nevi ram'dir, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;olabilir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Özetle, örneğin internette girdiğiniz bir sayfanın resimleri cache'de depolanır (çünkü o, kıtlık yaşamış büyüklerimiz gibi bitmiş yoğurt plastiklerini bile atamayan bir zihniyettedir!). Düstur "bir gün lazım olabilir!" türü birşeydir...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve hakkaten de, saklanan neyse, bir gün gerçekten de ona ihtiyaç duyarsınız!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Örneğin,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;kendinizi, evde yaşasalar aristokrasinin dört ayaklı şanlı birer temsilcisi olması kesin ama heyhat sokakta yaşadıkları için per perişan (fakat yine de mağrur elbet!) kediler için boş bir yogurt kabı ararken yakalayacağınız günler elbette çok uzak değildir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Daha dün gece, yaşama amacı sadece ve sadece insanların dişinin kovuğuna gitmek olarak algılanmış bir tavuk, muhtemelen 8-10 taksitle alınmış markalı bir düdüklüde türünün görüp görebileceği son eziyete maruz kalmış ve kısa ömründen geriye size iri bir erkek elinin iki avcuna sığacak kadar fani ama yenilebilir bir beden ve bir de bayatlamaya yüz tutmuş (ve artık insanoğlunun kendine layık göremediği) ekmeklerle birleştirildiğinde sevaplar hanesine artı olarak kaydedilecek (umarım!) bollukta bir protein suyu bırakarak biraz eşelenme ve biraz (bi ihtimal) eşleşmeden ibaret hayatını terk ederek gitmiştir. Böylesi uzun bir denklemin sonu elbette boş bir yoğurt kasesine dayanır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ölüp bu dünyadaki yuvasını evlatlarının didik didik boşaltma eylemine terk eden dedenizin mutfak dolaplarında bulduklarınız gibi (ki bu boşaltmanın amacı tamamen ve tamamen bir hayattan daha ne alabilirim türü iğrenç bir istek değil sadece o hayatı sıfıra indirgemekten başka bir çarenin olmadığı çaresizliktir!) tüketilip özenle yıkanmış yoğurt kapları ararsınız naçar, dolaplarınızda.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Anlarsınız ki boş bir yoğurt kabı birden çok anlam içerecek kadar doludur aslında; hem yaşarken zor zamanlardan geçtikleri aşikar ölülerinize bir ağıt, hem de mekanı sokaklar olan dört ayaklı dostlarınıza birer umut kapısıdırlar...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tekrar kullanılabilirlik fikri bu işin özüdür.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bilgilerin ekranlardan tercihe bağlı şekillerde aktığı şu çağda kimileri ona cache der.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sık tekrarlanan eylemler "cache"e başvularak zamani ve maddi karlara dönüştürülebilirler.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu sayfaya daha evvel de girdin, o halde bu sayfadaki resmi cache'den verelim sana, böylece hem daha çabuk çıksın karşına, hem de kotadan kar et türü bir şeydir işte bahsedilen....&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve bu tür bir cimrilik insanı kaçınılmaz bir şekilde botoks gerektiren kaş aralarının sahiline vurdurur!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hatırlarsınız! &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Özgürlüğünüz uğruna (hani her gün yoklama yapan arkadaş gruplarına inat) pek takılmadığınız fakültenizde kimi gizeme prim veren insanlar arasında adınız "çatık kaşlı kız"mış...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Anlarsınız,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;aynada boy gösteren hüzünlü hayalinizin kökleri okul yıllarına dayanır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sinirlenirsiniz, &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;alnınınız tam ortasında bu otomatik eyleme karşı oluşturulmuş bir cache vardır!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve o demektedir ki sen nasılsa çatacaksın, ben önceden çatayım da zamandan ve mimikten tasarruf edelim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İyi, edelim, edelim de, yüzünüzdeki ifade sizin özetinizdir diyenlere ne diyelim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bütün bir ömrü çatık kaşlar cache'inde geçirmek ruhumum tekamül yolculuğuna bir arpa boyu yol ilerlemeyi bile çok görmüştür mü diyelim...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve sonra botoksu düşünelim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve bilelim,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;ne ruhumuzu, ne de ruhlarınızı kandıramayacağımızı bilelim.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yine de bir kahvenin hatırı kadar olan ömür boyutunda gülmekten çok hüzünlenmeyi tercih ettiğimizi unutmayı deneyelim!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-5469989126522214147?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/5469989126522214147/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=5469989126522214147' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5469989126522214147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5469989126522214147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2011/04/bos-yogurt-kaplar-on-bellekler-ve-iki.html' title='Boş yoğurt kapları, ön bellekler ve iki kaş arasındaki hüzün yarıkları üzerine!'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/-djyZw-HGHD4/TZ2YiIJ36mI/AAAAAAAAC6U/on2L3GRXtp4/s72-c/botoks-yuz.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-1145308787623561889</id><published>2010-12-20T08:54:00.002+02:00</published><updated>2010-12-20T08:58:22.379+02:00</updated><title type='text'>Kabullenmek...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TQ7-gwd78jI/AAAAAAAACoI/qQnYoG9edTI/s1600/t.bmp"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 266px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5552655229314134578" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TQ7-gwd78jI/AAAAAAAACoI/qQnYoG9edTI/s400/t.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Karnımda geliştiği her anda aşk duygusuna benzer duygular besledim ben kızıma. Gün be gün nasıl geliştiğini takip ediyordum, ne gerek var bilmem ama diyordum ki bugün vücudunda lanugo tüyleri oluşmaya başladı, bilmem kaçıncı haftadayız.&lt;br /&gt;Aslında bu gereklilik ile alakalı bir şey değildi. Aşk bir gereksinim arar mı ki? İnsan hesapsızca bir aşkın içinde bulur kendini. Ondan sonra sevilenin kulak kıvrımını ve tırnaklarının üzerindeki kalsiyum eksikliğini – ya da fazlalığını gösteren beyaz lekeleri bile hayranlıkla seyrederken bulursunuz kendinizi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onunla bütünleşir kalbinizde oluşan berrak aşk aynasında kendinizi görmeye çalışırsınız bir nevi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşk işte budur, senden özge bir canda sana ait canı aramak ve belki de bulmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evlada olan aşk ise bu idealin çok daha makul bir halidir. Çünkü evlat yüzde 50 sensindir zaten. Ve yüzde 50 de sevdiğin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaten sevdiğin insan yarı yarıya seni yansıtan insan olduğuna göre, biraz tuhaf bir hesaba göre eşten gelen yüzde 50inin de yüzde 25i yine sensindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece yüzde 75 seni anlatana, seni yansılayan bir varlık verirler bir gün kucağına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yüzüne bakarsın, önce bir yabancılarsın. Bu ben miyim diye sorarsın çünkü. Çünkü insanın kendisi ile karşılaşması kolay bir tecrübe değildir. Çocuğu doğduğunda sevinç gözyaşlarına boğulduğunu, ona yüzyıllardır annelik ediyormuş hissine kapıldığını anlatanlara inanasın gelmez; “Yalan söylüyorlar,” dersin. Kolay değildir sana yüzde 75 benzeyen, bir diğer deyişle senin bir diğer sen halini ömür boyu sil bastan tekrar büyüteceğini anlamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ödemden şişmiş gözler ve ne kadar da sana benzeyen aç bir kurt gibi hayata karşı açılmış ağzıyla biraz da çirkindir bile. Çirkinsindir yani.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç gün geçer. Onu doğurmamış olan tüm diğerleri onun çevresinde fır dönerler, sense karnındaki 8 kat dikişten ziyade ruhunda açık kalmış bir kapıdan esen buz gibi soğuk rüzgarın etkisinde üşümektesindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitaplara dönersin. Çocuğun hangi ayında hangi gelişimi göstereceğini anlatan kitaplara... Sen teoriler çölüne kafanı gömmüşken, çocuğun altını değiştiren aile üyeleri sana içerlerler. Ve hatta dalga geçerler senle. Çünkü o evde içinde değişim rüzgârları esen tek kişi sensindir.&lt;br /&gt;Bilmezler.&lt;br /&gt;Herkes gittiğinde bir tek sen yeni senin tek mesulü olacaksın bilirsin. Henüz kendi hayatını yeni ortalamışken, yeni senin yeni başlayan hayatını da üstleneceksindir.&lt;br /&gt;VE fakat bir farkla, o sen senin kendinden daha az üzülsün, daha çok başarılı olsun tutkusuyla.&lt;br /&gt;Ah ne yaman bir istektir o!&lt;br /&gt;Loğusa depresyonu dedikleri şey kış güneşi gibidir. Geçer gider. Öyle ya insan kendi devamını nasıl sevmez. Sever, hem de çok, hem de çok ama çok sever.&lt;br /&gt;Yanaklar baldan tatlıdır, gözler dünyanın en güzeli artık. Ve kokusu senin sütün kokar ve sen onun için dünyasındır.&lt;br /&gt;Kimi bilmişler derler ki bu simbiotik bir ilişki.&lt;br /&gt;Yani sen ve o birbirinizin varlığı ile beslenen iki canlısınız. Birbirinizin varlığını anlamlandıransız.&lt;br /&gt;Evet öyledir.&lt;br /&gt;Adı ne haltsa önemsizdir.&lt;br /&gt;Sen onun sayesinde anne, o senin sayende evlattır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu dünyanın en güzel simbiyozlarındandır….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra okul başlar.&lt;br /&gt;Birileri seni arar.&lt;br /&gt;Derler ki&lt;br /&gt;Bu çocukta dikkat eksikliği olmasından şüpheleniyoruz.&lt;br /&gt;Omuzlarının titrediğini hissedersin. Üstelik bu deprem telefonu kapadıktan sonra da geçmek bilmez.&lt;br /&gt;Ve araştırırsın.&lt;br /&gt;Ve okursun&lt;br /&gt;Ve görürsün ki&lt;br /&gt;Anlatılan aslında sensindir.&lt;br /&gt;Kendi çocukluğuna acırsın.&lt;br /&gt;Kendini kucağına almak istersin. Ben ne çok mücadele etmişim hayatla dersin.&lt;br /&gt;Ve benim yüzde 75’im olan evladım belki yüzde 25 ile daha kolay geciririr hayatını diye düşünürsün.&lt;br /&gt;Ve sonra&lt;br /&gt;Kabullenirsin…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-1145308787623561889?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/1145308787623561889/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=1145308787623561889' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1145308787623561889'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1145308787623561889'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/12/kabullenmek.html' title='Kabullenmek...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TQ7-gwd78jI/AAAAAAAACoI/qQnYoG9edTI/s72-c/t.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-1380368260825430308</id><published>2010-12-13T17:14:00.002+02:00</published><updated>2010-12-13T17:24:32.162+02:00</updated><title type='text'>Rasgele bir kitap, ve hart hurt cümleler ile yazılmış bir post...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TQY6mTaRP2I/AAAAAAAACmY/EfbrW_jZ1Qc/s1600/StreetphotogrpahyDoisneau.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 361px; DISPLAY: block; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5550188020500610914" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TQY6mTaRP2I/AAAAAAAACmY/EfbrW_jZ1Qc/s400/StreetphotogrpahyDoisneau.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu sabah, körfezde nefis bir hava,&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kımıldamadan oturup&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;BUrada olmayanı düşündüm.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu bir haiku'dur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Haiku nedir bilmeyenler zamanları varsa &lt;a href="http://ekmekkokusu.blogspot.com/2006/02/sevgililer-gnne-kar-yad.html"&gt;şu yazımı &lt;/a&gt;okuyabilirler..&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ki o benim en sevdiğim "sevgiliye mektup" tarzında bir hikayemdir...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve körfezli haiku gözümü kapatıp kütüphanemden rasgele bir kitap çekmem, ve o kitaptan rasgele bir sayfa bulmam ile karşıma gelmiştir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kitap iç bir zaman tam olarak okuyamadığım, hep orasından dalıp burasından çıktığım "Bir Aşk Söyleminden Parçalar" adlı Roland Barthes kitabıdır.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kapagındaki fotoğraf gençlik yıllarımda beni büyüleyen bir fotoğraf sanatçısı Robert Doisneau'ya aittir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-1380368260825430308?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/1380368260825430308/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=1380368260825430308' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1380368260825430308'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1380368260825430308'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/12/rasgele-bir-kitap-ve-hart-hurt-cumleler.html' title='Rasgele bir kitap, ve hart hurt cümleler ile yazılmış bir post...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TQY6mTaRP2I/AAAAAAAACmY/EfbrW_jZ1Qc/s72-c/StreetphotogrpahyDoisneau.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-2402110527150632508</id><published>2010-11-02T18:11:00.003+02:00</published><updated>2010-11-02T18:31:45.660+02:00</updated><title type='text'>Nerde başlar?</title><content type='html'>Kokular adlı "tütsülenmiş" mini yazımdan sonra bir dost ses sordu:&lt;br /&gt;"Tüyap'ı neden bu kadar kısa anlattın?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orası "Anlat Anne" olduğu için olabilir mi acaba diye cevapladım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sanki Anlat Anne kendimden bahsetmemin yasak olduğu bir yermiş gibi, sanki Anlat Anne'yi kurarken aklımdaki tek düşünce gelecekte bir gün kızım beni buradan daha iyi, daha derinden tanısın değilmiş gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çok seneler evvel ben Anlat Anne'yi kurdum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü günlük yaşam hay huyu içinde  bizi biz yapan şeyler geri planda kaldığı için,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü "biz okyanusu"nun en derinlerinde yüzen balıklar fark edilme şansı bulamadan hayat geçip gittiği için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü dakikalara bölünerek pare pare satılan gün içinde sürekli bir koşturmaca içinde olduğumuz ve koşturururken kendimiz gibi olamadığımız için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ve çünkü kim olduğumuzu ve şu fanmi dünyada neler yaşadığımızı zamanla kendimizin bile unuttuğu - unutması gereken bir beyin yapısına sahp olduğumuz için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;çünkü, çünkü, çünkü&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;söz uçar yazı kalır sözüne inandığım için.....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse not düşmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci kitabım için ikinci kez standın öte tarafında duruyorum Tüyap kitap fuarında.&lt;br /&gt;Önümden migrenimi tetikleyecek hızda ve renkte insan grupları- tekilleri akıyor. Önüm arkam sağım solum çok değerli yazarlarla kaplı. Sıfat kısmını kendim belirleyemem ama yazarlık kısmını artık kendime yakıştırmanın vakti gelmiş gibi. Mütevazilik? Evet o asla hiçbir yere gitmedi. O hep benle ancak insanlar artık kızıyor bana. "Ne zaman ?" diyorlar, ne zaman kendini bir yazar sayacaksın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa uzun zamandır kendime sordugum bir soru var benim.&lt;br /&gt;"Yazarlık nerde başlar?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herşey gibi o da göreceli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belkide kendim için bu tanımlamayı kulanmak adına yayınevlerinden öte birilerinin, birşeylerin onayını beklemekteyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İstanbul kalabalık,&lt;br /&gt;Tüyap sanki İstanbul'dan da kalabalık.&lt;br /&gt;Gece vakti eve dönüyoruz gözümüzün içine içine işleyen binbir ışık.&lt;br /&gt;Kapıya anaahtarı sokuyorum.&lt;br /&gt;Yanı başımda kapının açılmasını bekleyen minik bir beden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruyor bana&lt;br /&gt;"Anne nasıl yazar olunur?"&lt;br /&gt;"Çok okuyarak ve çok yazarak kızım!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyüyünce ben de senin gibi yazar olmak istiyorum cümlesi narin ses tellerini titreştirip havaya fırlıyor, sonra orada bir ömür boyu silinmeyecek şekilde kala kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünüyorum, galiba ben artık bir yazar oldum ....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-2402110527150632508?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/2402110527150632508/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=2402110527150632508' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2402110527150632508'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2402110527150632508'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/11/nerde-baslar.html' title='Nerde başlar?'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3367022893189115273</id><published>2010-11-02T16:29:00.002+02:00</published><updated>2010-11-02T16:53:34.559+02:00</updated><title type='text'>kokular....</title><content type='html'>Ellerim balık kokuyor.&lt;br /&gt;Bir annenin ellerinin haftanın belirli günleri kokması gerektiği gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne imza günleri, ne kitap fuarları beni durduramaz. Ellerim balık kokmak zorunda. Ve dahi kereviz (ki corbaların içine çaktırılmadan eklenmiş) ve sonra saçlarım, saçlarım da sülfür kokmalı benim; en vitaminlisinden yeşil mi yeşil brokoli, "kirli" beyaz mı beyaz karnabahar kökenli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve haşlanmışından nefret edilen havuçlar küçültülüp sinsice girmeli bir yemeğin içine. Ve elbette bir zamanlar otlaklarda işe yarayan bir inek dili "dil değil kızım o, diyll, diyylll onun adı, baban yanlış söyledi" diye yedirilmeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve defalarca yıkanan ellerim balık kokusunu def etmemeli, içselleştirmeli. Pamuk gibi bir yanağın kokusu burnuma sinmeli. Annelik dedigin şey kokulardan oluşmuş bir taç olup başıma konmalı....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3367022893189115273?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3367022893189115273/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3367022893189115273' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3367022893189115273'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3367022893189115273'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/11/kokular.html' title='kokular....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-5226280870008943128</id><published>2010-10-17T13:57:00.007+03:00</published><updated>2010-10-17T17:34:12.287+03:00</updated><title type='text'>Proust ile Sabah Kahvesi...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TLsGQDKQuOI/AAAAAAAACgE/EjnhKfjS-No/s1600/marcel-proust-madeleine.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 296px; DISPLAY: block; HEIGHT: 356px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5529019840323434722" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TLsGQDKQuOI/AAAAAAAACgE/EjnhKfjS-No/s400/marcel-proust-madeleine.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İyi bir okur olmak seçkin yazarlardan bihaber olmamak anlamına mı gelir? Evet belki de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak haberdar olmak kavramı kendi içinde farklı derinliklere sahiptir. Düzeltiyorum.&lt;br /&gt;Bu kavram biri derin biri yüzeysel olmak üzere iki dal olarak ayrılır. &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TLsGVwU_5HI/AAAAAAAACgM/Ufo1eehE4jg/s1600/proust-letter-handwriting.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sadece "haberdar" olmak,&lt;br /&gt;ve&lt;br /&gt;"bilmek"..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmek eylemi, söz konusu olan bir yabancı dil değilse eğer, derin bir şeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir insan bir yabancı dili bilebilir, o dilde az çok cümle kurabilir ama yine de akıcı konuşamayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden ben (ben demek yeni çağcıların empozelerinden sonra ne kadar da zor bir şey haline geldi. Ben "ego" kavramını çağrıştırdığı için telaffuzu zor bir kelimeye dönüştü nicedir.) Oysa "ben" olmasa dünya nedir? İnsan dünyayı ancak "ben"ini referans alarak anlamlandırabilir. Ben pergelin iğnesi gibidir. Onu dünyaya sapladığın nokta sensindir, ve pergelin kalem takılı ucu ne genişlikte bir daire çiziyorsa dünya(n) da odur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu durumda "ben" demek zorundayım. Çünkü bilmek eylemi "ben"de iki farklı anlama &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TLsGVwU_5HI/AAAAAAAACgM/Ufo1eehE4jg/s1600/proust-letter-handwriting.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 257px; FLOAT: right; HEIGHT: 209px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5529019938347410546" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TLsGVwU_5HI/AAAAAAAACgM/Ufo1eehE4jg/s400/proust-letter-handwriting.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;sahiptir. (sizi ise bilemem).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söz konusu olan dil ise, benim için İtalyanca bildiğim bir dildir, ama İngilizce konuşabildiğim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilde "bilmek" az olandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat edebiyat hayatın kavramları alt üst eden bir başka yüzüdür.&lt;br /&gt;İşte orada bilmek "çok olandır".&lt;br /&gt;haberdar olmak ise "az olan".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte şu lanet zamir "ben", nicedir edebiyat evreninde haberdar olduklarımın çokluğu ve gerçek anlamda bildiklerimin azlığı ile kendine nice azaplar çektirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proust bu azapları tetikleyenlerden sadece biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proust'u daha çok bilmek için bir kitap fuarı bir fırsat olarak değerlendirilir. Önce onu yayınlama cürreti gösteren yayınevini tespit edersin. Sonra Koca fuar alanında yayınevini bulursun. Sonra ne kadar da "haberdar" bir şekilde görevliye şöyle dersin " Ben, Kayıp Zamanın İzinde'yi almak istiyorum. "&lt;br /&gt;Adam der ki "hangisi?"&lt;br /&gt;Sen dersin "nasıl hangisi?"&lt;br /&gt;Adam önüne bir dizi kitap çıkarır.&lt;br /&gt;"İşte bunların tümü Kayıp Zamanın İzinde," der.&lt;br /&gt;Sen şaşakalırsın.&lt;br /&gt;Sorarsın.&lt;br /&gt;Hangisi birincisi?&lt;br /&gt;O da bilmez.&lt;br /&gt;Çünkü o da sadece haberdardır. Senden biraz daha fazla haberdar, o kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yayınevlerinde rasgele adamlar çalışmamalı dersin.&lt;br /&gt;Ben rasgele bir okuyucu olabilirim. Benim buna hakkım var. Çünkü ben amatörüm. Ya onlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra tek tek kitapları eline alırsın. İçindeki tarihlere bakarsın. Acaba ilk hangisi yayınlanmıs?&lt;br /&gt;Yanılgı...&lt;br /&gt;Çünkü çeviri sırasında bir rasgelelelik olduğunu sezersin.&lt;br /&gt;Ve içinin ısındığı bir başlıkta kitabı almaya karar verirsin.&lt;br /&gt;Çünkü anlarsın ki anlatılan bir hayattır.&lt;br /&gt;Başı, sonu,sırası, dizesi, sizesi, bizesi olmayan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Proust böyle bir adamdır.&lt;br /&gt;Sabah kahvelerine adanmış o kutsal anı, yaşayan - kanlı canlı bir komşu ile geçirmektense, çoktan yokluğa teslim olmuş bir adamın lakırdıklarına yeğlemeni sağlayan bi adam!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Proust size evrim geçirtir. Proust edebi yolculuğunuza haberdar olmak düzeyinden bilmek düzeyine terfi etmek için elinize aldığınız bir yazardır.&lt;br /&gt;Ancak siz onu okurken tüm edebi birikim kaygılarınızı bir kenara atarsınız.&lt;br /&gt;Proust'u okumadığınız zaman bir arkadaşınızı özlediğinizi farkedersiniz bir süre sonra.&lt;br /&gt;İşte bu an bilme arzusunun hiç de masum olmayan yüzüne sırtınızı döndüğünüz, içinizden geldiği gibi, istediğiniz için okuduğunuz, çıkarsız ve beklentisiz bir okuma şeklidir.&lt;br /&gt;En temiz ve masum olan şekli okumanın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve Proust'un dediği gibi:&lt;br /&gt;"Okuma süreci içinde her okuyucu aslında kendini okur. Yazarın ürettiği yapıt bir optik araç görevi görür yalnızca. Böylece okuyucu, o kitabı okumadan belki de asla farkına varamayacağı şeyler keşfeder kendi içinde. Okuyucunun, okuduğu kitap sayesinde kendi kendinin bilincine varması, kitabın gerçekliğinin bir kanıtıdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı sohbetlerinde aslında kim olduğunuzu anladığınız bir dost gibi.&lt;br /&gt;İşte bu yüzden Proust okumak bir dost ile sohbet etmek gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-5226280870008943128?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/5226280870008943128/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=5226280870008943128' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5226280870008943128'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5226280870008943128'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/10/proust-ile-sabah-kahvesi.html' title='Proust ile Sabah Kahvesi...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TLsGQDKQuOI/AAAAAAAACgE/EjnhKfjS-No/s72-c/marcel-proust-madeleine.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3826968094786929631</id><published>2010-10-12T16:19:00.001+03:00</published><updated>2010-10-12T16:21:21.404+03:00</updated><title type='text'>Aşkın Payı....</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TLRgsswWtgI/AAAAAAAACf8/Eo0gewFZm3k/s1600/kerchief.jpg"&gt;&lt;img style="display:block; margin:0px auto 10px; text-align:center;cursor:pointer; cursor:hand;width: 315px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TLRgsswWtgI/AAAAAAAACf8/Eo0gewFZm3k/s400/kerchief.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5527148963734926850" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Geçmişi yüceltmek kolaydır. &lt;br /&gt;Çünkü ondan size hepi topu bir kaç kare, en çok da güzel  olanlar kalmıştır çoğunluk.&lt;br /&gt;Güzel malzeme laf yapan ağızların harcı ile birleşir ortaya iyi bir hikaye çıkar. Anlatırır, dinlettirir.&lt;br /&gt;Şerbet gibidir, nabza göre. İçimliktir bir dikişte. Şarap gibidir, bekledikçe güzelleşen . Sevgili gibidir, tadına doyum olmaz, uzaklaştıkça. Ve aşk gibidir alevlenen, dokunamadıkça.&lt;br /&gt;Geçmişi anlatanın günahı olmaz. Anlattığına tanık olanlar olmadıkça civarda, anlatıcının dürüstlüğünden sual olunmaz. &lt;br /&gt;Ağdalandırmak hakkıdır, yeşertmek, çiçeklendirmek çorak topraklarını anlatılanın. VE demek &lt;br /&gt;“ O gün mis gibi bir hava vardı. &lt;br /&gt;Kelebekler coşkuyla çırpmaktaydı kanatlarını. &lt;br /&gt;Leylak kokuları sönük kalırken terinin yanında ,&lt;br /&gt; ben uzanmaktaydım yanında. &lt;br /&gt;Çimler altımızda yeşil bir halı. &lt;br /&gt;Öpüşlerin vücüdumda sürgün veren bahar dalı.&lt;br /&gt;Kanım yürüyordu damarlarıma. &lt;br /&gt;Ve senin en ince kanallarına. &lt;br /&gt;Yeni bir yaşam belirdi ikimizin arasından. &lt;br /&gt;O da, ne senin, ne benim,&lt;br /&gt;Sadece ama sadece  aşkın payı!”&lt;br /&gt;...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3826968094786929631?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3826968094786929631/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3826968094786929631' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3826968094786929631'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3826968094786929631'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/10/askn-pay.html' title='Aşkın Payı....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TLRgsswWtgI/AAAAAAAACf8/Eo0gewFZm3k/s72-c/kerchief.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-6684946301749701669</id><published>2010-10-06T14:30:00.001+03:00</published><updated>2010-10-06T14:39:50.598+03:00</updated><title type='text'>Kendine ait bir Oda!</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TKxeFfJTl1I/AAAAAAAACfM/8W4Ioa0q55Y/s1600/655GarretFMBennett.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 287px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5524894291229644626" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TKxeFfJTl1I/AAAAAAAACfM/8W4Ioa0q55Y/s400/655GarretFMBennett.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kemikleri toz olup rüzgarla çoktan savrulmuş Heraklietos’un kemikleri ile aynı kaderi paylaşmayan bir sözü vardır:&lt;br /&gt;“Aynı nehirde iki kez yıkanılmaz!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözel merkezli bir fakültede başınızdaki kavak yelleri dindirilmeye çalışılanlardan biriyseniz eğer, yaşınız 20’ye varmadan ömrünüzce sık sık duyacağınız bir kavramla karşılaşırsınız: “Diyalektik”...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte içinden geçen “nehir” kelimesi ile ruhunuzu okşayan söz konusu cümle aslında boyundan büyük anlamlara parmak basar. Bu söz “diyalektik materyalizm” denen bir şeye göbekten bağlı tanımlardan biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konumuz neyseki “Diyalektik nedir, ne degildir?” değildir.&lt;br /&gt;Ama ille göze ışık tutulup bildiklerini açıkla deniliyorsa&lt;br /&gt;Koskoca hayatın bi zahmet 3 kelimeye özetlenmesi gibi (Rest in Peace) bu kavram da 3 kelime ile özetlenebilir: Tez- Antitez -Sentez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve fakat “hayat yılgınları” bu üç kelimeyi bile çok görürler ölene ve mezar taşlarında sadece ve sadece R.I.P yazar bizden öte memleketlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda Diyaletik nedir? Elbette T.A.S.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve üniversite yılları başlar. İlk öğrendiğiniz kavram hayatın aslında bir TAS’tan ibaret olduğu olur. Yolun başında boştur elbette elinizdeki tas. Size düşen görev onu doldurmaktır. Ne var ki tas dediğin şey tupperware değil, kapağı yok. Hayat ta devinimden ibaret. Yolda yürürken bi bakarsınız elinizdeki bin bir güçlükle doldurulmuş tas sallanıp sallanıp içindekileri bi o yana (elbette dışarı) bir bu yana boca edip durmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yani yürüyen sizsiniz, duran da tas. Eh bu durumda fizik kuralları araya girmekten hoşlanır (çünkü onların hamuru ile her şeyi bilen ve adınıza herşeye karar veren insanların hamuru aynı undan yapılmıştır). Ve ve der ki fizik kuralları “dökül ey su!” “dökül ey bilgi”, çünkü ben gördüm ki bildiklerin kira ödemede işine yaramıyor. Faturaları ödemek için gerekli bilgiler içerde kalsın, diğerleri dökülsün!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Emir kipi her zaman işe yarar.&lt;br /&gt;Gemiyi önce en çok sevdiğiniz fareler terk eder. Onlar şirindir aslında, tüylü tüylü, nokta burunlu, nokta gözlü ve minik. Ama işte gemiyi kullanmayı bilmezler. En iyi bildikleri sizin stoklarınızı tüketmektir. Ki her ne kadar kitaplara verdiğim paraya acımasam da parasal stoklarıma göz diktikleri kesindir. VE kitaplar maddi dünyada benim en sevdiğim “farelerdir”.&lt;br /&gt;Kimi fareler unutulmaz. Her nedense farklıdırlar diğerlerinden. Fakat bu da göreceli bir kavramdır. Size daha şirin ve daha ozel gözüken bir fare bir başka arkadaşınız için “öylesine”dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Durumumuz “Simyacı”nın hikayesine benzedi," dediğiniz arkadaşınız söz konusu kitabı okumuş olmasına rağmen konusunu hatırlayamaz. Siz de şaşırırsınız. Oysaki onun vereceği bir örnek de sizin için hatırlanamazlardan olabilir.&lt;br /&gt;Hayat bu, herşey olabilir.&lt;br /&gt;Fakat durumuna ve zamanına göre bu “her”şeyler olmayabilir de.&lt;br /&gt;Çünkü kalıcılığı belirleyen en önemli faktör “doğru zaman”dır.&lt;br /&gt;Kimbilir Heraklietos da buna bemzer bir şeyler düşündüğü bir gün kurmuştur meşhur cümlesini.&lt;br /&gt;Çünkü nehir akar, çünkü sen değişirsin. Nehir de değişir, sen de! Ve böylece aynı kitabı iki kez okuyamazsın. Elinde sayfalarda vucut bulmuş cümleler değişmemişse bile, sen değişmişsindir.&lt;br /&gt;Ve 20 yıl evvel başka türlü algıladıgın cümleler 20 yıl sonra başka başka anlamlar ifade eder sana.&lt;br /&gt;Ve işte bu yüzden ben Kara Kitap’ı bugünün olgunluğuyla tekrar okumaya karar verdim.&lt;br /&gt;Ve sonra 20’lerime gelmeden alıp ilk iki sayfasından sonra bi kenara koyduğum “Kendine ait bir Oda” kitabını tekrar okumayı istemekteyim.&lt;br /&gt;Ancak ilk adım olarak yazmak için “kendime ait bir oda” seçtim.&lt;br /&gt;Burası sadece benim ve dizginsiz düşüncelerimin.&lt;br /&gt;Sizleri de fiziken değil ama düşüncede beklerim &lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-6684946301749701669?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/6684946301749701669/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=6684946301749701669' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/6684946301749701669'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/6684946301749701669'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/10/kendine-ait-bir-oda.html' title='Kendine ait bir Oda!'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TKxeFfJTl1I/AAAAAAAACfM/8W4Ioa0q55Y/s72-c/655GarretFMBennett.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4540986964962732973</id><published>2010-10-04T16:20:00.003+03:00</published><updated>2010-10-04T17:15:11.019+03:00</updated><title type='text'>Yazmalısın!</title><content type='html'>Karakterimin sevdiğim yanlarından biri, bana sevinç veren şeyleri paylaşma tutkumdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bu yüzden aylar evvel başlayıp bugün tekrar el attığım öykümün kahramanına PAYLAŞAN soyadını verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu öyküde, "yazanlar yazdıklarında kendilerini anlatırlar" klişesinden bana uyan tek şey kahramanımın soyadı. Çünkü bu kez kalıcı olmak adına iyiliği değil kötülüğü seçen bir adamı anlatıyorum ve net bir şekilde diyebilirim ki "Ben o değilim!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Paylaşmak edimine geri dönelim o halde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklı hayat kulvarlarında sürdürdükleri hummalı koşturmacalarına rağmen tanıdığım tüm insanlar tek bir şeyde birleşiyorlar: kendini ifade etme tutkusu!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat yolları bu noktadan sonra ayrılıyor. Kimi resim çizerek, kimi dans ederek, kimi şarkı söyleyerek, kimi (inanılmaz ama) herkesi ve herşeyi eleştirerek, kimi (bolca) konuşarak kimi de yazarak ifade etmeye çalışıyor şahsını.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu sonuncuların her zaman ama her zaman bendeki yerleri farklı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazabiliyor olduguna inananlara müdahalem yok, benim paylaşım tutkum endişeler ve yapabilir miyim acabalarla sarmalanmış kalem korkaklarına karşı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmanın hangi aşamasında oldugum tartışılabilir. Ancak birilerini buna cesaretlendirmek için en tepede olmam gerekmediğini biliyorum. İlkokul öğrencilerinin birbirine ders çalıştırdığını siz hiç görmediniz mi ?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cesaret sıkıntısı çeken bir arkadaşıma dediğim gibi "Orhan Pamuk, çokça yazarak Orhan Pamuk oldu," ve Murat Gülsoy'un dediği gibi "Yaratıcılık ayrıcalıklı bir insan grubunun tekelinde değildir!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak insan yarattıkça ayrıcalıklı olmayı garantileyebilir. Yazmak arındırır, yazmak insana ruhen kademe atlatır. Yazının toprakları yazmadıkça adım atamayacağınız kutsal topraklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son olarak yine Murat Gülsoy'un kısa ama vurucu tabiri ile sanat büyük bir maceradır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Somut bir şekilde yanımda olmayan, bu yüzden sırtını sıvazlayıp, hadi sen de atıl bu maceraya diyemediğim tüm "aslında yazabilecek olanlara" hayatlarını eşsiz bir maceraya çevirmeleri dileklerimle bu kısa yazımı ithaf ediyorum....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4540986964962732973?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4540986964962732973/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4540986964962732973' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4540986964962732973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4540986964962732973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/10/yazmalsn.html' title='Yazmalısın!'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-7159183167958053179</id><published>2010-08-16T13:05:00.002+03:00</published><updated>2010-08-16T13:12:54.059+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>Maalesef bir çok genç yazar, ürün yerine ün peşinde. Oysa yazmak, hakkında yazılmaktan daha önemlidir. Marquez&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-7159183167958053179?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/7159183167958053179/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=7159183167958053179' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7159183167958053179'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7159183167958053179'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/08/maalesef-bir-cok-genc-yazar-urun-yerine.html' title=''/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-6220351196151737665</id><published>2010-08-15T11:10:00.001+03:00</published><updated>2010-08-15T11:12:37.523+03:00</updated><title type='text'>Yazar Olmak İsteyene Öneriler*</title><content type='html'>Kısa cümleler kur . Açılış paragrafların kısa ve dilin enerjik olsun. Olumlu ol ve tüm fazlalık sözcükten kurtul. Özellikle ağdalı sıfatlardan (fevkalade, mükemmel, muhteşem, şahane vb.) kaçın. &lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ernest Hemingway.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*BU başlık altında yaptığım alıntıları (genellikle) zikreden Selçuk Altun'dur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-6220351196151737665?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/6220351196151737665/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=6220351196151737665' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/6220351196151737665'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/6220351196151737665'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/08/yazar-olmak-isteyene-oneriler.html' title='Yazar Olmak İsteyene Öneriler*'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-7394455607476500660</id><published>2010-07-26T14:50:00.003+03:00</published><updated>2010-07-26T15:31:42.822+03:00</updated><title type='text'>Kitap İçin...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TE2AE6JSE2I/AAAAAAAACSw/Xph7GiION8Y/s1600/327184_2.jpg"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 270px; DISPLAY: block; HEIGHT: 390px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5498191541905265506" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TE2AE6JSE2I/AAAAAAAACSw/Xph7GiION8Y/s400/327184_2.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bana sorarsanız insan kitap fuarlarına ne(ler) alacağına dair bir fikri olmadan gitmemeli. Böylesi bir gidiş içerikten bağımsız allı-pullu, tasarım harikası ya da skandalı kitap kapaklarının sizi çekmesi ya da itmesi ile fırsatı heba etmek anlamına gelebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nasıl ki güzel bir yüz güzel bir ruhun ya da estetik kurallarına uymayan hatlar da kötü bir kalbin garantisi değilse kitap kapakları da hiç ama hiç bir şeyin göstergesi değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için fuar indirim demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Secret"cıların takdir etmeyeceği bir kötümserlikle bir insanın kültür seviyesi ne kadar yüksekse para seviyesi de o kadar düşüktür gibilerde ters orantıya sahip bir fikrim var. Bu durumda beni yer yer çok kültürlü sayarak onurlandıran arkadaşlarıma üzülerek bldirmeliyim ki kültür seviyem ortalama. Bu sonuca ortalama sayılabilecek gelir düzeyime bakarak varıyorum. Ve elbet okudukça, daha çok okudukça ve bilmedğim ne kadar çok şey olduğunu gördükçe de...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerde kalmıştık?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için fuar indirim demektir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ben orta gelirli bir insan olduğuma göre fuarlar öyle elini kolunu sallayarak gidilecek yerler olmadığı gibi, kitaplar da janjanlı kapak tasarımlarına ya da mükemmel pazarlama politikalarına göre seçilecek şeyler değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyle ya o fuardan içeri adım attığım anda cebimdeki parayı suda kan kokusu almış köpekbalıkları gibi sezip avlamaya çalışacak olan değersiz (ne yazık ki kitabın da değersizi var) onlarca kitap beklemektedir beni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden elimde bir liste ile giderim ben fuarlara. BU liste aylar boyunca kurcalanmış internet kitapçıları menşeeilidir genellikle. Zaman zamansa okuduğum kitaplarda yazarların bahsettiği kitapları not ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yıl "Nitelikli okurluğun da yazarlık gibi nitelik işi olduğuna inanırım," diyen Selçuk Altun'un önerilerini de dikkate alacağa benzerim.&lt;br /&gt;Kendisi bir çok başka vasfının yanısıra Cumhuriyet Kitap Eki'nde yazarlık yapmaktadır. Bu ekte çıkan yazılarından derleme niteliğindeki "Kitap İçin" adlı kitabı bu sene fuara giderken hedeflediğim kitaplardan biriydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitabının tümünü satır satır sevdim mi? Hayır. Ama aralarda önemseyeceğim öneriler ve alıntılar buldum. Bir de romanlarını okuma isteğine sahip oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sizinle kitaptan aldığım notları, alıntıları bu hafta boyunca ara ara paylaşmaya karar verdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle kitap - yazar önerilerinden bir kaçı:&lt;br /&gt;• İmre Kertesz&lt;br /&gt;• Antonio Tabucchi&lt;br /&gt;• Kazuo İshiguro'dan Never let me go (YKY cevirtiyormus)&lt;br /&gt;• Isaac B. Singer&lt;br /&gt;• Oğuz Demiralp&lt;br /&gt;• Gonca Özmen&lt;br /&gt;• Thomas Bernhard&lt;br /&gt;• Ayfer Tunç Ömür diyorlar buna&lt;br /&gt;• Sputnik Sweetheart -Murakami&lt;br /&gt;• Sınırın Güneyinde güneşin Batısında- Murakami&lt;br /&gt;• Yaşar Kemal Kendini Anlatıyor&lt;br /&gt;• İhsan Oktay Anar -Suskunlar&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette daha nicesi var ama ben bugün için bir kaç isim seçtim. Yarın devam...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-7394455607476500660?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/7394455607476500660/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=7394455607476500660' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7394455607476500660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7394455607476500660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/07/kitap-icin.html' title='Kitap İçin...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TE2AE6JSE2I/AAAAAAAACSw/Xph7GiION8Y/s72-c/327184_2.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8320540434769525544</id><published>2010-07-23T14:07:00.004+03:00</published><updated>2010-07-23T14:12:04.800+03:00</updated><title type='text'>madene geri dönüş- işte ben buyum!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TEl37fuR7QI/AAAAAAAACSo/0LW3lY1btx0/s1600/bul0057.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 133px; FLOAT: left; HEIGHT: 170px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5497056684194000130" border="0" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TEl37fuR7QI/AAAAAAAACSo/0LW3lY1btx0/s400/bul0057.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar sadece yaşamakla yetinemezler. Kendini ifade etmek isterler bir de.&lt;br /&gt;Sonsuzluğun ortasında, dünya denen bir minik noktanın üzerinde, ellerinde kendilerini temsil eden bir bayrak (sopasından sıkı sıkı tutulmuş ve inatla yere çakılmış bir şekilde)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-işte ben buyum!&lt;br /&gt;derler, der gibidirler hep.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gece olunca yatıp sabah olunca kalkan, karnı acıkınca yiyip susadıkça içen, kovuğuna düzenli olarak palamut taneleri götürüp barındığı ortamı otlar- samanlarla yuva haline getiren, yavrularına kol kanat geren bir sincaptan ne farkım var diye düşündüğümde cevaplar suraya diziliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama içlerinden bir tanesi sisler içinde kalan diğerlerine göre çok daha net: Üretmek!&lt;br /&gt;Beni dünyaya anlatan bayrağı yere saplayıp , üretmek&lt;br /&gt;ve&lt;br /&gt;şöyle demek:&lt;br /&gt;-işte ben buyum!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ben var olduğum için dünyaya şunlar şunlar ekleniyor.&lt;br /&gt;Ardımda şunları şunları bırakabilirim.&lt;br /&gt;Ben öylesine gelip öylesine gitmiş olmayacağım. Ne kadar minik de olsa hayat denizine attığım taş, yine de daireler yaratacağım, etkisi en yakınımdakilere daha çok, uzaktakilere daha az, ve en uzaktakilere belli belirsiz ulaşan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Not:&lt;/strong&gt;Çok uzun zamandır yazmıyorum. Çünkü çok farklı şeylerde kayboldum nicedir. Ve yazabilirliğin de benimle beraber kaybolup gittiğini sandım. Oysaki insanın eğilimleri dünyanın gönlündeki madenler gibiymiş. Sen onlara dokunsan da dokunmasan da onlar hep aynı yerde seni beklemekteymiş.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8320540434769525544?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8320540434769525544/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8320540434769525544' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8320540434769525544'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8320540434769525544'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/07/madene-geri-donus-iste-ben-buyum.html' title='madene geri dönüş- işte ben buyum!'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TEl37fuR7QI/AAAAAAAACSo/0LW3lY1btx0/s72-c/bul0057.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4081378448390211173</id><published>2010-07-23T13:27:00.002+03:00</published><updated>2010-07-23T13:30:33.549+03:00</updated><title type='text'>tekilken çoğul....</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TElvIDS8c9I/AAAAAAAACSg/kdagMCYbIAE/s1600/untitled.bmp"&gt;&lt;img style="TEXT-ALIGN: center; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 400px; DISPLAY: block; HEIGHT: 313px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5497047004296803282" border="0" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TElvIDS8c9I/AAAAAAAACSg/kdagMCYbIAE/s400/untitled.bmp" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Bazıları, yer yüzünde yürürken yerin üstünde gidiyormuş gibi hissetmeyi severler. Çünkü yerin çekim gücü tahmin edilenden de yüksektir; ama bedenlere değil, sadece ruhlara.&lt;br /&gt;Bir beden içinde bir ruh taşımak ne kadar ağır bir yüktür bilir misin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bu yüzden kedilerin, köpeklerin bir ruhunun olmadığına, ruhun eninde sonunda gideceği (biri lanetli diğeri kutsanmış) bir mekan varsa, bu mekanın hayvanlardan öte hayvanlardan bağımsız olduğuna inanırım. Yok değilse nasıl yemek yerken sadece yemek yiyor, yatıyorken yatıyor, bakıyorken bakıyor olurdu kediler köpekler?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben hiç böyle olamadım. Ben hiç ama hiç yaşadığım neyse onu yaşayamadım. Çünkü ben bedenimden gayrı bir başka bir şeye daha sahiptim; bir ruha!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçine girdiği beden ne halde olursa olsun ruh ondan bağımsız, ruh kendi iradesine göre bir orada bir burada. Ben hiçbir zaman tekil olamadım. Ben hep iki kişiydim, biri burada diğeri bilmem, kimbilir nerede?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4081378448390211173?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4081378448390211173/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4081378448390211173' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4081378448390211173'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4081378448390211173'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/07/tekilken-cogul.html' title='tekilken çoğul....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TElvIDS8c9I/AAAAAAAACSg/kdagMCYbIAE/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3538869443226708034</id><published>2010-05-29T15:43:00.002+03:00</published><updated>2010-05-29T15:52:57.328+03:00</updated><title type='text'>Satır aralarında mısır taneleri</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TAEOIfy-RII/AAAAAAAACIE/utJd0diDPAI/s1600/Girl-Reading-books-to-read-64022_1528_1920.jpg"&gt;&lt;img style="display: block; margin: 0px auto 10px; text-align: center; cursor: pointer; width: 254px; height: 320px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TAEOIfy-RII/AAAAAAAACIE/utJd0diDPAI/s320/Girl-Reading-books-to-read-64022_1528_1920.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5476674160996271234" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Kitap okurken yakınlarında bir yerde mutlaka bir kalem olmalı insanın. Altını çizerek okumak bir taşla üç kuş vurmak demektir çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci kuş okurken vurulur, ikinci kuş hafızanın kıvrımlı sokaklarında kaybolup giden sözler aranırken, üçüncü kuş ise kitap bir başkasına ödünç verildiğinde vurulacak olan kuştur. Dosttan dosta uçurulan kuş (çünkü kitap öyle herkese ödünç verilmez- verilirse geri dönmez- dönmeyen her kitap hafıza ağacınızdan dökülen yapraklardır, savrulmaya ve yokolmaya mahkum olan) ayağında sizden, hayata bakış açınızı özetleyen cümleler not edilmiş bir mesaj taşımaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dert kendinizi başkasına anlatmak değildir de üzerinde daha sonra zevkle konuşulacak ortak konular bulmaktır. Altı çizilerek okunmuş bir kitap sanki damarlarına tekrar özsuyu dolmuş ve canlanmış bir ağaçtır benim için. Üstelik bu yaşam suyu bu kez yazara değil, bir başkasına aittir. Elinize geçen kullanılmış kitap bir tanıdıktan gelme ise daha bir değerlidir. Sahaftan edinme ise gizemlidir. Kimdir ki bu derkenar notların sahibi, ya da ihtimal yatarak okunduğu için söz konusu kitap, düz deği de eğri büğrü çizilmiş çizgilerin çizeni?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İsterim ki bana böyle kitaplar gelsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gelmiyorsa, benim kitaplarım benimle beraber böyle olsun. Bana göre bu, şişenin içine mesaj koyup onu okyanusa salmaktır. Çünkü bir gün o şişeyi ya artık bir yetişkin olmuş kızınız bulacaktır, ya da şimdilik adını bile bilmediğiniz torununuz … Siz hala varken ya da artık yoklar mertebesine eriştiğinizde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neticede insan ne kadar “Dert kendinizi başkasına anlatmak değildir!” dese de kendini başkalarına anlatma derdinde. Kimileri buna kendini ifade etmek diyor. İfade ettikçe sanki daha bir kalıcı olunuyor sanki dünyaya kazık çakılıyor. Çakılıyor mu çakılıyor : )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve- fakat varoluşa direnmeye (ne severim şimdi gelecek demode kelimeyi) “beyhude” bir çabayla çalışmaktan öte çok daha güncel çok daha “pragmatik” nedenleri de vardır satırların altını çizmenin. Çünkü insan hafızasına güvenmez, ve çünkü insan sadece mısır taneleri yiyebilmek için koca bir çanak mısırlı salatayı herseferinde yemek istemeyebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Okuduğum kitaplardan mısır taneleri seçerim, kitabı bir daha elime aldığımda salatalıklar, otlar ve domateslerle boşuna boğuşmamak adına, sadece mısırların tadını almak adına.&lt;br /&gt;Çünkü hayat kısadır ve okunacak milyonlarca kitap vardır. Bir kitaba tekrar tekrar "geniş zamanlar" ayırmak lüks varsayı(labili)r…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3538869443226708034?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3538869443226708034/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3538869443226708034' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3538869443226708034'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3538869443226708034'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/05/satr-aralarnda-msr-taneleri_29.html' title='Satır aralarında mısır taneleri'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/TAEOIfy-RII/AAAAAAAACIE/utJd0diDPAI/s72-c/Girl-Reading-books-to-read-64022_1528_1920.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-9015629231422214667</id><published>2010-05-24T14:39:00.003+03:00</published><updated>2010-05-24T15:21:34.042+03:00</updated><title type='text'>40 basit - tahmin edilebilir ama etkili madde</title><content type='html'>&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;&lt;span style="font-weight: normal;"&gt;İnternette &lt;/span&gt;&lt;a style="font-weight: normal;" href="http://www.themotherhuddle.com/40-ways-to-show-your-child-love/"&gt;şu sayfad&lt;/a&gt;a karşıma çıkan 40 madde. &lt;span style="font-family: arial; font-weight: normal;"&gt;Aslında bilmediğimiz ya da yapmadığımız şeyler değil, ama yine de çevireyim ve paylaşayım dedim. Belki bir tanesini bu yakınlarda uygulamak istersiniz ve hiç yoktan ekstra gülümsemelere neden olursunuz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt;&lt;p align="center"&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt;Çocuğunuza onu sevdiğiniz göstermenin 40 basit yolu&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/p&gt; &lt;ol&gt;&lt;li&gt; Onları görmek istedikleri bir filme götürün (İlk hedefim Shrek'in 3boyutlusu )&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Evde arabada hazine avına çıkın (bozuk para arayın- bana kalırsa kendiniz özellikle sağa sola bozuk para ser) Topladığı para ile alışverişe çıkın. (alabileceği şeyin illa çok para gerektiren şeyler olması gerekmiyor, hazine avından önce onu dondurma - çikolata vs alabileceği konusunda yönlendirip heyacanlandırabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Onların adım hızında uzun bir doğa yürüyüşüne çıkın. Konuşmayı onların yönlendirmesine izin verin.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Gerçekten sevdiğiniz özelliklerini bulup herkesin önünde bu özelliklerini övün.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İkinizin fotoğrafını çerçeveleyip odasına asın.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Ceplerine şekerlemeler koyun.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Onlarla oyun oynayın&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Bırakın kazansınlar.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Banyo zamanını özel hale getirin. Köpüklü banyolar hazırlayın, renkli sabunlar ve çeşitli oyuncaklar verin. Havlusunu önceden ılıtmayı da unutmayın.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Postaneden onun adına bir mektup atın, mektubun içine bedava dondurma alabileceği bir kupon (stick vs) ekleyin.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sinema gecesi yapın (ona göre filmler ve popcorn eşliğinde)&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Battaniyele,r sandalyeler, masabir klube inşa edin ve birlikte içinde piknik yapın.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Birlikte "seni seviyorum" kitapları okuyun&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Uyku saatini geçmesine (zaman zaman) izin verin ve birlikte çizgi film klasikleri izleyin.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Normalde onların yapması gereken bir işi yapın..&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yemek kutularına cesaretlendirici bir not koyun.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Tüm dikkatinizi onlara verin.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yaptıklarında sizi mutlu eden kimi şeyleri onlara söyleyin..&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Onları güldürün.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Onlarla beraber gülün.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;En sevdikleri yiyeceği okuldan geldiklerinde karşılama yiyeceği olarak onlara sunun.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Eve geldiklerinde ne kadar sevindiğinizi onlara hissettirin.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sizi öpmelerini ve sarılmalarını isteyin.&lt;/li&gt;&lt;li&gt; Onları dinleyin ve mümkün olduğu zamanlarda onların kendi kararlarını kendilerinin vermesine izin verin.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Yapmaktan hoşlandıkları şeyler ve sevdikleri şeylerle dolu bir defter hazırlayın.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;İşten, ev işinden, teknolojiden veya her türlü bağımlılık ve sorumluluklarınızdan uzak bir gün ayarlayın ve tamamen onlara odaklanın.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Birlikte bir şeyler pişirin.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Onlar için bir akrostiş yazın (isimlerinin başharfleri her mısranın ilk harfi olan şiir)&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sebebpsiz yere odalarını süsleyin.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Onları övgülere boğan bir tabela hazırlayın.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;KOnları okuldan kaçırıp öğle yemeğine çıkarın.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Evinizi eğlenceli bir yer haline getirin.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Eski bir ayakkabı kutusunu hazine kutusu haline getirin. Kutunun içini altın para şeklinde kaplanmış çikolatalarla doldurun.  Bu sandığı bulmaları için bir harita hazırlayın.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Alışverişe çıkıp birlikte yapmak icin en sevdiği tatlının malzemelerini alın. Birlikte yapıp birlikte yiyin.&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Sıcak bir battaniyeye bilikte sarılıp sırayla birbirinize hikayeler anlatın.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Onlar hakkında sevdiğiniz şeyleri belirten bir liste yapıp uykudan önce bulmaları için yastıklarının üzerine koyun.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Biribirinize, gün içinde neler yaptığnızı akşam yemeğinde anlatın anlattırın.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Birlikte oturup bir gün içinde yapılabilecek eğlenceli aktiviteler listesi yapın . Her fikri kücük bir kagıda yazıp şişirdiğini balonun içine koyun. Her aktivite tamamlanıncaya kadar balonları patlatmaya devam edin (bana sorarsanı bu zorlama olmuş)&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Gıdıklamaca oynayın.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;li&gt;En sevdiği parçalardan bir cd hazırlayıp birlikte dansedin.&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt; &lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-9015629231422214667?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/9015629231422214667/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=9015629231422214667' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/9015629231422214667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/9015629231422214667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/05/40-basit-tahmin-edilebilir-ama-etkili.html' title='40 basit - tahmin edilebilir ama etkili madde'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-1628976866501818709</id><published>2010-05-16T11:35:00.003+03:00</published><updated>2010-05-16T12:07:17.785+03:00</updated><title type='text'>Yazar kimdir?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S--1t0moc-I/AAAAAAAACEM/ALEsEAT_pwg/s1600/writer.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; FLOAT: left; HEIGHT: 346px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5471791871097861090" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S--1t0moc-I/AAAAAAAACEM/ALEsEAT_pwg/s400/writer.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; Hayatı, insan ilişkilerini, çalkantılı varoluş denizinde kafasını su üstünde tutmaya çalışan insan ruhunun hallerini bizim yerimize özetleyen kişilere yazar deriz.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Peki biz* yazar olabilir miyiz?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bilmem, deneriz ve denemekteyiz .....&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;*daha çok birinci tekil&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-1628976866501818709?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/1628976866501818709/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=1628976866501818709' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1628976866501818709'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1628976866501818709'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/05/yazar-kimdir.html' title='Yazar kimdir?'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S--1t0moc-I/AAAAAAAACEM/ALEsEAT_pwg/s72-c/writer.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3283764338907502660</id><published>2010-05-14T14:07:00.002+03:00</published><updated>2010-05-14T14:15:22.353+03:00</updated><title type='text'>Bir tuhaf tren</title><content type='html'>Avcundaki şekerleri ne kadar geç bitirirsen o kadar uzun sürecek çocukluğun,&lt;br /&gt;ve aynı şekilde okumadıkça okuman istediğin kitapları, zamanı durdurursun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ölmen gerektiğinde soracaklarmış gibi sanki sana&lt;br /&gt;"Okudun mu tüm okumak istediklerini?"&lt;br /&gt;"Hayır henüz değil," dediğinde&lt;br /&gt;Geri gideceklermiş gibi sanki....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve gitmediğin, görmediğin şehirleri, ülkeleri&lt;br /&gt;Aynı şekilde soracaklar mı sana sanıyorsun?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yolun yarısını çoktan geçtin biliyorsun.&lt;br /&gt;Zaman aldatmacalarla duramayacak kadar ağır ve yüklü,&lt;br /&gt;Yokuş aşağı giden bir tuhaf tren biliyorsun!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3283764338907502660?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3283764338907502660/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3283764338907502660' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3283764338907502660'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3283764338907502660'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/05/bir-tuhaf-tren.html' title='Bir tuhaf tren'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3668037772833398614</id><published>2010-02-20T10:24:00.003+02:00</published><updated>2010-02-20T10:30:02.043+02:00</updated><title type='text'>Böyle olur züğürtlerin tesellisi...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S3-cTl7k-GI/AAAAAAAAB_A/agkipsL6IgU/s1600-h/deniznehir_gardenya70_2834kadin1hvjt7.gif"&gt;&lt;img style="float: left; margin: 0pt 10px 10px 0pt; cursor: pointer; width: 400px; height: 370px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S3-cTl7k-GI/AAAAAAAAB_A/agkipsL6IgU/s400/deniznehir_gardenya70_2834kadin1hvjt7.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5440238735300294754" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ünlülerin evlerinin resimlerine bakmadan duramıyorum.&lt;br /&gt;Farkettim ki o  evlerde özendigim sey evlerin ne zenginlikten patlamışlığın sembolü olan   ferahlığı- aydınlığı ne de yaldızlara bulanmış eşyaları...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben o  evlerin tertipine, düzenine ve temizligine hastayım; Ortalıkta yerlerde  her an ayağınıza takılıp da küfretmenize neden olacak luzumsuz ıvır  zıvırlarının olmaması, herşeyin deyim yerindeyse buzzzzzzz gibi düzenli  olması.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İyi ama biliyor musun ki Binnur, bu özendiğin şeyi o gıpta  ettiğin zenginler kendileri gerçekleştirmiyorlar.&lt;br /&gt;Bunu onların adına  yapan kişiler var. Ancak onlar Bekir Coşkun'un göz yaşartan &lt;a href="http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/11679583.asp"&gt;şu yazısından&lt;/a&gt;  kendilerine çok fazla pay çıkartamayacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOt: Son cümle,  ev işini sevmeyen ama tüm evin işinin altında ezilmiş bir çalışan  kadının kendi kendine yaptığı tesellinin resmidir (züğürtçesine!)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3668037772833398614?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3668037772833398614/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3668037772833398614' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3668037772833398614'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3668037772833398614'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/02/boyle-olur-zugurtlerin-tesellisi.html' title='Böyle olur züğürtlerin tesellisi...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S3-cTl7k-GI/AAAAAAAAB_A/agkipsL6IgU/s72-c/deniznehir_gardenya70_2834kadin1hvjt7.gif' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-1761793279161493584</id><published>2010-02-20T10:07:00.001+02:00</published><updated>2010-02-20T10:13:41.493+02:00</updated><title type='text'>Sıradaki?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center; margin: 0px auto 10px;"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S3-YM_DA2nI/AAAAAAAAB-w/1_AGpnsJu8M/s1600-h/Yeni+Klas%C3%B6r.jpg"&gt;&lt;img alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S3-YM_DA2nI/AAAAAAAAB-w/1_AGpnsJu8M/s400/Yeni+Klas%C3%B6r.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Birileri, ölmeden önce okumamız gerektiğini düşündükleri 1001 kitabın listesini yapmış. Eğer böyle düşünüyorlarsa vardır bir bildikleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu listenin içinden kendime göre bir mini liste de ben çıkardım. Listeyi oluştururken kriterlerim şunlardı:&lt;br /&gt;-Yazarın daha evel başkaca kitaplarını okuyup sevmiş olmak.&lt;br /&gt;-Yazarın herhangi bir eserini okumamış da olsa efsaneleşmiş sanından etkilenmiş olmak.&lt;br /&gt;-Merak&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Listemi üşenmeyip yazarlarının fotolarıyla beraber picasa'da mozaik yaptım. Yakından bakmak için resme tıklayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.listology.com/list/1001-books-you-must-read-you-die"&gt;Not: 1001 kitap listesine giden kapı&lt;/a&gt; &lt;a href="http://www.listology.com/list/1001-books-you-must-read-you-die"&gt;&lt;/a&gt;&lt;div style="clear: both; text-align: center;"&gt;&lt;a href="http://picasa.google.com/blogger/" target="ext"&gt;&lt;img src="http://photos1.blogger.com/pbp.gif" alt="Posted by Picasa" style="border: 0px none; padding: 0px; background: none repeat scroll 0% 50% transparent;" align="middle" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-1761793279161493584?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/1761793279161493584/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=1761793279161493584' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1761793279161493584'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1761793279161493584'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/02/sradaki.html' title='Sıradaki?'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S3-YM_DA2nI/AAAAAAAAB-w/1_AGpnsJu8M/s72-c/Yeni+Klas%C3%B6r.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8424694293280892163</id><published>2010-02-19T18:30:00.002+02:00</published><updated>2010-02-19T18:35:42.849+02:00</updated><title type='text'>Ben büyüdükçe dünya küçülüyor.</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S369Dxil7jI/AAAAAAAAB-o/UyCMZM8FqpQ/s1600-h/haruki_murakami_he_wanna_talk.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 355px; FLOAT: left; HEIGHT: 400px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5439993272445824562" border="0" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S369Dxil7jI/AAAAAAAAB-o/UyCMZM8FqpQ/s400/haruki_murakami_he_wanna_talk.jpg" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben büyüdükçe dünya küçülüyor.&lt;br /&gt;Ancak görünen o ki kendisi zaten büyük olanlar için dünya hala büyük.&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;Japonların büyük bir kısmının olduğu gibi fanatiği olmadığım, ama bir kitapta sevdiğim bir yazar var “hayatımda” artık. Adı Haruki Murakami.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendisiyle geçen yaz tanıştık.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;700 küsür sayfalık kitaplara bile 25 lira gibi bir parayı sayarken eli titreyen biz orta direk okurları, hem paradan hem zamandan tasarruf etmek için kitap değiş tokuşu yaparız sıklıkla.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Az çok hayat görüşüne, ve zevkine inandığınız (bir diğer deyişle hayata üç aşağı beş yukarı aynı gözlüklerle baktığınızı bildiğiniz) arkadaşlarınız size bir kitap önerir, ya da daha da iyisi o kitabı ödünç verirse hem zamandan hem de paradan yana (hem de arkadaştan tabi) şansınız yaver gidiyor demektir ki bu bir taşla 3 kuş vurmaya bedel bir şeydir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aslında söz konusu taşın vuracağı başka bir kuş daha vardır ki o da elinize tutuşturulan kitabın yazarıdır&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Arkadaşınızla paylaştığınız ister sanal ister “real” hayatınıza, bir üçüncü kişi daha dahil olmuştur artık. Bundan böyle konuşmalarınızın arasına arada sırada da olsa bildik- sevdik- onayladık” aşamalarından geçmiş bir üçüncü kişinin gireceği kesindir.&lt;br /&gt;Murakami bana Aslı’nın hediyesidir (Aslı da hayatın bana).&lt;br /&gt;Zemberek Kuşunun Güncesi ise Murakami’nin dünyaya hediyesidir.&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;İnsanoğlu her yere girebilir, her şeye hakim olabilir ama (en azından şimdilik) bir beyine asla.&lt;br /&gt;Beyin denen o muamma, zihnimde yeralan çağrışımlar odasında bir sürü kavramı harekete geçirir. Ne zaman beyin hakkında düşünsem çağrışımlar odamda kaleydeskoplar, içinde binbir aynanın ve kristalin renk yansıması ile şenlenmiş karanlık odalar, yankılarla dolu mağaralar gibi kavramlar sıraya girer.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anlamlandırmaya çalıştığım şey temelde 1,5 kilo bile etmeyen gri ve yumuşak bir yığın; bir et parçasıdır aslında. Ve aslında hiç de öyle değildir beyin. Bazen gerçekler, çağrışımlar kadar “gerçek” veya çağrışımlar kadar “layıkıyla” olmayabilir.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Siyah kadife ile kaplı kaidesinin üzerinde dingin ve mağrur bir şekilde kurulmuş bekleyen bir devasa elmas düşünün; işte o sizin beyninizdir.&lt;br /&gt;Elmasın bulunduğu odanın camlarından binbir görüntü, binbir ışık geçer; işte o hayattır.&lt;br /&gt;Hayatın ışıkları elmasın üzerine düşer; işte o etkilenmektir.&lt;br /&gt;Ve elmas rengârenk ışıklar, yansımalar saçar duvarlara, işte o ürün vermektir, yazmaktır, çizmektir, algıladığını kendi süzgecinden geçirip içine kendi renklerini de katmak ve onu dışa vurmaktır.&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;Kimilerinin elması sadece ışıkları soğurur ama dışa pek bir şey yansıtmaz, kimilerinin elması renk tayfında belirli bir aralığı yansıtır ancak. Kimilerinin elması ise yerin üstünde- güneşin altında kaç çeşit renk varsa hepsini yansıtır, kendi yorumunu da katarak, her seferinde binbir muhteşem ve farklı sonuç çıkararak…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Murakami’nin elması bu sonunculardan mıdır? Tartışılır… Ancak yine de onun beyin duvarlarına yansıyan ve onun da dış dünyanın haberdar olmasına izin verdiği renk kombinasyonları şüphesiz ki bakmaya – görmeye- almaya- zaman ayırmaya değer olanlardandır.&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;Sonra bir gün dünya küçülmeye başlar; İnternet diye bir şey sayesinde..&lt;br /&gt;Murakami karşınıza çıkar bir sosyal paylaşım sitesinde. Sanki arkadaşınızmış gibi listenize eklemeye hakkınız olan, ya da takip etmeye- herneyse, bir sıradan adamdır işte…&lt;br /&gt;Bakarsınız sizin de dahil olduğunuz takipçiler listesinde binlerce isim var.&lt;br /&gt;Ancak ” yazan “ adamın takip ettikleri listesi oldukça zayıftır. Zayıf da ne kelime; yalnızca bir kişi: o da meşhur bir adam.&lt;br /&gt;İşte o zaman kafatasınızın ortasında yeralan elmasınız duvarlara ışıklar yansıtmaya başlar: O ışıklar birleşince şu yazılar çıkar:&lt;br /&gt;“Ben büyüdükçe dünya küçülüyor.&lt;br /&gt;Ancak görünen o ki kendisi zaten büyük olanlar için dünya hala büyük.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8424694293280892163?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8424694293280892163/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8424694293280892163' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8424694293280892163'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8424694293280892163'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/02/ben-buyudukce-dunya-kuculuyor.html' title='Ben büyüdükçe dünya küçülüyor.'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S369Dxil7jI/AAAAAAAAB-o/UyCMZM8FqpQ/s72-c/haruki_murakami_he_wanna_talk.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8959492447299475462</id><published>2010-01-04T16:15:00.003+02:00</published><updated>2010-01-04T16:40:50.092+02:00</updated><title type='text'>Kar daha güzel çünkü...</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S0H90bmoD0I/AAAAAAAAB6Y/Y4ta266mPo0/s1600-h/fft5_mf126011.Jpeg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 379px;" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S0H90bmoD0I/AAAAAAAAB6Y/Y4ta266mPo0/s400/fft5_mf126011.Jpeg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422894503535578946" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Pencere önünde dalgın dalgın dururken havada uçuşan beyaz bir şeyler farkettim. Dalıp gitmenin o güzel odaksızlığını, odaklanmasızlığını  silecek kadar özgür ama acelesiz beyaz şeyler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek tek, hür ve kendi başlarına buyruk taneler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri oraya uçuyor, biri buraya... Düzensizlik nasıl bu kadar güzel olabilir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlara benziyorlar aslında. Hedef belli. Hepsi toprağa karışacak, ama öncesinde biraz sağa biraz sola gönüllerince uçacaklar, az biraz fark yaratacaklar, yağmur damlaları gibi bodoslama yeri boylamayacaklar. Ve işte bu yüzden çok sevilecekler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Üstelik her bir kartanesi zaten eşsizdir, oluşum ve şekil itibariyle.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8959492447299475462?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8959492447299475462/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8959492447299475462' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8959492447299475462'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8959492447299475462'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/01/kar-daha-guzel-cunku.html' title='Kar daha güzel çünkü...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S0H90bmoD0I/AAAAAAAAB6Y/Y4ta266mPo0/s72-c/fft5_mf126011.Jpeg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-1089812267387460120</id><published>2010-01-04T13:45:00.003+02:00</published><updated>2010-01-04T14:18:35.533+02:00</updated><title type='text'>Gerçekten de Zevkliymiş bree.....</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S0Hby1fcvtI/AAAAAAAAB6I/KKUWFavpt9g/s1600-h/Claude-Monet-The-Poppy-Field-15507.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 299px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S0Hby1fcvtI/AAAAAAAAB6I/KKUWFavpt9g/s400/Claude-Monet-The-Poppy-Field-15507.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422857092729716434" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Manevi içerikli rivayetlere göre her iki omzumuzda konuşlanmış toplamda 2 adet meleğimiz bulunmaktaymış. Bunlardan biri yaptığın iyilikleri, diğeri de kötülükleri not etmekteymiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana sorarsanız, tam da başımızın tepesinde oturan bir üçüncü meleğe daha sahibiz biz.&lt;br /&gt;Bu melek yemeyip içmeyip sizi takip ediyor ve ağzınızdan çıkan kelime silsilelerinin dahilinde acaba bir adet "hayatta" kelimesi geçmiş mi ona bakıyor gibime geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hayatta" derken "katiyen" anlamında...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok denedim, hayatta yapmam diyip de yapmadığım bir şeycik - ulen bir şeycik olsun!- olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu hayattalardan sonuncusu neyseki temelde yapıcı bir hobiye sarfedildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 gece evvel kızım ve babası sadece ve sadece 200 parçalık bir -hediye edilmiş- yapbozun çevresinde madden olmasa da ruhen didişip dururlarken sarfettiğim cümle şöyleydi:&lt;br /&gt;"Hayatta kendimi öyle bir sıkıntıya sokamam."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne mi oldu? Bunu kafamın tepesinde oturan 3. melek elbette duydu ve ellerini ovuşturarak işe koyuldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El ayak çekildikten sonra sehpa üzerinde ancak dış çevresi tamamlanmış bir halde beni bekleyen yapboza doğru yaklaştım yaklaştım yaklaştıııım ve son parçasını da yerleştirip uzaklaş&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S0Hcbp2BEpI/AAAAAAAAB6Q/C57lJEYDiN0/s1600-h/jigsaw-puzzle-tutorial.gif"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 320px; height: 207px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S0Hcbp2BEpI/AAAAAAAAB6Q/C57lJEYDiN0/s320/jigsaw-puzzle-tutorial.gif" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5422857793977782930" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;tım....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerinde 3 sevimli kedinin konuşlandığıve tarafımca tamamlanmış bu yapbozla beraber ben artık yeni bir insandım: bir yapboz sever...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ertesi sabah kalkar kalkmaz (cünkü yapbozu tamamlayım derken biraz geç yattım) ilk yaptığım iş internette yapboz avına çıkmaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözüme kestirdiğim ve sık kullanılanlara attığım bir kac yapbozu isteme ve bekleme sürecine katlanamayacağımı anlayıp gün içinde bir oyuncakçı dükkanında aldım soluğu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu an evimizin baş köşesinde, yemek masasının üzerinde, dış çevresi tamamlandı tamamlanacak şekilde beklemekte olan 1000 parçalı bir yapbozum bulunmakta.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu gibi durumlarda teşpihte hata olmaz ama aklıma şu ünlü sokak deyişi geliyor:&lt;br /&gt;"Milyonlarca sinek yanılmış olamaz......... .......... ............"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Bittiğinde70'e 50 lik boyutlarda bir tablom olmuş olacak. Paspartulattığında daha da geniş tabi. Hiç bir zaman sevdiğim ressamların eserlerinin gerçeğini alabilecek akdar zengin olacağımı sanmıyorum. Öte yandan şeytanın bacağını kırıp olsam bile sevdiğim eserlerin bir çoğu müzelerin, dolayısıyla halkın malı olacak (eh bu da iyi birşey tabi)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Reprodüksiyona gelince ağzımda hafif bir metal tadı bırakıyor bu kavram. Ama yapboz olunca iş başka. İşin içine emek karışıyor ve ağzımdaki metal tadını siliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapbozum Monet'den Gelincik Tarlası.... Şu güzelim bahar göğü altında gelincikler altında dolaşanlar da kızımla benim zahir.... Bu arada bu tablonun orjinali D'orsay müzesinde sergilenmekte. Yani para ile satın almak kabil değil...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-1089812267387460120?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/1089812267387460120/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=1089812267387460120' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1089812267387460120'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1089812267387460120'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2010/01/gercekten-de-zevkliymis-bree.html' title='Gerçekten de Zevkliymiş bree.....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/S0Hby1fcvtI/AAAAAAAAB6I/KKUWFavpt9g/s72-c/Claude-Monet-The-Poppy-Field-15507.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4099223522841686064</id><published>2009-12-26T19:43:00.007+02:00</published><updated>2009-12-26T20:05:03.679+02:00</updated><title type='text'>Özetledim (mi acaba?)</title><content type='html'>Dün internet kazanından bulduğum bir sayfayı anlatmıştım:&lt;a href="http://anlatanne.blogspot.com/2009/12/karalama-kagdna-hayat-ozetlemece.html#yorum"&gt; Karalama projesi.&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün ödevimi yapmış bir halde karşınızdayım :)...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lafı uzatmak istemiyorum çünkü son günlerdeyorgun beynim benden düşük kaliteli cümleler kurarak intikam alıyor. Bu intikamın kötü sonuçlarına katlanmak zorunda olduğunuzu düşünmüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat yine de bu karalamaca projesine hızlıca dahil olmamda katkısı olan bir kişiye teşekkür ederken biraz vaktinizi alacağım.&lt;br /&gt;Çok muhteşem bir insan olduğu aşikar olan psikolog Nevin Dölek( rahmetli yazar Sulhi Dölek'in de eşidir) iki gün boyunca okulumuzdaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenci Sorunlarına Çözüm Odaklı Yaklaşım adlı uzun soluklu semineri boyunca onu can kulağıyla dinlediğimin bir kanıtıdır bu karalamaca (Ne yazık ki mi diyim, iyi ki mi diyim bilemiyorum ama bir toplantıda veya seminerde sarfedilen kelimeleri harfi harfine dinliyorsam eğer resim çizerim...)&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzZOE-t3cXI/AAAAAAAAB44/6UzUa-Z0YMc/s1600-h/DSCF6273.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzZOE-t3cXI/AAAAAAAAB44/6UzUa-Z0YMc/s400/DSCF6273.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419605049048789362" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Sonuçta aktif olarak dinlerken beynin pasif kısmı (kim demişbilinçaltı pasiftir diye :) ) gün yüzüne çıkmak için fırsat buluyor ve insan tuhaf tuhaf resimler çiziyor. Hele ki bir de elinizde scribble project gibi bir şablonlu yönerge varsa dağınık düşünceler yollarını daha kolay buluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benden çıkan sonuç şudur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Detayları da budur:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not: Şablonu print etmedim, aklımda kaldığı şeklinde çizdim. Türkçe başlıklar kullanmadım ama masumum, niyetim kötü değildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfanın ortasından bana bakan John Lennon'a çok şaşırdım, yetişkinlikdiyince muhtemelen içinde oturduğum bir kaynayan kazan çiziyor olmama daha da çok şaşırdım.&lt;br /&gt;Kasetin altında giden ve her rengi barındıran yol sanırım hayat yolu. Ancak yolun sonunda cehennem kazanı varmış gibi gözüküyor, bu da pek sevimli bir duruş olmuyor. Fakat dediğim gibi ben masumum, her türlü saçmalama bilinçaltıma aittir :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklımdaki şeylerde ise kısmen bilincimi kısmen de sözkonusuşeyin altını kullandım :) Fakat aklımdakilerin tam orta göbeğine kızımın resminin konmasındandolayı mutluyum, bu bilinçlibir tercih değildi ancak "acaba ben bencil bir anne miyim?" sorunsalıma su serpti....&lt;br /&gt;Öte yandan boş zaman diyince aklıma gelen sahnede kendimden başka kimsenin olmaması ise z önceki konunun üzerindeki suyu buharlaştırıp yok etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Netice de bir insan resim çizdi :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzZOZpjcl8I/AAAAAAAAB5I/owYYwDN8f7I/s1600-h/DSCF6279.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzZOZpjcl8I/AAAAAAAAB5I/owYYwDN8f7I/s400/DSCF6279.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419605404145194946" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzZO4Ob6K6I/AAAAAAAAB5Y/Ew8iwlzZiZY/s1600-h/DSCF6282.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0px auto 10px; display: block; text-align: center; cursor: pointer; width: 300px; height: 400px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzZO4Ob6K6I/AAAAAAAAB5Y/Ew8iwlzZiZY/s400/DSCF6282.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419605929441766306" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzZOPoNxcgI/AAAAAAAAB5A/sNtqCWLW5Nk/s1600-h/DSCF6276.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzZOPoNxcgI/AAAAAAAAB5A/sNtqCWLW5Nk/s400/DSCF6276.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419605231987159554" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzZOpWoKilI/AAAAAAAAB5Q/h-TasXqrvpM/s1600-h/DSCF6280.JPG"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 0pt 10px 10px; float: right; cursor: pointer; width: 400px; height: 300px;" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzZOpWoKilI/AAAAAAAAB5Q/h-TasXqrvpM/s400/DSCF6280.JPG" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5419605673942616658" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4099223522841686064?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4099223522841686064/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4099223522841686064' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4099223522841686064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4099223522841686064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/12/ozetledim-mi-acaba.html' title='Özetledim (mi acaba?)'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzZOE-t3cXI/AAAAAAAAB44/6UzUa-Z0YMc/s72-c/DSCF6273.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-2787013698578070349</id><published>2009-12-24T15:32:00.005+02:00</published><updated>2009-12-24T15:53:47.376+02:00</updated><title type='text'>karalama kağıdına hayat özetlemece...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzNwgINrP1I/AAAAAAAAB4w/9NdzMrFtSis/s1600-h/suzanne.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418798473919807314" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 294px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzNwgINrP1I/AAAAAAAAB4w/9NdzMrFtSis/s400/suzanne.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; İşimin bir gereği internetin duacısıyım. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;:)&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hatta hayatımı internetten önce ve internetten sonra olmak üzere ikiye ayırmaktayım...&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendimi sık sık cevabını bildiğim bir soruyu sorarken bulurum: "Biz internet yokken ne yapıyormuşuz acaba?" Elbette şimdikinden daha çok kitap okuyormuşuz. İşin bu yönünü görmemezlikten gelirsek internet hayatıma renk katan mükemmel bir buluş. İçinde yok yok olan bir tavan arası kutusu, bir define adası sandığı, bir Noel Baba  çuvalı vs vs vs...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her neyse.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Her gün işimin ve takıntımın gereklerini yerine getirmiş bir halde 5-6 saatlik sanal bir yaşamı ardımda bırakarak eve geldiğimde kendimi turşu gibi hissediyor olmama şaşırmamak lazım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Biliyoruz ki beyin glikozla çalışır, ve glikoz 40'a merdiven dayamış kadınların uzak durması gereken bir şeydir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;O halde şekerden yana eksik bırakılmış bir vücut olsa olsa (tuz fazlalılığından) turşu olur demek mantık kurallarına çok ters düşmeyecektir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte günün turşusundan sanal define adası sandığından sizlere güzel bir sayfa önerisi:&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://www.thescribbleproject.blogspot.com/"&gt;karalama sayfası projesi&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzNvkBF8m3I/AAAAAAAAB4o/qIG-6Ww3Eao/s1600-h/name_game_shamee.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418797441216191346" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 283px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzNvkBF8m3I/AAAAAAAAB4o/qIG-6Ww3Eao/s400/name_game_shamee.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sayfaya girip kendinizi için şablonu print edin.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve soruları dürüstçe yanıtlayın.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra karalamanızı söz konusu sayfaya yükleme hakkınız da,  "yok- boşver," diyip saklama hakkınız da baki ...&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu emeğin ne işe yarayacağına gelince,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;elbette bir çok emek gibi hiç bir işe...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Not: İlk resim Suzanne adlı bir şahsa ait. Sayfa dahilinde daha bir çok örnek bulunmakta.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İnsanın kendisini bir sayfada bu şekilde özetlemesi fikri benim hoşuma gitti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Renkli kalemler ve boş bir zamanda ben de kendimi bir özetlesem diyorum...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-2787013698578070349?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/2787013698578070349/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=2787013698578070349' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2787013698578070349'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2787013698578070349'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/12/karalama-kagdna-hayat-ozetlemece.html' title='karalama kağıdına hayat özetlemece...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzNwgINrP1I/AAAAAAAAB4w/9NdzMrFtSis/s72-c/suzanne.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3228421096079864812</id><published>2009-12-22T14:44:00.003+02:00</published><updated>2009-12-22T14:51:15.337+02:00</updated><title type='text'>Bir hayal...</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzDAb5dLKkI/AAAAAAAAB4g/Fh4IOPuBV3Q/s1600-h/asliya.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5418041937238895170" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzDAb5dLKkI/AAAAAAAAB4g/Fh4IOPuBV3Q/s400/asliya.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir hayalim var...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir gün çizer olmak ve sonra kendi yazacağım çocuk kitaplarını resimlemek istiyorum ben.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çok mu büyük hayaller kuruyorum?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hayal bu sınırı mı olur?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kimbilir belki bir gün gerçek olur...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Not:&lt;/strong&gt; Gimp ile de olur photoshopla da, illustrator ile de...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Simdilik Gimp'in derslerine giden bir link...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://195.155.165.40/internet/modules.php?name=News&amp;amp;file=article&amp;amp;sid=3507"&gt;http://195.155.165.40/internet/modules.php?name=News&amp;amp;file=article&amp;amp;sid=3507&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;Resim:&lt;/strong&gt; Vladstudio (burada photoshop dersleri de var)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3228421096079864812?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3228421096079864812/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3228421096079864812' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3228421096079864812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3228421096079864812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/12/bir-hayal.html' title='Bir hayal...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SzDAb5dLKkI/AAAAAAAAB4g/Fh4IOPuBV3Q/s72-c/asliya.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-5328727148692932896</id><published>2009-12-17T14:46:00.003+02:00</published><updated>2009-12-17T15:48:56.609+02:00</updated><title type='text'>187.SAYFA MİMİ</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SyowxxP2pNI/AAAAAAAAB4M/mJJLFJC4kQ8/s1600-h/STATU-ENDISESI-ALAIN-DE-BOTTON__18729788_0.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer; width: 278px; height: 400px;" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SyowxxP2pNI/AAAAAAAAB4M/mJJLFJC4kQ8/s400/STATU-ENDISESI-ALAIN-DE-BOTTON__18729788_0.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5416195133457999058" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;"1831 yılı yaz ayları, Fransa Kralı Louis-Philippe için güven ve mutluluk dolu aylardı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;---&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel bir mim.&lt;br /&gt;Elinizdeki kitabın 187. sayfasını açın, ilk cümleyi yazın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;Okumakta olduğum kitap Alain de Botton'un "Statü Endişesi"...&lt;br /&gt;187. sayfa mimi bana bir şey öğretti. Bir şey hakkında karar vermek için bir iki veri ile yetinme...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;187. sayfanın ilk satırı bize onu içeren kitabın bir tarih kitabı, belki de romanı olduğunu anlatıyor. Oysaki gerçek bambaşka:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span id="ctl00_ContentPlaceHolderMainOrta_LabelTanitim"&gt;Bu kitap, hepimizin içini kemiren ancak pek nadir ifade edebildiğimiz bir korkuyu su yüzüne çıkarıyor: başkalarının bizim hakkımızda ne düşündüğü korkusu. Başarısızlığımızın toplum tarafından acımasızca yargılanacağı hissi. Bir başka deyişle bu kitap, evrensel bir endişeye, statü endişesine ayna tutuyor." diyor arka kapak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Keyif alarak okuduğum bir kitap Statü Endişesi. Botton her zamanki gibi kafamda dönüp duran ama  somutlaştıramadığım, bir araya toplayamadığım, toplayıp da kağıda dökemediğim düşüncelerimi yazmış (hissi veriyor bana).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bana sorarsanı, 187. sayfadan ziyade "Akıllıca bir Mizantropi" başlığı altında sayfa 141'de başlayan bölümü ön plana çıkarmayı tercih ederdim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha evvel (avının çevresinde turlayan köpek balığı taktiğiyle) çevresinde az biraz dolanıp yakınlık hissettiğim Schopenhauer'den örnekler verir Botton bu bölümde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mevzu başkalarının düşüncelerini önemsemek ya da önemsememek üzerinedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;143. sayfanın sondan bir evvelki paragrafı şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"İnsanların akıllarında dönüp duran düşüncelerin batıl ve gereksiz bir doğası olduğunu; görüşlerinin sığ, duygularının değersiz, yargılarının saçma, hatalarının da sayısız  olduğunu gerçekten kavrayabildiğimizde ve tüm bunlara dair yeterince bilgi sahibi olduğumuzda, bize gerekli olan kayıtsızlığa erişmiş olacağız... İşte o zaman başkalarının görüşlerine fazlasıyla değer  veren kişinin, aslında onlara hak ettiklerinden fazla şeref bahşettiğini anlayacağız."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;.......&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-5328727148692932896?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/5328727148692932896/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=5328727148692932896' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5328727148692932896'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5328727148692932896'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/12/187sayfa-mimi.html' title='187.SAYFA MİMİ'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SyowxxP2pNI/AAAAAAAAB4M/mJJLFJC4kQ8/s72-c/STATU-ENDISESI-ALAIN-DE-BOTTON__18729788_0.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8071982166712395147</id><published>2009-12-09T09:10:00.004+02:00</published><updated>2009-12-09T11:08:37.410+02:00</updated><title type='text'>Proust Anketi</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sizi en çok üzecek olay: &lt;/span&gt;Kendim ile ilgili ise kör olmak. Görmem gereken çok şey olduğunu düşünüyorum. Hayatın görsel bir şölen olduğunu… 4. 10 yılın sınırında görebildiklerimle yetinmek yerine göremediklerimin yasını tutmakla meşgulum. Hayattaki cümlelerimin bir çoğu görme veya görememe &lt;span&gt; &lt;/span&gt;yüklemi ile sonlanıyor gibi. Anne ve babamın son yıllarında onları “yeterince” göremeyecek olmak sıkıntılarımın en büyüğüdür. Ve Machu Pichu’yu henüz görmemiş olmak, ve Toskana kırlarını, ve Michalengelo’nun Davut heykelini ve Monet’in Nilüferler’ini ve Tac Mahal’i ve Nemrut Dağının taştan bekçilerini. Bunların bir çoğu benim gibi, benim kadar zamana karşı kırılgan olmadıkları için her an ve hala görülmeye müsaitler biliyorum. Ancak dahil olduğum yaşam şartları paramın olmasının bedelinin zamanımın olmaması demek olduğunu söylüyor. Görüp göreceğimin bu olmasına çok üzülüyorum….&lt;/span&gt;  &lt;div style="text-align: center; color: rgb(0, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nerede yaşamak isterdiniz?:&lt;/span&gt; İtalya’da.&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yaşayabileceğiniz en mutlu an: &lt;/span&gt;Kızımın doğduğu an. &lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hangi hataları hoşgörüyle karşılayabilirsiniz?:&lt;/span&gt; Safça yapılan hataları&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En sevdiğiniz erkek karakter: &lt;/span&gt;Ursula K. Le Guin’in Mülksüzler’inde Shevek. Ve Elbette Shakespeare’in ama yine de Mel Gibson’un yorumuyla Hamlet.&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En sevdiğiniz kadın karakter:&lt;/span&gt; Neden bilmiyorum tum o hastalıklı ve gücsüz yapısıyla (tum bunlara ragmen) Ophelia. &lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;/div&gt; &lt;p style="text-align: center; color: rgb(0, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En sevdiğiniz ressam: &lt;/span&gt;Monet &lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En sevdiğiniz müzisyen: &lt;/span&gt;Mozart ve Ian Anderson&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir erkekte en beğendiğiniz özellik: &lt;/span&gt;Dürüstlük, güvenilirlik ve espritüellik.&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bir kadında en beğendiğiniz özellik:&lt;/span&gt; Suyu çıkarılmamış bir kadınsılık ve ona paralel giden saygınlık.&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yapmaktan en mutlu olduğunuz iş:&lt;/span&gt; Birden çok şey. Bazen yazmak, bazen müzik içinde kaybolmak, bazen salt yürümek, bazen çiğdem çitlemek, bazen fil fıstığı yemek, bazen kızımın dizine uzanmak, bazen kedimin bana sokulması, bazen mürver ağacının çiçeğini koklamak, bazen denize bakmak, bazen dansetmek, bazen ders anlatmak, bazen eski kitap koklamak, bazen reyhan yaprağına beyaz peynir sarıp yemek ve binlerce bazenin gereğini yerine getirmek.&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kimin yerinde olmak isterdiniz: &lt;/span&gt;Müzikleri tarzım olmasa da Nil karaibrahim'in (hem büyle güzel - hem boyle akıllı olmak adına), Juliette Binoche'nin (ve yine aynı sebepler, üstüne yetenek)...&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Arkadaşlarınızda hangi özellikler olmasını istersiniz?:&lt;/span&gt; Güvenilirlik. espri anlayışı, zarafet (hayat adamlığı anlamında) sevecenlik.&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kendinizde gördüğünüz en temel eksiklik: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Birgün yokolocağım gerçeğine fazlasıyla kafayı takmış olmam ve bu yüzden bir çok girişimden (kimi zaman yazı yazmaktan bile) geri durmam.&lt;/span&gt;&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En sevdiğiniz renk:&lt;/span&gt; Siyah&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En sevdiğiniz çiçek:&lt;/span&gt; Lilyum demek moda oldu son zamanlarda ama esası misk zambağı. Aşk kokar bu çiçek. En parasız zamanlarımda bile almaya çalışırım. Sıklıkla parasız mıyımdır nedir, pek nadir alırım. &lt;/p&gt; &lt;u style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; &lt;div style="text-align: center;" align="center"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En sevdiğiniz kuş:&lt;/span&gt; Serçe. Hani soğukta tüylerini kabartıp top top olurlar ya, işte tam da o halleriyle.&lt;/span&gt;&lt;u style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En sevdiğiniz yazar:&lt;/span&gt; En sevdiğim yazarın bile kimi yazılarını sevemem bazen. Ama Alain de Botton'u severim ben, sanki zorlasam onun gibi yazabileceğimi zannetmekten (mümkün müdür, yoksa kendini bilmezlik mi bilemiyorum) sonra (orjinalinden) Jane Austen,&lt;u&gt; Ursula K. Le Guin, &lt;/u&gt;bir aralar Marquez yine bir aralar Orhan Pamuk,&lt;u&gt; bir aralar Herman Hesse &lt;/u&gt;vs vs vs&lt;/span&gt; &lt;div style="text-align: center; color: rgb(0, 0, 0);" align="center"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;En sevdiğiniz şair:&lt;/span&gt; Tüm Haiku yazan Japon Şairleri (erişebildiğim)&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;Tarihte en sevmediğiniz karakter: &lt;u&gt;Olsa olsa Hitler'dir.&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;En çok isteyeceğiniz özellik:&lt;span style="text-decoration: underline;"&gt; Muktedir olmak isterdim. &lt;/span&gt;&lt;u&gt;Bana acı veren şeyleri yok etmeye. Ya da düzeltmeye. Böylece haberleri seyredebilir olurdum. Veya sokaklarda rahat rahat gezerdim, aç ve üşümüş kedilere, kaburgaları sayılan köpeklere içim sızlamadan bakarak. Fakat bu da ne? Güzellik yarışmasında verilen ezber cevaplara benzedi bu :( ... Ancak gerçek ve içten...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nasıl ölmek istersiniz?:&lt;/span&gt; Acısız&lt;u&gt;&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Hayattaki sloganınız: &lt;/span&gt;&lt;u&gt;İyi yaşa, mümkünse kimseyle sidik yarıştırma, sorulmadıkça söyleme (hava atıyorsun sanarlar), iyi niyetli ol, herkesin iyi niyetli olduğuna inan ama insanoglunun neticede içinde kaka taşıdığını unutma !!!! :))&lt;br /&gt;&lt;/u&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şu anki ruh haliniz:&lt;/span&gt; Durgun- yorgun... Hiçbirşeye yetişememekten bıkkın. Akşama kedime iğne yapmam gerektiği için gergin, sanırım benim de tetanoz aşısı yaptırmam gerek, buınun için izin almak zorundayım, izin almaktan nefret ettiğim için de stresli. Banyom berbat, topla beni diye bagırıyor - tıpkı gardrop odası gibi, bu yüzden neşesiz vs vs vs.... Ancak dinlemekte olduğum müzikten dolayı yine de keyifli. (Neydi felsefe-sorulmadıkca söyleme- sorulmadı o yüzden ne dinlemekte oluğumu söylemeyeceğim :) )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOt: Altı çizgili satırlar tercih edilerek olmadı,ancak bir türlü de düzeltilemedi. Basiret meselesi :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;  &lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8071982166712395147?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8071982166712395147/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8071982166712395147' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8071982166712395147'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8071982166712395147'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/12/proust-anketi.html' title='Proust Anketi'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4247690057682935632</id><published>2009-12-08T09:46:00.004+02:00</published><updated>2009-12-08T13:43:37.398+02:00</updated><title type='text'>Biri Proust mu dediiiii?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sx4PlPcXLrI/AAAAAAAAB30/w0ZxFbH3Qw4/s1600-h/adsÄ±z.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5412780934620982962" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 301px; CURSOR: hand; HEIGHT: 295px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sx4PlPcXLrI/AAAAAAAAB30/w0ZxFbH3Qw4/s320/ads%C4%B1z.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Adını sıklıkla duyduğum ama okumaya bir türlü cesaret edemediğim yazarlardan biri Marcel Proust'tur.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir konu ya da bir insan, ya da bir kültür ürünü eğer dikkatimi çekmişse sıklıkla yaptığım gibi söz konusu nesnenin çevresinde köpekbalığı olmak bana iyi gelir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Köpekbalığı, bilirsiniz, avını avlamadan önce çevresinde defalarca turlar. Onu bir yoklar, hatta bir daha yoklar, hatta gerekirse bir daha, ondan sonra layıkınca mideye indirir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Göze kestirmek, arzuladığın şeyi sindirip sindiremeyeceğini irdelemek iyi bir fikir. Niyet önemli tabi. Allahtan ben (sizden iyi olmayayım :) ) iyi bir insanım ve benim bir nesneyi sindirmem demek onu yiyip yutmam değil, içselleştirmem, benimin bir parçası haline getirmem demektir.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;(Küçük adıyla hitap etmem de bir sakınca yoksa eğer,) Marcel de köpekbalığı takdiğimden nasibini alanlardan. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Benden sadece 1 yaş büyük olup da yine benden 10'larca fersah büyük ürünler çıkarabilmesine hep gıpta ettiğim (ancak yine de kimi eserlerinde esneyebilme lüksümden vazgeçmediğim) Alain de Botton giriyor şimdi sahneye.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Botton'ın "Proust Yaşamınızı Nasıl Değiştirebilir?" adlı kitabı John Updike diye bir zatın deyimiyle Proust'un yaşamından bizim için dersler çıkarırken, onun yapıtlarını bizim yerimize bir kere daha okuyan, o kocaman, kutsal gölü, damıttığı tatlı berrak suyla dolduran bir kitap...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eğer ki 1 saatte Kirkeergard, 1 saatte Jung, 90 sayfada felsefe tarihi, Yarım Günde Dünya Tarihi türü kitapların müdavimlerindenseniz, bu kitap tam olarak sizin için. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Botton tam anlamıyla yememiş- içmemiş- ama Proust'u yemiş bitirmiş, sindirmiş ve yazarı size 191 sayfa halinde özetlemiş.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Elbette ki bir başka insanın sindirim sisteminin asalağı olarak yaşamaktansa kendime ait hazımlar peşinde koşmayı tercih ederim. Botton'un kitabı ilk durak olmalı ama son durak asla.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nerden geldik peki buraya?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://asliberry.blogspot.com/2009/12/proust-anketi.html"&gt;&lt;em&gt;&lt;strong&gt;Aslıberry'nin&lt;/strong&gt;&lt;/em&gt; &lt;/a&gt;sayfasındaki ebelemeden sobelemeden.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Proust Anketi diye bir şey varmış.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aslı samimiyetle yanıtlamış.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben de yanıtladım da, onu diyim demiştim. Fakat gevezelikten ona sıra gelmedi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Uzun zamandan beri yazma eylemine sırt dönmeme neden olan çarpık ama bir türlü değiştiremediğim fikrim (pek bir nihilist, pek bir her şey boş, o halde yazmak da boş, yayınlamak da boş türü) üstüme hücum etmezse bugün yarın onu da yayınlarım umarım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;umarsınız, umar &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;vs vs vs....&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4247690057682935632?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4247690057682935632/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4247690057682935632' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4247690057682935632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4247690057682935632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/12/biri-proust-mu-dediiiii.html' title='Biri Proust mu dediiiii?'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sx4PlPcXLrI/AAAAAAAAB30/w0ZxFbH3Qw4/s72-c/ads%C4%B1z.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3223177469376922423</id><published>2009-08-15T15:29:00.002+03:00</published><updated>2009-08-15T15:31:43.957+03:00</updated><title type='text'>Dağların Kanatları...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SoaqkRjVcYI/AAAAAAAABz0/cN9n3Wj-nrE/s1600-h/kucukada.jpg"&gt;&lt;img style="MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; FLOAT: left; HEIGHT: 240px; CURSOR: hand" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5370167145849516418" border="0" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SoaqkRjVcYI/AAAAAAAABz0/cN9n3Wj-nrE/s320/kucukada.jpg" /&gt;&lt;/a&gt; Kulaklarımda rüzgar uğultusu, Ildırı’nın tepelerinden birinde yürümekteyim her akşam.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ege denizine serpilmiş irili ufaklı adacıklar Sakız Adası’nın ardından batmakta olan güneş sayesinde günün herhangi bir saati görünebileceklerinden daha güzel görünüyorlar...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Belli ki tüm bu adacıklar bir zamanlar dağdılar, tepeydiler. Sonra teklifsiz tuzlu sular ile sarıldılar. Başını suyun üstünde tutacak kadar uzun olanlar baki kaldı. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ancak bunun bedeli eski adlarını unutmak, yeni bir ada sahip olmaktı... Heybetli “dağ” adını bırakıp yalnız “ada”lar oldular onlar. Ve tıpkı insanlar gibi, yan yana görünüp tek başına kala kaldılar. Daha da kötüsü, bulutlar tarafından terk edilmeleriydi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Derler ki, “bulutlar dünyanın kurduğu hayallerdir,” ve yine derler ki dağların çok eskiden kanatları vardı, canları istedi mi vurup kanatlarını oradan oraya uçar, büyük gürültülerle yeryüzünün bir başka köşesine konarlardı. Bu pervasız özgürlüğe kızan Zeus, kesiverdi bir gün dağların kanatlarını. Ve işte ondandır o gün bugündür bulutların dağlara dağlara doğru yanaşması....&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Kanatsız, dolayısıyla hayalsiz kalmış adalar bunlar işte... Lakin yine de güzeller çok. Güzellilkleri dinginliklerinden geliyor. Herşeyi olduğu gibi kabul etmişliklerinden. Doğayı sevmemek elde değil, ağzı dili olmadan da bir şeyler öğretebildiği için ve tüm öğretilerinin ana fikri huzur olduğu için elbette...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3223177469376922423?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3223177469376922423/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3223177469376922423' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3223177469376922423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3223177469376922423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/08/daglarn-kanatlar.html' title='Dağların Kanatları...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SoaqkRjVcYI/AAAAAAAABz0/cN9n3Wj-nrE/s72-c/kucukada.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-7318984926042729423</id><published>2009-05-05T10:17:00.003+03:00</published><updated>2009-05-05T10:29:25.800+03:00</updated><title type='text'>Dişi Kuş Manyak mıdır?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sf_oX-uDELI/AAAAAAAABfw/Kvto4enHX_w/s1600-h/image001.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5332235982500729010" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 337px; CURSOR: hand; HEIGHT: 349px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sf_oX-uDELI/AAAAAAAABfw/Kvto4enHX_w/s400/image001.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Gönüllü olarak işten ayrılan bir arkadaşım çok değil birkaç gün içinde pes ettiğinde bana şöyle demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“Yeter yahu, işte daha az yoruluyordum ben!”&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Cümlenin gerisinde iş yerinde masasında oturup iş yaptığı, hatta çayının kahvesinin bile ayağına geldiği türü lakırdılar vardı. Oysa şimdi evde kıçı koltuk görmüyordu. Evin o köşesinden o köşesine savruluyor, üstelik çok afedersiniz ama terkettiği proje müdürlüğünü arattıracak bir şekilde evde sadece kıçımın müdürü oluyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu son cümle tamamen bana ait. Yani o kendisini elbette bu şekilde aşağılamadı. Ama ben onun nezdinde, tüm kadınların adına, tüm kadınlığı aşağılayarak yüceltmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genelde prenses sendromu diye adlandırabileceğim ev hariç hiçbiryerde küfretmeyen şahsım adına da sizden özür diliyorum. Fakat denizcilik terminolojisinde varolup da TRT iznine bile vasıl olan şu kelimeyi sarfetmeme izin verin lütfen “KIÇ’ımın müdürü”…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ev kadını pek haksız bir şekilde böylesi bir sıfata layıktır dersek çok mu ileri gitmiş oluruz. Eh popomuz da vücudumuz adına en önemli ve şüphesiz en pis işleri yerine getirdiği halde her nedense organlar hiyerarşisinde en düşük seviyede bir yere layık görülmüştür. Oysa popo iyi iş görmese tüm hazım boş bir iştir, boşun da ötesinde haz değil ızdırap kaynağına döner. Ve nihai son: sistem çöker….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Ev de başlıbaşına bir canlıdır benim gözümde. Aynen insan vücudu gibi sürekli olarak dışarıdan bir şeyler alır içine, hazmeder – içselleştirir ve atıklarını der top eder, atar- dışşsallaştırır.&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat tüm bunları kızıma hamileyken bir yerlere bayıla bayıla not düştüğüm bir alıntıda olduğu gibi yapmaz; Alıntı şudur: “Hiçbir şey yapmadan otururken ben, bahar gelir ve otlar büyür kendiliğinden.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira kadının (göreceli olarak) en az emek sarfederek gerçekleştirdiği üzerine düşen görevlerden biri de bebek veya hamileliliktir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakkaten oturur beklersiniz, içinizde bir canlı oluşur. Oysa ki bebeğinizin şeker hamurundan bir şeklini yap deseler sadece kulağını şekillendirirken bile (şah )mat olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Velhasıl ev dediğiniz yaşamayan “organizma” öyle değildir işte. “Şeyleri” kendi kendine içine almaz, ve kendi kendine onları atığa dönüştürmez.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bir pazardasınızdır eliniz kolunuz dolu, gözünüz bir çocuğunuza bir pazarcının torbaya doldurduğu meyvelerin durumuna bakar olmaktan dönmüş durumda,&lt;br /&gt;bir ocağın başındasınızdır, gözleriniz soğan yaşı dolu,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir sakatlanmış dizinize rağmen yerlerdesinizdir elinizde bez,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir tuvalet içine bakıyorsunuzdur pür dikkat elinizde domestos ve fırça,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir hurçlar ve denkler altında eziliyorsunuzdur senede neden iki mevsim var düşünceleriyle,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir elektirkli süpürgenin filtre kutucuğuna takılan havları temizliyorsunuzdur eşinizin iğrenen bakışları altında,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir (her ne kadar canınız ciğeriniz de olsa) evladınızın poposuna eğilmiş bok temizliyorsunuzdur,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir kokmuş çorapları topluyorsunuzdur yerden - öğretemedim şunlara kirli sepetini diye söylenerek,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir ütü başındasınızdır –saatlerdir- kan ter içinde,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;bir çöp bidonunun başındasınızdır çöpü atarken sıçrayan kediden ürkmüş,&lt;br /&gt;bir&lt;br /&gt;bir&lt;br /&gt;bir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;birikmişsinizdir ve biriktirmişsinizdir öfke nöbetleri esnasında ev ahalisini savuracağınız “pek nazik” sözleri içinizde…&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Çünkü kendinizi kendiniz için yaşamıyor hissedersiniz bir süre sonra… Siz evin en gerekli ama yaptığı iş en hor görülen kısmısınızdır çünkü: Neydi? Evin poposu, evin popo müdürü, ya da kıçımın müdürü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin kötüsü azılı bir şekilde karşı çıktığınız bu sistemin aslında neferisinizdir de….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşiniz bir gün size sorar.&lt;br /&gt;“Neden her gün bu yatak örtülmek zorunda ki?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevaplarsınız&lt;br /&gt;“Çünkü burası bir bekar evi değil.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve daha da kötüsü o kadar saygı duyduğunuzu sandığınız ev kadınlarını aslında kendinizin de hor gördüğünüzü farkettiğiniz andır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sigorta yok, maaş yok ama dünyanın en ağır işi dediğiniz ev kadınlığına ihanet eder bulursunuz kendinizi bir gün. O da çalışmayıp evde oturan kadınlara az çok da olsa üstten baktığınızı, “ay aman bu kadın bütün gün ne yapıyordur ki evde acaba?” dediğinizi fark ettiğiniz andır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir savaş, yoldaşlarının birbirine arka çıkmadığı anda yenilgiyle bitmiştir zaten….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Not:&lt;/strong&gt; BU yazı canımın içi Aslı’nın &lt;a href="http://asliberry.blogspot.com/2009/05/oyle-olsun-soyle-olsun-boyle-olsun.html"&gt;Bertrand Russel’dan yaptığı bir alıntı &lt;/a&gt;üzerine yazılmıştır.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-7318984926042729423?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/7318984926042729423/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=7318984926042729423' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7318984926042729423'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7318984926042729423'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/05/disi-kus-manyak-mdr.html' title='Dişi Kuş Manyak mıdır?'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sf_oX-uDELI/AAAAAAAABfw/Kvto4enHX_w/s72-c/image001.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-5664765138517256814</id><published>2009-05-03T00:41:00.000+03:00</published><updated>2009-05-03T00:42:52.917+03:00</updated><title type='text'>Gel gel gel</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sfy-MvIFQQI/AAAAAAAABfM/WWYW0mUx6bY/s1600-h/vladstudio_thetwoandthemouse_800x600.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5331345184917897474" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sfy-MvIFQQI/AAAAAAAABfM/WWYW0mUx6bY/s400/vladstudio_thetwoandthemouse_800x600.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Eski yazılarıma baktım.&lt;br /&gt;Ne çok konuşmuşum.&lt;br /&gt;Az konuşmak en iyisi oysa. Kimsenin vakti yok karikatürün tamamını kaplayan konuşma baloncuklarını okumaya :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eh hayat bir karikatürler dizisi zaten . Yan odada uyuyan kızım incecik sesler çıkarıyor. Ve kolumun altında uyuyan kedim de.&lt;br /&gt;Ben ise hamileliğimi hatırladım birden. Demişti ki kocam bana, "senin karnındaki bebek bir kilo pirinç ise ben de o pirinci taşıyan torbayı taşıyan adamım!"&lt;br /&gt;Nerden mi çıktı?&lt;br /&gt;Çok sevdiğim vladstudio sayfasında gördüğüm bu resimin yaptığı çağrışımdan....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-5664765138517256814?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/5664765138517256814/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=5664765138517256814' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5664765138517256814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5664765138517256814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/05/gel-gel-gel.html' title='Gel gel gel'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sfy-MvIFQQI/AAAAAAAABfM/WWYW0mUx6bY/s72-c/vladstudio_thetwoandthemouse_800x600.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8566060766320919129</id><published>2009-04-26T15:38:00.006+03:00</published><updated>2009-04-26T22:25:12.333+03:00</updated><title type='text'>Bir çanta kaç kelebek kanadı çırpmasına bedeldir?</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SfSzrYLYD5I/AAAAAAAABes/NGs6i8f7jic/s1600-h/pic_029.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5329081816892051346" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 114px; CURSOR: hand; HEIGHT: 200px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SfSzrYLYD5I/AAAAAAAABes/NGs6i8f7jic/s200/pic_029.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Gün içinde bana kalan zaman azaldıkça zaman talep eden işlere eğilimim o denli artıyor. Kimileri buna "işleyen demir ışıldar" mantığıyla yaklaşabilir. Gerçekten de öyle, işledikçe işleyesi geliyor insanın. Bu duruma tamamen tezat bir başka kavram var ki ona da "uyku uykunun mayasıdır" deyimi eşlik eder. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu ikinci durumu sadece kedilere yakıştırıyorum. Kedi severler bilir, kediler günde 16 saat kadar uyumazlarsa gözlerinin iç çevresi kızarır, böyle çipil çipil bakar insanın içinde acıma hisleri uyandırırlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ancak biz kedi değiliz. Bize kedilerinki gibi 16 elbette değil ama 8 saat uyku bile sanki fazla. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Zaman akıp gidiyor ve "uyku uykunun mayasıdır" atasözüne "sıfıra sıfır elde var yine sıfır," atasözü pek güzel eşlik ediyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Oysa kalıcı değilsek kalıcı bir şeyler bırakmak için hep birşeylere zaman ayırmak gerekiyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte bu yuzden az önce eşimin eline bir fıstık çamı fidanı tutuşturdum. Bahçemizde artık cok dallanıp budaklanacak ağaçlara yer kalmadığı için dağlık bayırlık bir yerlere gidip dikmesini önerdim fidanı.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Giderken kızımızı da yanına aldı. Mevsimi geldiğinde tombik dutlarını yediği ve yedirttiği (ama benim bir türlü kendi gözlerimle göremediğim) yamaç dutlarından birinin yakınlarında fıstık fidanını toprakla buluşturmuşlar. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İnsanoğlu canına ot tıkamadığı sürece kimbilir (bizden sonra bile) kaç yıl yaşayacak fidan bir düşünün.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;BU tür kalıcılık fikri son zamanlarda aklımı çok kurcalıyor. İnsanoğlunun tüm ilerlemesini bu düşünceye borçlu olduğunu düşünüyorum. (ve elbette- ve ne yazık ki tüm gerilemesini ve geriletmesini de)...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Geriletme derken kastettiklerimden biri doğanın gerilemesi. Geçenlerde bir yerlerde okudum buzul çağı bekleniyormuş. Umarım bu süreç evrenin zaman kavramına göre kısa olsa bile insanoğlunun zaman kavramına göre yüzlerce yıllık bir süreçtir (En iyisi hiç olmaması ya, eh bunu dilemek için de ona göre yaşamak gerek. Hangi birimiz küresel ısınma nedenlerinden olan klimalarımızdan, deodorantlarımızdan ve egzos gazı kaynağı arabalarımızdan vazgeçtik?) &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve sonra kelebek etkisi diye bir şey var. Hani Amazonlarda bir kelebek kanat çırpsa Avrupa'da oluşacak fırtınaya başlangıç verirmiş türü bir söylem*... Bu durumda dünyanın gidişatını olumlu yönde etkileyecek bir kanat çırpışı yapma derdine düşmekte ne sakınca olabilir? Üstelik bu çırpış kalıcılık mabedinize bir çivi daha çakmak anlamına geliyorsa bundan iyisi can sağlığı değildir de nedir?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Daha net konuşmak gerekirse kesip biçerek, dikip birleştirerek var etmeye çalıştığım nesneler halkasına çantaları da ekledim. Şimdilik fikir bazında. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çocukluğum örgüler örülen, dikişler dikilen, nakışlar yapılan evlerde geçmedi. Ortaokul yıllarında herkes matematikten fen'den korkarken benim tek korkulu rüyam ev ekonomisi dersleriydi. Sonradan ama çok sonradan keşfettim ben el işleri ile rahatlamanın kadına özgü bir şans olduğunu. Bazı işlerin de belli bir yaş sınırı oluyor, 30'undan sonra sana iş öğretecek kişi bulunmuyormuş meğer. Neyseki internet imdadıma yetişti. El yordamı bulduğum sayfalardan neler öğrendim neler. Sırada çantalar var. Günlerdir çanta nasıl dikilir araştırıp soruşturup duruyorum. Bu esnada bu hobime keyifle onay veren &lt;a href="http://asliberry.blogspot.com/"&gt;Aslı'yı&lt;/a&gt; da link bombardımanına tutuyorum. Hayalimiz Mayıs ayında günübirliğine bana geldiğinde en azından bir çantayı dikmek ve bitirmek. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;PEki tüm bunların kelebek etkisi ile ne alakası var? &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Biliyor musunuz kaplumbağalar denizlere savrulan poşet torbaları deniz anası sanıyorlarmış, ve elbette iştahla atıldıkları bu torbaları sindiremeyip ölüyorlarmış. Doğal dengede her canlının büyük önemi var. Kaplumbağa diyip geçmeyin. Alışveriş torbası yerine kendi diktiğimiz (ve işte bunu ben diktim - bu benim ürünüm diyebileceğimiz) bir çanta kullanmak kimbilir kaç bin kelebeğin kaç kanat çırpışına bedeldir.... :)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://yepisyeni.blogspot.com/2009/03/canta-dikmek-ister-misin-2.html"&gt;Dikmek isteyene link&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://gojeko.com/"&gt;Almak isteyene link&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;*Kelebek etkisi, bir sistemin başlangıç verilerindeki ufak değişikliklerin, büyük ve öngörülemez sonuçlar doğurabilmesine verilen isimdir. İsmi, Edward N. Lorenz'in hava durumuyla verdiği örnekten geliyor: Amazon Ormanları'nda bir kelebeğin kanat çırpması, Avrupa'da fırtına kopmasına sebep olabilir. &lt;/strong&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8566060766320919129?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8566060766320919129/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8566060766320919129' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8566060766320919129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8566060766320919129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/04/bir-canta-kac-kelebek-kanad-crpmasna.html' title='Bir çanta kaç kelebek kanadı çırpmasına bedeldir?'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SfSzrYLYD5I/AAAAAAAABes/NGs6i8f7jic/s72-c/pic_029.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-2501938344846968177</id><published>2009-04-22T17:47:00.002+03:00</published><updated>2009-04-22T17:49:37.396+03:00</updated><title type='text'>Korkuyorum demenin farklı bir yolu....</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Se8uRUypGmI/AAAAAAAABeE/1o7otk8_ewU/s1600-h/simsek_resimleri.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5327527759376357986" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 240px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Se8uRUypGmI/AAAAAAAABeE/1o7otk8_ewU/s320/simsek_resimleri.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;-Anne kuşlar niye şimşekten (gökgürültüsü) korkuyorlar?&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Akıllarıküçük olduğu için (beyin)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-Bizim aklımız da küçüüüük :(&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-2501938344846968177?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/2501938344846968177/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=2501938344846968177' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2501938344846968177'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2501938344846968177'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/04/korkuyorum-demenin-farkl-bir-yolu.html' title='Korkuyorum demenin farklı bir yolu....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Se8uRUypGmI/AAAAAAAABeE/1o7otk8_ewU/s72-c/simsek_resimleri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-1468417064945689848</id><published>2009-04-17T12:28:00.007+03:00</published><updated>2009-04-17T13:20:10.519+03:00</updated><title type='text'>Sinapslar ve kararsız kalmış analar üzerine...</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SehST7PTNFI/AAAAAAAABcM/2FK98Ow5BqQ/s1600-h/sinapsis1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5325597061638468690" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 180px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SehST7PTNFI/AAAAAAAABcM/2FK98Ow5BqQ/s320/sinapsis1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Elim kolum sandoviç ekmekleri, yulaf ezmesi ve domates suyu gibi bilimum paket ve kutularla dolu halde raflar arasında dolanırken, nerden geldiği belirsiz bir emre bilinçsizce itaat edermiş gibi rotamı hızla değiştiriyorum. Şimdi çocuk kitapları raflarının önündeyim. Normalde olması gerektiği şekilde elime alarak değilde, gözlerimle bir kitap seçiyorum kızıma. Hani on parmağında on marifettten kasıt bu mudur bilmem ama boşta kalan parmaklarımdan ikisinin arasına “başarıyla” kıstırıp kitabı, aceleyle kasa önüne seyirtiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;Kucağımı dolduran diğer tüm gıdalardan çok daha elzem bir “gıda” bu iki parmağım arasındaki...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babası ile alışveriş merkezinin koridorlarında dolanan kızım, elimdeki torbalara iştahla atılarak beklediğim soruyu soruyor:&lt;br /&gt;“Bana şeker aldın mı?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona kitabı uzatıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne mutlu bana, kitap şekerden daha değerliymiş gözünde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukla ilgilenmenin sınırları üzerine karışık duygular içindeyim. Çok değil yarım saat kadar önce arkadaşım, kızımın az çok okumayı sökmüş olduğunu farketti. “Vitrindeki yazıyı söktüm sökecem,” seviyesinde bir minik kıza odaklanmış iki kadın olarak biz, ve bizim o anki konuşmalarımız farkettim ki bende gurur yerine rahatsızlığa benzer duygular tetiklemekteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az çok savunmaya geçmiş buldum kendimi. Oysa ortada ne suçlayan vardı ne de suçlanan.&lt;br /&gt;Çünkü sevmiyorum ben hırs küpü anaları. Ve çünkü sayılmak istemiyorum onlardan biri. Ve çünkü inanıyorum ki nasıl olsa hayatta herşey zamanı geldiğinde zaten olacak, okumayı sökememiş çocuk elbette kalmayacak. Ancak iki paragraf yukarı tekrar çıkarsak eğer “Çocukla ilgilenmenin sınırları üzerine karışık duygular içindeyim” ben...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü ben bir de ilgilenilen fidanların çok daha güzel çiçekler açtığını biliyorum. Ve bir de ben zeka denen kavramın beyindeki hücreler arasında ne kadar çok sinaps (bir nevi bağ) oluşup oluşmadığına bağlı olduğunu duyuyorum. Ve bir de ben sinaps denen değerli “şeyciklerin” belli bir yaştan önce çocuğa sağlanan bol uyaranlarla bereketlendiğini okuyorum (orda burada).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Devir sıradanlık devri değil. Ne güzel anlatıyor bunu Alain de Botton. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5325599961776811234" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; WIDTH: 361px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SehU8vGKbOI/AAAAAAAABcs/aLrRWFYteUg/s400/ads%C4%B1z.bmp" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sıradanlık üzerine böylesi net bir tanımlama fazla söze yer bırakmıyor. Bir ananın bilinçaltı haykırıyor :" Çoğalın sinapslar, yayılın sinapslar, sinapsına bereket evlat!"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Uzun bir günün sonunda kızımla yanyana yatağa uzanıyoruz. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yepyeni kitabımızı açıyoruz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Her resmin altında tek tek ismi yazıyor. Kızım kimin okuyor, kimini tahmin ediyor... Kitabı alan ben!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden kızımın okumayı kendi kendine söktüğünü söyleyemiyorum. Ve sökmediğini de...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşin içinde onun çabası da var, benimki de.... &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Diyorum ki soranlara; çocuk bir şeyi istemeden- sormadan verilmesi taraftarı değilim, ama soruyorsa ve istiyorsa (öğrenmek) öğretmeye hazırım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Okumayı sökmeye hevesli çocukların analarına öneriyor, istememişlerinkine önermiyorum :) &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SehXe7dgtrI/AAAAAAAABc0/ei2nxniR23g/s1600-h/4011.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5325602748234774194" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 282px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SehXe7dgtrI/AAAAAAAABc0/ei2nxniR23g/s320/4011.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.kipitap.com/kitap/Denizi-Taniyorum/1589/"&gt;Denizi Tanıyorum.&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Alain de Botton'un kitabını okumak isteyene : &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SehT5atUtHI/AAAAAAAABcc/Xvv9A0DJrpg/s1600-h/9789755703312.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5325598805252682866" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 263px; CURSOR: hand; HEIGHT: 308px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SehT5atUtHI/AAAAAAAABcc/Xvv9A0DJrpg/s400/9789755703312.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-1468417064945689848?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/1468417064945689848/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=1468417064945689848' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1468417064945689848'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1468417064945689848'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/04/sinapslar-ve-kararsz-kalms-analar.html' title='Sinapslar ve kararsız kalmış analar üzerine...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SehST7PTNFI/AAAAAAAABcM/2FK98Ow5BqQ/s72-c/sinapsis1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3822952700261585375</id><published>2009-04-14T14:59:00.001+03:00</published><updated>2009-04-14T15:04:52.834+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SeR72WQzsWI/AAAAAAAABcE/RWfbKveKCPk/s1600-h/3d_space_5.jpg"&gt;&lt;img style="float:left; margin:0 10px 10px 0;cursor:pointer; cursor:hand;width: 400px; height: 300px;" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SeR72WQzsWI/AAAAAAAABcE/RWfbKveKCPk/s400/3d_space_5.jpg" border="0" alt=""id="BLOGGER_PHOTO_ID_5324516833077997922" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="width:300px;"&gt;&lt;object width="300" height="110"&gt;&lt;param name="movie" value="http://media.imeem.com/m/u2MmlnbYf0/aus=false/"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://media.imeem.com/m/u2MmlnbYf0/aus=false/" type="application/x-shockwave-flash" width="300" height="110" wmode="transparent"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div style="background-color:#E6E6E6;padding:1px;"&gt;&lt;div style="float:left;padding:4px 4px 0 0;"&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/"&gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/embedsearch/E6E6E6/" border="0"  /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;form method="post" action="http://www.imeem.com/embedsearch/" style="margin:0;padding:0;"&gt;&lt;input type="text" name="EmbedSearchBox" /&gt;&lt;input type="submit" value="Search" style="font-size:12px;" /&gt;&lt;div style="padding-top:3px;"&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/ads/banneradclick.ashx?ep=0&amp;ek=u2MmlnbYf0" rel="nofollow"&gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/ads/bannerad/152/10/" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/ads/banneradclick.ashx?ep=1&amp;ek=u2MmlnbYf0" rel="nofollow"&gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/ads/bannerad/153/10/" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/ads/banneradclick.ashx?ep=2&amp;ek=u2MmlnbYf0" rel="nofollow"&gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/ads/bannerad/154/10/" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/ads/banneradclick.ashx?ep=3&amp;ek=u2MmlnbYf0" rel="nofollow" &gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/ads/bannerad/155/10/u2MmlnbYf0/" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/form&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br/&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/people/4UEMVA/music/VMpgJDda/pink-floyd-is-there-anybody-out-there/"&gt;Is There Anybody Out There? - Pink Floyd&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3822952700261585375?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3822952700261585375/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3822952700261585375' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3822952700261585375'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3822952700261585375'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/04/is-there-anybody-out-there-pink-floyd.html' title=''/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SeR72WQzsWI/AAAAAAAABcE/RWfbKveKCPk/s72-c/3d_space_5.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8543878567774946017</id><published>2009-04-14T14:43:00.000+03:00</published><updated>2009-04-14T14:44:08.270+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="width:300px;"&gt;&lt;object width="300" height="110"&gt;&lt;param name="movie" value="http://media.imeem.com/m/o_uUpXNhJ5/aus=false/"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://media.imeem.com/m/o_uUpXNhJ5/aus=false/" type="application/x-shockwave-flash" width="300" height="110" wmode="transparent"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div style="background-color:#E6E6E6;padding:1px;"&gt;&lt;div style="float:left;padding:4px 4px 0 0;"&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/"&gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/embedsearch/E6E6E6/" border="0"  /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;form method="post" action="http://www.imeem.com/embedsearch/" style="margin:0;padding:0;"&gt;&lt;input type="text" name="EmbedSearchBox" /&gt;&lt;input type="submit" value="Search" style="font-size:12px;" /&gt;&lt;div style="padding-top:3px;"&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/ads/banneradclick.ashx?ep=0&amp;ek=o_uUpXNhJ5" rel="nofollow"&gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/ads/bannerad/152/10/" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/ads/banneradclick.ashx?ep=1&amp;ek=o_uUpXNhJ5" rel="nofollow"&gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/ads/bannerad/153/10/" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/ads/banneradclick.ashx?ep=2&amp;ek=o_uUpXNhJ5" rel="nofollow"&gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/ads/bannerad/154/10/" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/ads/banneradclick.ashx?ep=3&amp;ek=o_uUpXNhJ5" rel="nofollow" &gt;&lt;img src="http://www.imeem.com/ads/bannerad/155/10/o_uUpXNhJ5/" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;/div&gt;&lt;/form&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br/&gt;&lt;a href="http://www.imeem.com/apextwin/music/PNHVQSLa/pink-floyd-comfortably-numb/"&gt;Comfortably Numb - Pink Floyd&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8543878567774946017?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8543878567774946017/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8543878567774946017' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8543878567774946017'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8543878567774946017'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/04/comfortably-numb-pink-floyd.html' title=''/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-5964604989012936974</id><published>2009-04-06T13:47:00.002+03:00</published><updated>2009-04-06T14:00:59.072+03:00</updated><title type='text'>Büyük Resimde Küçük Detaylar.... Dumuş Bulundu....</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sdng2P7cdNI/AAAAAAAABbc/pX4GuOWKNLk/s1600-h/dun.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321531657308370130" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 225px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sdng2P7cdNI/AAAAAAAABbc/pX4GuOWKNLk/s400/dun.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Yeniçağ felsefesi, başımıza gelen iyi kötü herşeyin bir nedeni olduğunu savunur. Adalet peşidenyseniz başkalarını da şu veya bu şekilde etkileyen ama dolaylı yönden size faydası olan şeyler kafanızı karıştırır. İşte bu durumda yeniçağcılar “büyük resme bak,” derler. &lt;div&gt;&lt;br /&gt;Büyük resimde küçük detayların önemi yoktur çünkü. Ve tüm ruhlar bir gün bir başkası için yaşayacakları musibetle birbirlerine olan borçlarını nasılsa ödeyeceklerdir!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun zamandır adamakılllı yazamama sıkıntımı sonlandıran olay, küçük kedimin kaçışı da böylesi bir duruma örnek verilebilir. Yok değilse Dumuş’umu zayıflatan 10 günlük kayıp günler süreci iyiden iyiye anlamını yitirecek. Dumuş’un 9 koca günün sonunda beni tekrar klavye başına oturtan yokluğu ilginçtir ki yazımı yazdıktan saatler sonra sona erdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önüne konan mamalara hapır hüpür saldıran kedicik bilseydi beni yazmaya geri döndürmek için bunca zaman açlık ve korku içinde yaşadığını acaba çektikleri onun için daha katlanılır olabilir miydi?&lt;br /&gt;Bilmem ki, büyük resme bakmak lazım… &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-5964604989012936974?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/5964604989012936974/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=5964604989012936974' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5964604989012936974'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5964604989012936974'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/04/buyuk-resimde-kucuk-detaylar-dumus.html' title='Büyük Resimde Küçük Detaylar.... Dumuş Bulundu....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sdng2P7cdNI/AAAAAAAABbc/pX4GuOWKNLk/s72-c/dun.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4812836025160755746</id><published>2009-04-05T19:53:00.004+03:00</published><updated>2009-04-05T20:05:58.578+03:00</updated><title type='text'>Kalana Hay Hay, Gidene Vay Vay...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SdjjDNk4QYI/AAAAAAAABbU/Y1FQQAoK7GQ/s1600-h/DSC05456.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321252604061696386" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 300px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SdjjDNk4QYI/AAAAAAAABbU/Y1FQQAoK7GQ/s400/DSC05456.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Evimizin 9 yıllık kedisi Mırnık misafirleri şaşırtarak bizimle sofra başında oturur. Oturma işini biraz daha genişleterek ailecek  yapılan akşam sefalarında salon koltuklarından birini kendine ayırır.&lt;br /&gt;Ancak bu oturmalar çoğu zaman bir kediye yakışacak şekilde değil de, daha çok Dr Moreau’nun adasından çıkmış bir kediden bozma insan şeklindedir.  Bu, bir kedinin asla yapmayacağı şekilde sırt üstü oturmak eylemidir. Karın açık, eller yanda, surat ise tüm gün “modern dünya feodalizmi” altında ezilmiş bir fani bezginliğinde! &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlaşmak eylemi o kadar ileri giderki bizlerin adını bile söyler (ya da bize öyle gelir). Öyle ya, hangi kedi evin adı Ertunç olan elemanına, ama sadece ona kesintili kesintili&lt;br /&gt;E –U diye seslenir.  Bizler bunu herkese açıklamaz, bir zamanlar televizyonda gördüğümüz, “ama bana anne dedi!” itirazlarıyla kedilerini öven çılgın kadınlara benzetilmekten çekiniriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geceler ise bir başka alemdir. Kedimiz kendini insandan saymaya uyku odalarında da devam eder haklı olarak. Kimi zaman kızımızın odasındaki ikinci yatakta yatar; bize “ çocuklar (!) uyuyor,” deme şansını vererek. Kimi zaman da  ebeveyn yatağına teşrif eder.  Bir insan gibi rüya görür, muhtemel ki fareler veya bahçemizi ele geçirebilecek(!) erkek kedilerin peşinde koşar, pati kıpırdatır, bıyık titretir. Ne kadar insanımsı tavırlar sergilese de neticede o bir kedidir, ve tüm türdeşleri gibi asla büyümeyen bir çocuktur. İşte bu yüzden kızımız odamızı, yatağımızı terk ettikten nice sonra bile ( ve kimbilir ömrünün sonuna kadar) Mırnık odamızı – yatağımızı terk etmeyecek gözükür.&lt;br /&gt;Annesi saydığı benden almak istediği ilginin ise gecesi gündüzü yoktur. Gecenin 3’ünde 4’ünde (ne farkeder onun için) yatak ucundan koyun (koyn) yüksekliğine geçiş yapar, hala uyumakta iseniz özenle içeri çektiği tırnağından dolayı pamuksulaşmış patisiyle yüzüme bir iki kez dokunur. İşte bu uyan da koynuna al beni demektir. O anlarda kabus görüp de anasına sığınmış bir çocuğa benzer. Kapı önü güneşlenmelerinde havada yumak olup yerlere tüylerini saçtığı erkek kediler dövmüştür rüyada onu belki, kim bilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileriniz kapı önünde arz-ı endam eden, mahallenin bıçkın kedileriyle güreş tutan bir kediyi koynumuza almamıza şaşarsınız tahmin ederim. Ama sokaktaki çocuklarla döğüşüp üstü başı toz içinde kalan bir çocuk nasıl eve alınmazlık edilmezse, Mırnık için de aynı fikir geçerlidir bizim evde.&lt;br /&gt;İşte bu çok sevilesi, gözümüzde insanlaşmış kedi bu tür bir terfinin dezavantajlarını yaşadı geçen haftalarda.  &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sdjip6yYhcI/AAAAAAAABbE/oS5qyjmP8LA/s1600-h/DSCF3797.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321252169521333698" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sdjip6yYhcI/AAAAAAAABbE/oS5qyjmP8LA/s400/DSCF3797.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Nasıl mı? Üzerine gelen kumayla elbette...&lt;br /&gt;Muhteşem bir yavru kediydi yeni göz ağrımız. Renginden dolayı adını Duman koyduk. Tatlılığından dolayı dilimiz Duman demeye varmadı, Dumuş dedik. Dumuş dopingli kedi mamalarının sayesinde erken azdı, 3 gün miyavın ve mavın her türlü tonlamasını (yüksek sesle) ev içinde bize dinlettikten sonra, kapının ilk aralık bırakıldığı anda kaçtı. Günlerce aradım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Geceleri 11’lerde bile onun için sokaklardaydım. İki kere buldum, yaklaşır gibi yaptı, ardından bana derdini kendince anlatmak adına bir sağa , bir sola kaldırıp başını azmış kedi mavlaması yaptı. Ardından da sırra kadem bastı Dumuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son olarak gözyaşları içinde kahve falı baktırdım. “Geri dönen kedi gözükmüyor,” dedi kalbinin temiz olduuna inandığım arkadaşım. Tüm bunlar kediseverlere ne kadar da olağan, kedi sevmezlere ne kadar da aptalca geliyordur tahmin ederim. Bakış açısı diyip geçelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gitti giden. Ama ben baharın patlattığı tomurcuklara bakarken hala Dumuş’u düşünüyorum. Ve faldan sonra, üzerimdeki belirsizlik yükünü biraz olsun atmış bir şekilde, ama yine de içimde bir sızı, çöp tenekesinin üzerindeki kedilere “Dumuş’u tanıyanınız var mı aranızda?” diye soruyorum.&lt;br /&gt;Sonra evin “kedi oğlanı” Mırnık geliyor aklıma. Nasıl oldu da iki- üç haftada 9 yıllık kedi çocuk Mırnık’ın pabucunu attı dama şü el kadar kedi diye düşünüyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cevap Mırnık’ın insanlaşarak evdeki kedi kontenjanını boşaltmasında saklı galiba. Ve zalim beynim “nerden nereye” çağrışımı yaparak aldatan erkeklerle aldatılan kadınlara geçiş yapıyor.&lt;br /&gt;Alışkanlıktan ve rahatlamaktan kadınlıklarını askıya a&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sdji4mffu-I/AAAAAAAABbM/NXhTfbo5itY/s1600-h/DSC04027.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5321252421771443170" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 239px; CURSOR: hand; HEIGHT: 365px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sdji4mffu-I/AAAAAAAABbM/NXhTfbo5itY/s400/DSC04027.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;lan, evin tüm yükünü bir erkek gibi üzerilerinde taşıyan kadınların erkeklerinin gönüllerindeki “kadın kontenjanını” boşaltması ve yerlerini başkalarına kaptırmaları bundan mıdır acaba?&lt;br /&gt;(hovardalıktan sapıtan erkekler bambaşka bir konu)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4812836025160755746?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4812836025160755746/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4812836025160755746' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4812836025160755746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4812836025160755746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/04/kalana-hay-hay-gidene-vay-vay.html' title='Kalana Hay Hay, Gidene Vay Vay...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SdjjDNk4QYI/AAAAAAAABbU/Y1FQQAoK7GQ/s72-c/DSC05456.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8523095590559297641</id><published>2009-04-04T22:33:00.004+03:00</published><updated>2009-04-04T22:48:02.043+03:00</updated><title type='text'>Öyle veya böyle ölümsüzlük....</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sde28iMwruI/AAAAAAAABa8/LLTN0MxTOfU/s1600-h/Okregi_-_kregi_na_wodzie_-_zdjecie_1663.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5320922635850264290" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 273px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sde28iMwruI/AAAAAAAABa8/LLTN0MxTOfU/s400/Okregi_-_kregi_na_wodzie_-_zdjecie_1663.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Son zamanlarda okuma (ve yazma)hızım yavaşladı. Onun yerine elime iğne iplik alıp ruhumu dinlendiren bir yapbozu tamamlamaya çalışır gibi kumaş parçalarını birleştirmeyi tercih ediyorum. Bunun adı patchwork. O bir yatakörtüsü olacak. VE biz yaşarken bizim, bizden sonra da (eğer isterse) kızımın yatağının üzerine serilecek.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Yazmak varken dikmek niye diye düşündüğümde aklıma Irwin Yalom'un ölüm korkusu üzerine yazılmış kitabı(larından biri) "Güneşe Bakmak"'ta okuduğum bir "önerme" geliyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Yalom, kendisine ölüm korkusu ve endişesi şikayetiyle gelen hastalarını rahatlatmak için sunduğu önerileri bir kaç ana başlık altında toplamış. Bunlardan biri çevirmenin layık gördüğü adıyla "dalgalanma". Bu ad bana çok doğru gelmedi, çünkü Yalom'un kastettiği, suya atılan bir taşın daire daire dalga üretmesi ve sudaki hareketin tahmin edilemeyecek kadar geniş daireler halinde çok uzaklara kadar etki etmesi metaforu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Oysaki "dalgalanma" kelimesi bende geçici bir çırpınma çağrışımı yapıyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Herneyse.&lt;br /&gt;Sonra bir altıgen kumaşı daha elime alıyorum, bir başka altıgene dikmeye başlıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yazdıklarımı okumak zaman ister, "istek" ister, oysaki yatağın üzerine serili rengarenk bir örtüyü görmek yalnızca bir andır, ve hatırlatır diyorum kendime dikerken. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-/-&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;* Dalgalanma, her birimizin diğer insanları yıllarca , hatta kuşaklar boyunca etkileyebilen ortak merkezli halkalar yaratmasını ifade eder. Yani diğer insanlar üzerindeki etkimiz sürer gider, tıpkı bir göldeki dalgaların görünmez olana kadar sürmesi, ama nano düzeydedevam etmesi gibi.....&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Güneşe Bakmak- Ölümle Yüzleşmek Irwin Yalom, Kabalcı Yayınevi Sayfa 79.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8523095590559297641?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8523095590559297641/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8523095590559297641' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8523095590559297641'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8523095590559297641'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/04/oyle-veya-boyle-olumsuzluk.html' title='Öyle veya böyle ölümsüzlük....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sde28iMwruI/AAAAAAAABa8/LLTN0MxTOfU/s72-c/Okregi_-_kregi_na_wodzie_-_zdjecie_1663.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-1464612020263576326</id><published>2009-03-16T13:24:00.002+02:00</published><updated>2009-03-16T13:40:52.308+02:00</updated><title type='text'>İyiki....</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sb46AXU_ZgI/AAAAAAAABZ0/9nzDqGN2WSs/s1600-h/DSCF3755.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5313748388280231426" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 200px; CURSOR: hand; HEIGHT: 150px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sb46AXU_ZgI/AAAAAAAABZ0/9nzDqGN2WSs/s200/DSCF3755.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Unutmamak için: &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Nehir 4 yaş 4 aylık. Beni kucağına yatırıp sevdi, anneme dönüp "İyiki doğurmuşsun!" dedi...&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İyiki doğurmuş, iyiki doğurmuşum....&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Resim ise bir başka andan. Kulak arkası niye kızarmış bakarken ne kadar da bitlenen maymunlara benziyoruz....&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-1464612020263576326?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/1464612020263576326/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=1464612020263576326' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1464612020263576326'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1464612020263576326'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/03/iyiki.html' title='İyiki....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/Sb46AXU_ZgI/AAAAAAAABZ0/9nzDqGN2WSs/s72-c/DSCF3755.JPG' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-7747792664868045215</id><published>2009-02-24T20:54:00.003+02:00</published><updated>2009-02-24T21:16:09.351+02:00</updated><title type='text'>Ekşi Gerçekler....</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SaRGxHYQ7UI/AAAAAAAABYs/QAsbptOlX_s/s1600-h/lemon.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306444070557642050" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 276px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SaRGxHYQ7UI/AAAAAAAABYs/QAsbptOlX_s/s320/lemon.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir zamanlar "mahlas" kavramı bana tersti. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bir insan "bunu yazan benim. Ve ben buyum!" demiyorsa neden yazar ki, diye düşünürdüm. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte o zamanlarda yazan kişinin beyin döküntüleriyle gururlanması, onlar sayesinde üç beş faniye daha adını belletmesi gelgeç dünyaya bir kaç çapa daha atıp kalıcı olma çabasıyla eş değerdi benim için.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Oysaki o çapalar Gulliver'i saçlarından ve giysilerinden yere bağlayan (ya da bağlamaya çalışan) cücelerin ellerindeki dikiş ipliklerinden başka bir şey değil. Küçük bir silkinişle tüm iplikler sökülebilir, Gulliver ayağa kalkıp hayata olduğu yerden devam edebilir.&lt;/div&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SaRHX0Qq2wI/AAAAAAAABY0/8zhRyHoWejQ/s1600-h/h.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5306444735440411394" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 197px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SaRHX0Qq2wI/AAAAAAAABY0/8zhRyHoWejQ/s320/h.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Bu benzetmeler zincirinde dünya ve zaman elbette Gulliver'dir... Üç beş kelam ile dünyaya kazık çakmaya niyetlenen siz ise birer cücesiniz. Ve zannettiğinizden daha da miniksiniz.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çünkü bir gün bir yerlerde okudunuz, "yazdığınız yazıyı okuyup beğenen kaç kişi adınızı hatırlıyor olabilir?" Ve sonra elinizi şakağınıza koyup düşündünüz"Zaten hatırlasalar ne yazar!"&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ve işte şimdi, dostlarımın bile bilmediği bir "mahlasla" sözlüklerin en ekşisinde yazmaya başladım. Aldığım tadı anlatamam. Bu bir nevi "iyilik yap denize at," projesi benim için. Böylesi daha anlamlı olacak. Çıkar yok, ölümsüzlük arzusu yok, farklılaşma açgözlülüğü yok. Orada neysem oyum. Yani ne yapsa da ölümsüz olamayacığını bilen sıradanbir fani.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Olmayacak dualara amin demek var ya, o işte orada yok hani....&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-7747792664868045215?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/7747792664868045215/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=7747792664868045215' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7747792664868045215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7747792664868045215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/02/eksi-gercekler.html' title='Ekşi Gerçekler....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SaRGxHYQ7UI/AAAAAAAABYs/QAsbptOlX_s/s72-c/lemon.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3549970377545429812</id><published>2009-02-05T18:43:00.003+02:00</published><updated>2009-02-05T18:49:42.288+02:00</updated><title type='text'>Kendim İçin Yazdım...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SYsYUWrd5tI/AAAAAAAABWQ/gYsNg6Q7e7A/s1600-h/120258700436-iskilip-corum.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5299356124495865554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 272px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SYsYUWrd5tI/AAAAAAAABWQ/gYsNg6Q7e7A/s400/120258700436-iskilip-corum.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Dünya, güneşin çevresinde bundan yaklaşık 20 kez daha az döndüğünde, yani ben 18 yaşındayken bana sordular;&lt;br /&gt;Yaşlanmaktan korkuyor musun?&lt;br /&gt;"Korkmuyorum," dedim.&lt;br /&gt;"Çünkü ben yaşlandıkça yüzüme oturan çizgiler, seneler içinde beni ben yapan çizgiler olacak. Onları niye sevmeyeyim ki?"&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İyi hatırlayamıyorum, bunları bir kez daha anlatmış olabilirim. Nasıl ki bir erkeğin en önemli bedensel gururu erkekliğiyse, bir kadının da en önemli bedensel gururu güzelliğidir. BU yüzden bir kadın, tıpkı dünyanın &lt;strong&gt;aşkla&lt;/strong&gt; veya &lt;strong&gt;saplantıyla&lt;/strong&gt; (tanımlamayı siz seçin) güneşin çevresinde fır dönmesi gibi güzelliğe ve güzelliğine dair konular etrafında dönüp durur. Ve işte (bir) kadın eğer ki diliyle ya da kalemiyle kendini ifade etme yolunu seçmişse, sözkonusu saplantısına dair tekrarlar yapar, aynı noktaya döner. Cinsiyetinin ona yüklediği taşıması zor rol adına mazur görülmesi gerekir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ve sonra seneler geçer...&lt;br /&gt;Banyoların güvenli ortamlarında, dolaylı ışıklarla koruma altına alınmış aynadaki akisler, zamanın yüzünüzde oluşturduğu erozyonu veya korozyonu kolay örtbas eder.&lt;br /&gt;Klavye tıkırtılarının sahibi burada bir parantez açmak ister:&lt;br /&gt;(Bir üst cümlede bir yanlış var mı? Yok aslında. Topraktan geldik, toprağa gidiyoruz diyen kültürler için "erozyon" ve "insan yüzü" kelimesi bir cümle içinde çok abes kaçmamalı.&lt;br /&gt;VE esas anlamı metalin paslanması, oksitlenmesi olan korozyon kelimesi de söz konusu olan bir surat ise anlamsız olmamalı. Biliriz ki yaşlanmak demek hücrelerin okside olması, yavaş yavaş yanıp ölmesi demek. Ve ölüp ölüp çarşaflarınıza mayt yemi olarak dökülmesi elbette. Ve yaşlanmak demek yaşarken yavaş yavaş ölmek demektir.)&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tıkırtıların sahibi konuya geri döner:&lt;br /&gt;Aynalar, yüzüne gülmek veya konuşmak zorunda olmadığınız arkadaşlarınızdır bilirsiniz. Bunun aksi tuhaftır. Kendinize ait kafanızda bir resim varsa, o da yüzünüzün en donuk halini yansıtır. Bu donukluk koruyucudur çok. Ne gülüşün, ne de sinirlenişin yüzünüze verdiği garip kasılmaları gösteremez aynalar size... Merak edip de ayna önünde şekilden şekile girmediğiniz sürece.&lt;br /&gt;Ve böylece dünya güneş çevresindeki bitmez dansına bir kaç tur daha ekler. Aynadaki donuk surat hep aynı kalır. Nasılsa derinizin de yerçekimine karşı belli bir direnme gücü vardır. Seneler seneler boyu donuk ifade bir bulldog köpeğini çağrıştırmaz size. Yaşlılık yüzünüzde saman altından su yürütür, gülmediğiniz sürece görünmez. Ama gün gelir gülüverirsiniz işte ayna önünde. O zaman yaşlılık da gülüverir. Gözaltlarında sizden habersiz oluşmuş tüm ince çizgiler gözler önüne seriliverir. Aslında bilmezsiniz ki sizden başka tüm gözler o çizgileri hergün görmekte, tek görmeyen sizinkilerdi. Zaten ne demişlerdi, göz kendinden başka herşeyi görür!&lt;br /&gt;Avuntu hazır; tüm çizgiler beni ben yapan çizgilerdir. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;BU durumda göz altındakiler atılmış tüm gülücükler ve kahkahaların imzası olmalarından dolayı affedilir, peki ama iki kaşımın ortasındaki derin çukur da nedir?&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Seni sen yapan tüm anlar içinde bu kadar çok çatık kaş zamanı olduğunu bilmiyordun...&lt;br /&gt;Ve tüm bunları aslında güzelliğin peşinde olduğun için değil, hayatın peşinde olduğun için yazdın. Ölmeden de tedavülden kalkılabilinir bildiğin için, ve bir de fotoğraftaki yaşlı adamın suratında gördüğün hayat özeti hüzün olduğu için.&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Not: İlham veren Foto, değerli fotoğraf üstadı &lt;a href="http://www.fotoritim.com/yazi/yusuf-tuvi-ile-turkiye"&gt;Yusuf Tuvi'den&lt;/a&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3549970377545429812?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3549970377545429812/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3549970377545429812' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3549970377545429812'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3549970377545429812'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/02/kendim-icin-yazdm.html' title='Kendim İçin Yazdım...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SYsYUWrd5tI/AAAAAAAABWQ/gYsNg6Q7e7A/s72-c/120258700436-iskilip-corum.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-2257353896124005986</id><published>2009-02-03T15:02:00.006+02:00</published><updated>2009-02-03T16:30:57.312+02:00</updated><title type='text'>Anneannenizin evlenmeden önceki soyadının 3. ve 5. harfi lütfen...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SYhDJskLqsI/AAAAAAAABWI/iA6DVs-nlGg/s1600-h/hrAlliance.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5298558795462191810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 266px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SYhDJskLqsI/AAAAAAAABWI/iA6DVs-nlGg/s400/hrAlliance.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Fütüristler şanslı adamlar. Geleceği tahmin etmek zevkli bir oyun. Zevkten öte, kısa vadede olmasa da uzun vadede adamı zengin bile eder. Zaten kısa vadede işe yarıyor olsaydı sözkonusu şahısların adı fütürist değil "presentist" olurdu ki bu ikinciler şimdiki zamanda da zengin olmaya devam etmektedirler (bakınız tv şovları sunucuları- alakalı olarak present kelimesi = sunmak vs vs vs)...&lt;br /&gt;E peki bir fütürist nasıl olur da gelecekte zengin olur?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir kaç istisna hariç anaları evde oturan bir nesiliz biz. İşte bu analar, nüfüs kağıtları çekmecede 20 yıl kadar bekledikten sonra yepyeni bir soyadla beraber yenilenen kadınlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O dönemlerde babanın soyadından vakit çok geç olmadan kurtulmak ve "yepisyeni" bir soyadla " yepisyeni " bir statüye bayrak açmak modaymış zahir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizden bir üst nesil olup da babalarının soyadlarını bizler gibi sağda solda fanatik bayrağı açar gibi sergileyen birini tanımıyorum. Sormasak söylemiyorlar bile. Sanki o soyad unutmak istedikleri günlerden kalma yakmak istedikleri bir fotoğraf misali, paçalarından düşeli çok olmuş, geçmişe karışmış- mazi olmuş- kül olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyseki paralar artık havada sanal bir şekilde uçuşup duruyorlar da annelerimizin pabucu dama atılmış baba soyadları ortalığa çıktı. O da sizinle bankacı arasında, yine bir sır gibi, yine saklanılası, gizli evraklar arasına gömülesi bir şekilde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa şimdilerin kadıncıklarının çocuklarına gizli soru bulmak bu kadar kolay olmayacak bankacılar için. Yanılıp da hala aynı uygulamayı sürdürürlerse eğer diyalog aşağıdaki gibi gelişecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BANKA HELP DESK GÖREVLİSİ- Annenizin evlenmeden önceki soyadının üçüncü ve beşinci harfi lütfen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MÜŞTERİ: Facebook kullanıcılarına sorun, onlar en az benim kadar iyi biliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler annelerimize nazaran geç evlendik. BU zaman zarfında az buçuk kariyer ve onun mütemmim cüzzü olarak çevre edindik. Facebook'da bulunmak isteriz, bloglarda bilinmek isteriz, blogların doğal uzantısı kitap yazma davranışı ile raflara yerleşmek isteriz, raflarda yer aldığımızda eski dostlar için "Sarı Çizmeli Mehmet Ağa" değil , ha bu bizim ....... olmak isteriz. Eh bu durumda baba soyadları fora.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumdan fütürsitler nasıl mı faydalanacaklar? Eh aşikar değil mi a canlar? Topla bu nesilin baba soyadlarını, elbet gelecekte işine yarayacaklar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu duruma alternatif bir çözüm yolu bulup fütüristlerin ocağına ot tıkamak gerekirse eğer, sonraki nesile anneannelerinin evlilik öncesi soyadlarını sormalarıdır önerim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sayede kadıncıklar torunlarının kendileri ile ilgilendiği zannına bile kapılabilirler. Bir taşla iki kuş....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-2257353896124005986?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/2257353896124005986/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=2257353896124005986' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2257353896124005986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2257353896124005986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/02/anneannenizin-evlenmeden-onceki-soyadnn.html' title='Anneannenizin evlenmeden önceki soyadının 3. ve 5. harfi lütfen...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SYhDJskLqsI/AAAAAAAABWI/iA6DVs-nlGg/s72-c/hrAlliance.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-2821834817109516524</id><published>2009-02-03T13:06:00.002+02:00</published><updated>2009-02-03T13:08:00.295+02:00</updated><title type='text'>Okuyan Maymun</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SYgldHyQPgI/AAAAAAAABWA/lMcr3T7hMGg/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5298526143837650434" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 347px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SYgldHyQPgI/AAAAAAAABWA/lMcr3T7hMGg/s400/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İş işten geçtikten sonra hangi mesleğin bana daha uygun olduğuna dair bir yığın fikrim oldu.&lt;br /&gt;İş işten geçme tarihi ile ilgili kesin bir belirleme yapmam istenirse cevabım çok seçenekli olacaktır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Seçeneklerden biri 1987 yılının sıcak bir Haziran gününü gösterir ki işte tam o günde salon masamızın üzerine üniversite tercih formu ile beraber yayılmış, geleceğimi belirleyen noktalamalar yapan bir insan gerginliğinde değil de günlük bulmaca çözen bir emeklinin kayıtsızlığındaydım.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Neyseki sonuç iyiydi. Haspel kader birinci tercihe koyduğum fakülte ne sen sor ne ben söyleyeyim formunda değil aksine hayalperestlerin popülerler arasına soktuğu bir yerdi. Hayalperestlik konusunu özetle açalım: Çağan Irmak'la aynı okuldan mezunuz, ama gel gör ki bu okula (3 alt bölümü dahil) her sene 150 civarı insan giriyor. Lakin 15-20 senede bir, bir adet Çağan çıkıyor.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;İş işten geçme tarihleri belirlemesine geri dönersek, 87 Haziran'ından sonra seçeneklerin hızla çoğalmakta olduğunu görürüz. Bu seçenek çeşitliliği, tavan arasında entropik yıkımın neticelenmesini bekleyen onlarca kitabımda da görülebilir. BU kitaplar size "yönetmen" olmayı isteyen genç bir kızı anlatırlar, ve sonra lafı uzatmadan maddelersek eğer "senarist", " "fotoğraf sanatçısı", "reklamcı", "gazeteci", "televizyoncu", "yazar", "sosyolog", "antropolog", "psikolog", "filolog", "astrolog", "log" oğlu "log"....&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;ŞÜkür ki son 15 senede bunlardan bir kaçını olmuşum. Elbette olabildiklerimin arasında bir tanesi bile "log" ile bitmiyor. Çünkü ayıptır söylemesi poponuza bir de log takmak için 4 sene oturup bir okul bitirmek gerekiyor -astrologlar hariç.&lt;br /&gt;Netice?&lt;br /&gt;Şu an öğretmenim. Neyseki küçük insanları ve öğretmeyi sevmem nedeniyle hayalimde olmayan bir iş yapıyor olmak beni ezmiyor. Fakat bu durum bana sıklıkla "nerdeeeeen nereye ?" dedirtiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bilmem irdelemeye ihtiyacımız var mı? Herkesin işi gücü var, uzun okumalar yapacak adam ara ki bulasın. Özetle bu duruma her ne kadar seyretmesem de eş dost sagolsun seyretmeden anladığım bir film ile örnek vermek istiyorum. Benimki bir nevi "Issız Adam" sendromu.&lt;br /&gt;Hayat kısa, o halde zevk alınacak bir sürü iş kolu var. Yumul.... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak elimde olan tam bana göre olan mıdır? Bilmem, bunu öğrencilerime sormak lazım.&lt;br /&gt;Peki maymun iştahlılıkta sınır var mıdır? Profesyonel anlamda olmasa da amatör anlamda sınır yoktur, tüm internet elimin altındadır ve arşivde illustratorluk, vektörsanatı, vs vs bir yıgın döküman huzurunuzdaki maymunun iştahını kabartmaktadır....&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-2821834817109516524?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/2821834817109516524/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=2821834817109516524' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2821834817109516524'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2821834817109516524'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/02/okuyan-maymun.html' title='Okuyan Maymun'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SYgldHyQPgI/AAAAAAAABWA/lMcr3T7hMGg/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-5951866400594695944</id><published>2009-02-02T23:19:00.000+02:00</published><updated>2009-02-02T23:20:23.291+02:00</updated><title type='text'>Derin konu...</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SYdjd94tQHI/AAAAAAAABV4/LaB3nqInSKk/s1600-h/libri.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5298312853104443506" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 264px; CURSOR: hand; HEIGHT: 400px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SYdjd94tQHI/AAAAAAAABV4/LaB3nqInSKk/s400/libri.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Oturduğum yerden kitapcı geziyorum. Böylesi bir turda belki mürekkepin ve kağıdın birleşimine has o muhteşem kokudan yoksunum ama eteğimden çekiştiren bir çocuk ile peşimden yarı kuşkulu ifade ile dolaşan görevli geriliminden de uzağım.&lt;br /&gt;Bu bir sanal kitapçı. Bu kitapçı sizin gibi bir kararsızın tüm sorularını hiç bıkıp usanmadan cevaplıyor. "Acaba fazla mı rahatsızlık verdim," hissine kapılmadan kendinizi bir Alan de Botton kitaplarının olduğu (sanal) rafa atıyorsunuz, bir "ölmeden önce okunması şartlar" listesinin klasikleri arasına dalıyorsunuz. Sonra ünlü yazarlar size neyi önermiş kitapçı nerden bilecek, oysa sanal kitapçı gerçek bir müneccim. Merak ettiklerinizi tamamen önünüze seriyor. Merak ettikleriniz arasında size eş dost çevresinde "tüm eserlerini okudum," diyerek böbürlenme imkanı sağlayacak olan bir yazarın son eserinin ne olduğu, o eseri satın alanların başkaca hangi kitapları almış olduğu, herhangi bir eserin başka yayınevlerince yayınlanmış verisyonlarının bulunup bulunmadığı, varsa hangisinin daha uygun fiyatlı olduğu gibi maddeler olabilir. Özgürsünüz.&lt;br /&gt;Üstelik bir kitabı almak istediğinizde öncelikle arkasını çevirip fiyatını inceliyorsunuz diye kınayan gözlerle incelendiğinize dair bir paranoyaya da sahip olmayacaksınız. Sahi ya, bir kitapçıda beni en çok sıkan şey budur. Raftan bir kitap çekip arkasına bakmak mübahtır da, özel bir istek yaparak karışık raflar arasından getirttiğiniz kitabın arkasına bakmak her nedense biraaz ayıp gelir bana.&lt;br /&gt;Belli ki kitapçıya o kitabın hayali ile gelmişssiniz. Biri size önermiş ve içinizdeki okuma ateşini körüklemiş. Yazan ya da içerik kapağın arkasındaki mendebur etikete basılmış rakamların niceliğine göre feda edilebilir olmamalı. Bu çok alçaltıcı.&lt;br /&gt;Bu gibi durumlarda (eğer korktuğum başıma gelmiş ve kitabın ederi kitabın içeriğine baskın gelmişse) çok büyük bir utançla kitabı yerine geri koyarım. Ben değil sistem utansın derim sonra kendime.&lt;br /&gt;Söylemesi ayıp 2 üniversite bitirdim. Yabancı diller falan, daha fazla konuşmayayım ego şişmesi yaşıyorum sanacaksınız. ÜZerine bir de şahsen internette bir çok sayfada adım "yazar" sıfatıyla birarada anılıyor. Fakat gel gör ki kitap almak zaman zaman beni aşıyor. Bu durumda asgari ücretle 4 kişilik aile geçindirmeye çalışan emektarları düşünmeden edemiyorum. Pazar tamam, tarlaların ürünlerini herkes yiyor da kültür ürünlerini tüketmek her baba yiğidin harcı değil gibi. Sanal kütüphane mevzuu derin, ama kısa yazma kararım var. O halde arkası yarın diyelim. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-5951866400594695944?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/5951866400594695944/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=5951866400594695944' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5951866400594695944'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5951866400594695944'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/02/derin-konu.html' title='Derin konu...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SYdjd94tQHI/AAAAAAAABV4/LaB3nqInSKk/s72-c/libri.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4237500146964608647</id><published>2009-01-19T17:35:00.001+02:00</published><updated>2009-01-19T17:37:30.401+02:00</updated><title type='text'>Yoshitomo Nara Çiziminin Düşündürdükleri</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SXSeIJt6tsI/AAAAAAAABUI/QGslKZ2unpw/s1600-h/untitled.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5293029324951828162" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 400px; CURSOR: hand; HEIGHT: 300px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SXSeIJt6tsI/AAAAAAAABUI/QGslKZ2unpw/s400/untitled.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Gözleri kocaman, ağzı ufacık bir kız çocuğusun sen. İçine yeni girdiğin koca dünyayı önce gözlemen gerek elbette. Ondandır göz bebeklerinin büyüklüğü. Yeterince gördüğüne inandığında ağzın da büyüyecek nasılsa. Ve yolun sonuna doğru, artık anlatmanın gereksizliğine karar vereceksin, dudakların tekrar ufalacak. Tüm bu uzun ince yoldan gözlerin de nasibini alacak. Görmeye değer bir şey kalmadığına inandıklarında küçülüp önlerine perde indirecek. Kimileri buna katarak derken kimileri bunların hayatın son perdesi olduğunu bilecek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4237500146964608647?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4237500146964608647/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4237500146964608647' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4237500146964608647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4237500146964608647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2009/01/yoshitomo-nara-iziminin-dndrdkleri.html' title='Yoshitomo Nara Çiziminin Düşündürdükleri'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SXSeIJt6tsI/AAAAAAAABUI/QGslKZ2unpw/s72-c/untitled.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8591198914204498148</id><published>2008-11-26T16:25:00.000+02:00</published><updated>2008-11-26T16:30:00.153+02:00</updated><title type='text'>Nehir'in Gagalı Bebeği...</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SS1dRvUCYNI/AAAAAAAABRU/l7nSy16y1dM/s1600-h/brcbc-856780-by-90-gn-25.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5272973298060386514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SS1dRvUCYNI/AAAAAAAABRU/l7nSy16y1dM/s320/brcbc-856780-by-90-gn-25.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ortalıkta karnı burnunda dolaşıyordu bugün Nehir. Bluzunun içine Irmak'ı sokmuş. Irmak Nehir'in ördeği. Neden orada taşıdığı sorulduğunda ise "içerde süt içiyor," cevabını veriyormuş. Komik geldi bana, geleceğe not düşeyim dedim. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8591198914204498148?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8591198914204498148/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8591198914204498148' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8591198914204498148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8591198914204498148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/11/nehirin-gagal-bebei.html' title='Nehir&apos;in Gagalı Bebeği...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SS1dRvUCYNI/AAAAAAAABRU/l7nSy16y1dM/s72-c/brcbc-856780-by-90-gn-25.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-2474603160446197064</id><published>2008-11-24T13:01:00.000+02:00</published><updated>2008-11-24T13:11:37.916+02:00</updated><title type='text'>Sessizlik</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SSqLya_jBQI/AAAAAAAABRM/lvIzRlZh8Ok/s1600-h/Tranquilty_GregoryColbert.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5272180012146164994" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 192px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SSqLya_jBQI/AAAAAAAABRM/lvIzRlZh8Ok/s320/Tranquilty_GregoryColbert.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Okulun en güzel köşesine kaçtım. Kapıyı açtığımda beni karşılayan şey sadece eski kitaplara has sararmış yaprak ve solmuş mürekkep kokusu. Burası kütüphane. Kitaplar kendi kendilerini okuyorlar, tek başınalar. Gece karanlığında düşünceleri ile başbaşa kalmış insanlar gibi tıpkı.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ancak gecenin huzursuz kafalara ettiği eziyet bir başkadır. Mezarların karanlığını mı yoksa ölenin tek başınalığını mı çağrıştırdığından belirsiz, gece ölüme benzer. Ve bir de rüyalar vardır, Shakespeare'e göre cennetimiz, ya da cehennemimiz. Korktuğumuz ölmek değil, muhtemel ki hissedeceklerimiz....&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ama şimdi çok uzaktayım bunlardan. Kitaplar birbirlerine başlarını yaslamışlar dört duvarda durmaktalar. Sessizlik güzel...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-2474603160446197064?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/2474603160446197064/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=2474603160446197064' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2474603160446197064'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2474603160446197064'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/11/sessizlik.html' title='Sessizlik'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SSqLya_jBQI/AAAAAAAABRM/lvIzRlZh8Ok/s72-c/Tranquilty_GregoryColbert.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4646446191734597802</id><published>2008-11-20T17:19:00.000+02:00</published><updated>2008-11-20T17:22:17.419+02:00</updated><title type='text'>Yeter ki üzülmeyeyim...</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SSWAkwEk-XI/AAAAAAAABP8/OnQnpIagJJ0/s1600-h/bump.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270760307774781810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 265px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SSWAkwEk-XI/AAAAAAAABP8/OnQnpIagJJ0/s320/bump.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Yukarıdayım. Evin içinde korkunç bir düşüş sesi yankılanıyor. Nefesimi tutup bekliyorum. Kısa bir an içinde çığlığı basıyor. Düşmüş.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Koşup kucağıma alıyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çok mu kötü düştün diye soruyorum.Çok üzgünüm, anlıyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;"Hayır anneciğim çok iyi düştüm," diyor.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4646446191734597802?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4646446191734597802/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4646446191734597802' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4646446191734597802'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4646446191734597802'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/11/yeter-ki-zlmeyeyim.html' title='Yeter ki üzülmeyeyim...'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SSWAkwEk-XI/AAAAAAAABP8/OnQnpIagJJ0/s72-c/bump.gif' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8538926982787039391</id><published>2008-11-20T17:03:00.000+02:00</published><updated>2008-11-20T17:13:49.441+02:00</updated><title type='text'>bilgisayarda özür dileme tuşu</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SSV-mlx7L4I/AAAAAAAABP0/SKDFjV581sw/s1600-h/backspace.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5270758140348673922" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 250px; CURSOR: hand; HEIGHT: 234px" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SSV-mlx7L4I/AAAAAAAABP0/SKDFjV581sw/s320/backspace.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;bilgisayarın önünde bir şeyler yazıyorum. araya nehir giriyor. klavyede x'e basıyor. bana kızmıs. bu onun dilinde bir şeye çizik atmak, onu bir nevi hayatından çıkarmak demek. sonra ettiği nazın fazla ileri gitmis bir naz oldugunu düsünüyor ki, sil tusuna basıp x'i siliyor. ve "bilgisayarda özür diledim," diyor. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Nehir'e göre silmek, yaptığını geri almak- özür dilemek demek.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Keşke gerçek hayatta da özür dileyince tüm yapılanlar ortadan kalksa. Hiç yapılmamış gibi olsa. Hani bir şarkı da olduğu gibi "bir hata yapınca geri sarılsa"...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8538926982787039391?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8538926982787039391/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8538926982787039391' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8538926982787039391'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8538926982787039391'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/11/bilgisayarda-zr-dileme-tuu.html' title='bilgisayarda özür dileme tuşu'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SSV-mlx7L4I/AAAAAAAABP0/SKDFjV581sw/s72-c/backspace.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-994099557725589484</id><published>2008-11-12T15:38:00.000+02:00</published><updated>2008-11-12T16:32:45.533+02:00</updated><title type='text'>dört sene evvel bugün....</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SRro2SMRj9I/AAAAAAAABPM/AytksnqO8W4/s1600-h/collage1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5267778733457117138" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 320px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SRro2SMRj9I/AAAAAAAABPM/AytksnqO8W4/s320/collage1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;4 sene evvel bugun, sabah herkesten önce kalktım. Aynanın karşısına geçip gözüme sürmeler çektim. Yanaklarımı mat, dudaklarımı canlı kırmızılara boyayıp saçlarımı dışa dışa şekillendirdim. Saçım başım tamam olunca yerlere kadar uzanan batik bir elbise geçirdim üzerime. Ardından kısa belli ve zımbalı bir deri ceket. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Herşey tamamdı, artık seni doğurabilirdim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hastaneye girdiğimizde tüm gözler dönüp bize baktı. Zira senin tuhaf anan doğurmaya değil de partiye gider gibi durmaktaydı. Odamız hazır değilmiş, öncekiler vaktinde mi terkedememiş, süpriz bir doğum mu meydana gelmiş, hemşireler geveledi bir şeyler. Koydular babanla beni bir ara durak odasına.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ben kendimden ziyade doğum sonrası atılacak mesajların derdine düştüm. Yazdık sen doğmadan "Nehir bebek dünyaya geldi, hepimiz iyiyiz. Binnur -Ertunç- Nehir" diye. Mesaj henüz beklemedeydi, derken hemşirenin biri geldi, "Sizi yukarı çıkaracağız," dedi.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sandım ki beni odama yerleştirecekler, kuzu kuzu giydim ameliyat kıyafetini. İnsan zaman zaman çok saf olabiliyor, senin anan gibi "nasıl olsa ardımdan o da geliyor," diye evladının babasını öpmeden (ve dahi günler evelinden planlanmış bir şekilde vedalaşmadan) asansöre koşturabiliyor. Asansöre binip yüzümü kapıya döndüm bir de ne göreyim, kalmışım hemşirelerle başbaşa. Baban farketmiş alıklığımı, ses etmemiş- eh iyi de etmiş. Benden sonra gelen kadınlar meğer kocalarının boyunlarına atılıp atılıp pek göz yaşı dökmüş.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonra?&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonrası ameliyathane. Sakin bir başlangıç, belime taktıkları iğneyi hissetmedim bile. Ancak oradan verdikleri sıvı her neyse insana sırtında soğuk-ılık sular akıyor hissi veriyor. Masaya su mu döküldü diye sormaktan başka bir çıkıntılığım oldu desem yalan olur. Bana demişlerdi ki doğum esnasında ne dilersen olur. Damarlarımdan akıttıkları tüm o muhteşem ilaçlar eşliğinde huzura erip bin bir dilek diledim kızım seni dünyaya getirirken ben. Eğer dedikleri doğruysa harika bir hayatın olacak, bil!&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çok güzel dakikalardı, eşsizdiler hatta. hayatımda bir benzerini daha tatmadım hisler...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;12 Kasım 2004'de saat 10:00 olduğunda karnımdaki 8. ve son kesiği atarak dünyaya açılan kapını tam olarak araladı doktorlar. İlk anda sesini duydum: gür, sonra ayağını gördüm: upuzun. Seninle ilgili ilk düşüncem kızım, şudur: "Aman Tanrım ne kadar büyük ayağı var!" &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aslında büyük olan ayağın değilmiş de zayıf olan bileğinmiş meğer. Sonradan farkettim ki benim 52 cm2e 3.650 kg'lik kızım aslında bir minik kedi yavrusu kadar.&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;İşte kedişim, ilk anlar böyle özetlenebilir. Fakat ilk haftayı özetlemek gerekirse doğum sonrası depresyonunun kollarında perişan bir anne, bebeğinin üzerine titreyen bir baba ve elbette bebeğin özverili Nikol teyzesi unutulmamalıdır. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Uzun zamandır yazmıyordum. Neye, kime diye düşünüyordum. Sonunda cevabı buldum. Zamana ve unutmaya karşı, sana ve senin için kızım (ve elbette kendim için de)&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-994099557725589484?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/994099557725589484/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=994099557725589484' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/994099557725589484'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/994099557725589484'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/11/drt-sene-evvel-bugn.html' title='dört sene evvel bugün....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SRro2SMRj9I/AAAAAAAABPM/AytksnqO8W4/s72-c/collage1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-237546132089278301</id><published>2008-10-23T14:49:00.000+03:00</published><updated>2008-10-23T14:56:35.825+03:00</updated><title type='text'>Kanatlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SQBmBLyDLnI/AAAAAAAABO0/XSMD1B-wT_U/s1600-h/magicQuest%2520girl%2520wings%2520back.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5260316535297355378" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 240px; CURSOR: hand; HEIGHT: 320px" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SQBmBLyDLnI/AAAAAAAABO0/XSMD1B-wT_U/s320/magicQuest%2520girl%2520wings%2520back.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SQBk5yxh3EI/AAAAAAAABOk/0mlqS_Gs9R4/s1600-h/angel_wings_jpg_rZd_64557.jpg"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çocukluğumun gecelerini sıkıştırdığım apartmanlardan birinde ardı ardına erkek çocuk doğuran bir kadın vardı. Elbette ki arzusu, hiç bitmeyecek gibi süren 9 aylardan birinin sonunda kucağına bir kız bebek almaktı. Aralıklarla 3 kez şişirdiği karnı ona her seferinde potansiyel ateş parçası bir oğlan hediye ettiği için hayat yolunda bundan böyle elde edebileceği  akrabalık statüleri kaynanalık ve babaannelik ile sınırlı kaldı. Ancak yaşamın kıyısına doğru elde edilebilen bu iki tanımlamadan çok önce, bilmeden edindiği bir başka tanımlama daha vardı, o da çokbilmişlikti.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Çok bilmişliğin (başka) insanların kaderi üzerine belli belirsiz bir etki yapabileceğini ondan öğrendim ben. Ve örnekleme yaparken kendi bakış açımızın başvurulabilecek en iyi referans olamayabileceğini.&lt;br /&gt;Ancak insan unutur. VE insan ahkam keser. Tıpkı benim daha sonraları başkalarına yaptığım gibi.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Anne baba kanatları altında güvende, ancak belirsiz bir gelecek yüzünden kafamın karışık olduğu bir dönemde gelecekte ne olmak istediğimi sordular bana. “Bilimadamı” dedim. Atıldı 3 oğlanlı teyze: “Ben de istemiştim bir zamanlar bilim adamı olmayı, ama sonra düşündüm ki her şey icat edilmiş. Kaşık icat edilmiş, çatal icat edilmiş ve bardak icat edilmiş. Sandalye tamam, masa tamam, bize gereken her şey tastamam. Sonra vazgeçtim bilim adamı olmaktan.”&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir ruhun kanat filizlemesi uzun sürer, ancak kanatları koparıp atmak birkaç cümleye bakar. Kanatlarım ruhumun sırtında ince bir sızı bırakarak o gün koptular. &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-237546132089278301?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/237546132089278301/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=237546132089278301' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/237546132089278301'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/237546132089278301'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/10/kanatlar.html' title='Kanatlar'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SQBmBLyDLnI/AAAAAAAABO0/XSMD1B-wT_U/s72-c/magicQuest%2520girl%2520wings%2520back.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-7405903124263553285</id><published>2008-09-12T16:13:00.001+03:00</published><updated>2008-09-12T16:22:39.822+03:00</updated><title type='text'>Değiş-tokuş....</title><content type='html'>Nehir diyor ki "keşke benim adım Binnur olsaydı,"&lt;br /&gt;Ben diyorum ki "Keşke Nehir benim adım olsaydı."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra diyor ki Nehir "O halde değişelim isimlerimizi..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;OLur. Neden olmasın. Ben sen doğmadan önce başlamıştım senin adına imza denemelerine. Benim için zor olmayacak. Ama sen büyüdüğünde pişman olacaksın, geri almaya çalışacaksın adını. Vermeyeceğim geri, haberin ola. Ve bana bıraktığın tüm çocukluk anılarını da... Sen ne kadarını hatırlarsın bilmiyorum, ama ilk 4 yıl senden çok benim aklımda...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-7405903124263553285?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/7405903124263553285/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=7405903124263553285' title='6 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7405903124263553285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7405903124263553285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/09/dei-toku.html' title='Değiş-tokuş....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-5119335731843105814</id><published>2008-09-09T23:50:00.000+03:00</published><updated>2008-09-09T23:51:23.799+03:00</updated><title type='text'>Nasıl bir Masal ?</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SMbhj6Id1II/AAAAAAAAA5Q/Kcq1bm02y2U/s1600-h/maui_rainbow_girl.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5244126823135958146" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SMbhj6Id1II/AAAAAAAAA5Q/Kcq1bm02y2U/s320/maui_rainbow_girl.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ailenin en küçüğü olmaktan yakındığım günler vardı. Ama onlar çok gerilerde kaldı. Artık ben bile küçük değilim. 40’a çıkan merdivenlerde sondan ikinci basamakta dinlenmekteyim. Teyzeme anlatıyorum minik kızımı. Ona sunulan imkanlar bize sunulmuş olsaydı her şeyin çok daha farklı olacağından söz ediyoruz, bir çoğunuzun zamanın bir köşesinde sarfetmiş olduğu cümlelerle.  Ama sonra farklı bir laf çıkıyor teyzemin ağzından; duralıyorum. Birazı etkilenme, çoğu hüzünlenme- karışık duygular içine giriyorum.&lt;br /&gt;“Artık biz masal olduk onlar gerçek!” diyor teyzem. Neden? “Çünkü biz sürekli geçmişimizden bahsederken onlar gelecekten bahsediyorlar!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz “sürekli” değil belki ama, ekseriye “evet!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle yapmıştım, böyle etmiştim, şuraya gitmiştim, şunu görmüştüm.&lt;br /&gt;Miştim- mıştım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa söz konusu kızımsa eğer acak-ecekler devreye giriyor. Ve illaki her cümlenin sonuna yapıştırılmış birer “inşallah” kelimesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de gelecekten bahsedenler onlar değil, biziz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Verdik bir kere genlerimizden bir demet, evladın geleceği ve kendimizinkini birbirine dolanmış iki sarmaşık gibi görmekteyiz. Biz insanoğlu, içinde umut barındırmayan hayatları sevmeyiz. Kendimizde olmayanı evladımızın minik omuzlarına yükleriz. Böylece okuduğumuz masal her iki yöne doğru uzar ve renklenir; biri geçmiştir – öteki ise gelecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarız ki gelecek evladın yüzüne gülecek.&lt;br /&gt;Gülmeme ihtimalini de biliriz elbet. İşte bu yüzden gerilir, 4 yaşında çocuklara haftada 11 saat İngilizce dersi veren okulların kapısına diziliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kötü bir şey mi bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Değil elbet. Fakat biraz derin düşününce sırtım ürperiyor. Yarış çoktan başlamış, çocuklar bilmiyor. Fakat ben bir anneyim, kızımın bilemediklerini bilirim. Nehir’imin de masal olacağı zamanlar gelecek, anlatacağı hikayenin rüyalar kadar güzel olmasını isterim…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-5119335731843105814?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/5119335731843105814/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=5119335731843105814' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5119335731843105814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5119335731843105814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/09/nasl-bir-masal.html' title='Nasıl bir Masal ?'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SMbhj6Id1II/AAAAAAAAA5Q/Kcq1bm02y2U/s72-c/maui_rainbow_girl.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-1013883802218624068</id><published>2008-08-07T14:50:00.001+03:00</published><updated>2008-08-07T14:50:35.365+03:00</updated><title type='text'>çöp</title><content type='html'>Bir masanın başında, elde kalem tüm dünyayı (bir çeşit) feth edebileceğinize dair inancınız varsa bunu Marquez gibi adamlara borçlusunuzdur. Oysa ki o, kendine ait bir kitap için şöyle der: “Neyse ki kâğıt sepetine atılmak, bu On İki Gezici Öykü için yuvaya dönüşün ferahlığı gibi olacaktır herhalde”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu basit cümle bana ne çok şey ifade eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Boynum uzar, zürafa olurum, tepeden bakarım kendi hayatıma: Bir kadıncık görürüm dalgalar arasında. Burası (O gün kötümser günümdeysem) “beyhude çabalar denizi”, (iyimser günümdeysem) “varoluş okyanusu”dur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadıncık dalgaları ile boğuşmaktadır. Ben’inin peşinde koşmaktadır. Fark yaratmak ister, ortaya bir şeyler koymak ister, ister oğlu ister.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neyse ki her tanrı kulu kendini bir şekilde ifade etmek ister. Böylece daha bir affedilir gelir gözüme çırpınışlarım. Bu affedişlerden güç aldığım günlerde yazar da yazarım. Ne için? Bilmem, belki de kağıtlara yuvaya dönüşün ferahlığını hissettirmek için…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-1013883802218624068?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/1013883802218624068/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=1013883802218624068' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1013883802218624068'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1013883802218624068'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/08/p.html' title='çöp'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-7842801668136156792</id><published>2008-06-27T09:33:00.000+03:00</published><updated>2008-12-09T00:20:49.575+02:00</updated><title type='text'>Yapraklar ve Kuşlar</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SGSKLgYa0lI/AAAAAAAAAxI/1atoWyzBF8E/s1600-h/As-Dry-Leaves_Richard-Ashby.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5216446198677426770" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SGSKLgYa0lI/AAAAAAAAAxI/1atoWyzBF8E/s320/As-Dry-Leaves_Richard-Ashby.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Çınar ağacı yapraklarını Haziran’da mı döker? Yoksa buradaki çınarların içini yakan bir şey mi var bilmiyorum.&lt;br /&gt;3 yıl 7 aydır yeryüzünü gözümde daha bir güzel kılan kızımla yürüyoruz, ayaklarımızın altında haşır huşur çınar yaprakları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;—Anne, yapraklar niye dökülür?&lt;br /&gt;— yeni yapraklara yer açmak için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayret! Ne kadar da 30 yıl kadar evvel sorduğum soruya, ve aldığım cevaba benziyor bu cümleler.&lt;br /&gt;Ama konu başkaydı.&lt;br /&gt;Sormuştu çocuk Binnur:&lt;br /&gt;— insanlar niye ölür?&lt;br /&gt;—Yeni doğacak insanlara yer açmak için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün çocukmuşum gerçekten. O gün bu cevapla tatmin olmuş(t)um.&lt;br /&gt;Sonra büyüdüm.&lt;br /&gt;Yeni insanlar doğmak zorunda mı? Onlara yer açmak için kendimizi feda etmek zorunda mıyız, diye sorar olmamdan anladım büyüdüğümü.&lt;br /&gt;İnsanın hayatın tadını en çok çıkardığı, beynini ölüme dair korku kurtlarının kemirmediği zamanların kendini bilmediği, dönemler olması ne ilginç...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini bilmemek!&lt;br /&gt;Hani derler ya, “kendimi bildim bileli”…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendini bilmediği dönemler var insanın. Hani yaşadığının bile çok farkında olmadığı. Evel ezel var zannettiği kendisini, zamanı sorgulamadığı. İşte o günler mis gibi süt kokar ağzı insanın ve bir dönemi o günlerin, kendi anasının sütüdür kokan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok uzun süre iç içe, ten tene, süt süteydik biz kızımla. 2,5 yıl. 2,5 koca yıl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soruyorum (dün) Nasıldı sütümün tadı?&lt;br /&gt;Cevaplıyor: kremalı süt gibiydi, çok güzeldi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazmalıyım.&lt;br /&gt;Bunu da yazmalıyım.&lt;br /&gt;Ben zamanın farkındayım. O değil. Ben biliyorum her şey zamanın hışmına uğruyor, akıyor, gidiyor, unutuluyor.&lt;br /&gt;Ama o daha bilmiyor.&lt;br /&gt;Çünkü o, tertemiz. Neden ağaçtaki yapraklar yerlerini yenilere bırakmak zorunda diye sormuyor.&lt;br /&gt;Çınar yaprakları zamanlarını doldurmuş, ayaklarımızın altında hışırdamakta.&lt;br /&gt;Kızım bana şöyle diyor:&lt;br /&gt;Ve ağaçtaki kuşlar uçuyor, yerine yenileri konuyor….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine Haziran.&lt;br /&gt;Yılın zamanı en çok sorguladığım ayı.&lt;br /&gt;Şimdilik ağacın dallarındayız kızım. Kanadımın altındasın hatta sen.&lt;br /&gt;Senin için öyle çok hayalim var ki…&lt;br /&gt;Yüksek yüksek ağaçlarda hayal ediyorum seni hep. Ve maviliklerde kanat açmış hür! Zamanı geldiğinde ya uçacağım yeni kuşlara yer açmak üzere, ya düşeceğim yeni yapraklar çıksın diye.&lt;br /&gt;O zamanın hay huyu içinde söyleyemeyeceklerimin telaşı içindeyim şimdi.&lt;br /&gt;Ha bir eksik, ha bir fazla söylenmiş sevgi sözcükleri ne fark eder aslında minik kuşum. Sen yine de bilirsin çok ama çok sevildiğini.&lt;br /&gt;Ve nasıl anlatabilirim sana, geçenlerde gördüğüm beli bükük yaşlı kadında kendi geleceğime değil, senin geleceğine dönük kederimi.&lt;br /&gt;Düşündüm ki o yaşlara geldiğinde yanında olamayacağım. İçim cız etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umudum seni o yaşlara geldiğinde bana veya babana ihtiyaç duymayacak kadar kuvvetli biri yapabilmiş olmak.&lt;br /&gt;Sonra?&lt;br /&gt;Sonrası yapraklar ve kuşlar….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-7842801668136156792?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/7842801668136156792/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=7842801668136156792' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7842801668136156792'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7842801668136156792'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/06/yapraklar-ve-kular.html' title='Yapraklar ve Kuşlar'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SGSKLgYa0lI/AAAAAAAAAxI/1atoWyzBF8E/s72-c/As-Dry-Leaves_Richard-Ashby.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4886741823401009619</id><published>2008-06-09T17:28:00.000+03:00</published><updated>2008-12-09T00:20:50.596+02:00</updated><title type='text'>Floş Royal</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SE0_pnUBZ5I/AAAAAAAAAto/YPG5GQehj1w/s1600-h/ia.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209890328097679250" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SE0_pnUBZ5I/AAAAAAAAAto/YPG5GQehj1w/s400/ia.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Neden Jethro Tull t-shirtini giymedin?” diye soruyor Ertunç.&lt;br /&gt;“Kirliydi,” diyorum.&lt;br /&gt;“Heyecanlı mısın?” diye soruyor bir de…&lt;br /&gt;Heyecanlıy(d)ım tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatımın yarısına bir çeşit fon müzik gibi, alttan alta yerleşmiş bir gruptan, aslında sembolden bahsediyoruz.&lt;br /&gt;Gençliğimin sembolü, hayatımın baharını hatırlatan bir isim: Jethro Tull…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çabucak bir hesap yapıyorum. 37 yıl ve bir de sahibi tarafından kaale alınmayan bir adet buçuk var ortada. Tüm bu kadar zaman ben doğalı beri geçmiş. Bunun yarısından üç fazlası, koskoca bir 19 yıl ise onların eşliğinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk kasetlerini aldığım günü hatırlıyorum; Thick as a Brick.&lt;br /&gt;1989’un Mayıs ya da Haziran’ı.. Üzerinde bir gazete sayfası resmi var kapağın. Eve gidip çabuk hareketlerle teybe takıyorum kasedi. Bir şarkı başlıyor, bitimsiz- inişli çıkışlı &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SE1AU93aBEI/AAAAAAAAAt4/JmFBzoEIqww/s1600-h/thick_as_a_brick.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209891072886047810" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SE1AU93aBEI/AAAAAAAAAt4/JmFBzoEIqww/s200/thick_as_a_brick.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;bir şey. Kasedin bir yüzü bir şarkı, çeviriyorum arkasını bir şarkı. Bildiğim kaset süresi ne ise o kadar ama, hepi topu iki şarkı işte.&lt;br /&gt;Hani hayat gibi, kesintisiz ve bir yükseklerde, bir alçaklarda.&lt;br /&gt;Sanki kücük öykülerle yetinmeyip roman yazmış adamlar müzikle.&lt;br /&gt;Sonrası,&lt;br /&gt;sonrası hep anlattığım hikaye.&lt;br /&gt;Ben doğmadan evel başlamışlar müzik kariyerlerine. Bende bir telaş! Dar öğrenci bütçemle tüm kasetlerini toplamaya çalışıyorum grubun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1968 yılında, sanki kendilerine “yan flüt ile progresif rock bu mudur” diye sorulmuşçasına “This was” (Buydu) albümü ile atılıyorlar dünya müzik arenasına.&lt;br /&gt;Ertesi sene s”Stand up”- Kalk ayağa diyorlar henüz kendilerini farketmemiş rockerlara. Sonra, benim doğduğum yıl geliyor. “Benefit”-Fayda diyorlar, derken derken seneler su gibi akıp geçiyor, geride onlarca muhteşem album ve binlerce konser bırakarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu sene Jethro Tull’ın saçlarına ak düşmüş üyeleri birlikte 40 yıl kutlamaları yapıyorlar. (arada gruba giren çıkanları da unutmamalı) .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VE günlerden bir gün hayat arkadaşım arıyor beni iş yerinden.&lt;br /&gt;“Bak,” diyor “konser”. &lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SE0_xbjnWFI/AAAAAAAAAtw/oQuAjZ9UuwM/s1600-h/Ian_Anderson.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209890462380808274" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SE0_xbjnWFI/AAAAAAAAAtw/oQuAjZ9UuwM/s320/Ian_Anderson.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biliyorum konseri ama başında kavak yeleri esen eski rocker, hayatın gerçekleri ile biraz dibe çökmüş sanki: “Pahallı,” diyorum. “Hem nasıl gidecez?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nişanlılık dönemimiz biterken arabasız hayatımız başlamıştı. Nicedir tabanvayız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Bak,” diyor “sen orasını düşünme, araba kiralar hallederiz. Kapatıyorum ben, iyice bir düşün karar ver. Ama unutma 40. yıl bu. Bir dahaki sefere olmayabilir. Maazallah içlerinden biri ölür, ya da ne bileyim grup dağılır falan…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bir de diyor ki bana “Hani hayatımın en mutlu bir buçuk saati demiştin 20 yıl evelki konsere.” Üniversitedeyken ben, yine gelmişlerdi. Ama Efes Anfi tiyatroya. Öğrencsin ve yine hayat her köşeden masraf kapısı açıyor sana. Nasıl gideceksin. Girmiştim sanat festivaline gönüllü yer gösterici olarak. Anlattım geçenlerde, biliyorsunuz. Muhteşemdi. O zaman solist Ian’ın kıvır kıvır rocker saçları omuzlarında. Sahnede leylek gibi bir bacagını kaldırıp diğerine dayayarak flüt çalıyor, biz bağırıyoruz: aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa..&lt;br /&gt;Sonra Fat Man şarkısında oturduğu tabureye, My God şarkısının çıkış noktasında kalkıp bir tekme vuruyor, biz bağırıyoruz: aaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaaa..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Telefon elimde hala. Destekçi arayışı içinde Aslı’yı arıyorum. Bu Aslı, o Aslı. Hani çarşının altını üstüne getirip bana Jethro Tull t-shirti arayan, neticede yaptıran Aslı.&lt;br /&gt;Diyor ki “git tabi deli misin, düşündüğüne bak. VE bir de diyor ki canım benim: Sıkışırsan ben sana destek atarım ay başında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah be Aslı, senin varlığın yeter, ne parası. Dünyanın para işlerini çözdüm ben çoktan. Kaydıra kaydıra ödedin mi faturaları her bir şey yeşerebiliyor hayatında.&lt;br /&gt;Tekrar telefon açıyorum hayat yoldaşıma. Al aman be gideyim diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gideyim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tekil..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü babası kızıma bakacak ben konserde çığlıklar atarken.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Konser başlamak üzere.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki hızlı çakılmış bir biranın etkisiyle, belki eskiyerek, giderek daha bir kabarmış yüreğimden dolayı bilmem, yerimde duramıyorum. Ağlayacam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ucuz yerden de almamış biletimi kocam.&lt;br /&gt;Orta bloktaki yerime ilerliyorum.&lt;br /&gt;Çok mutluyum. Sağıma soluma çoktan yerleşmiş kalantorlara muhteşem bir gülücükle “iyi akşamlar,” diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra sahne aydınlanıyor. Benim adamlar geliyor. Ağlıyorum yahu, ağlıyorum. Sağıma soluma bakıyorum. Ulen kimse ağlamıyor. NE bu Zamfir mi dinlediğinizi sanıyorsunuz? Size davetiyesi mi geldi bunun, kıymetini bilmiyorsunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ah gerzek kadın diyorum kendime. Diyecekler ki Beatlesmania bir nevi. Yok yok ben kimsenin gülcemali için ağlamıyorum. Sahnede gençliğimin rüzgarları esiyor ama adamlar ağartmışlar çoktan ……. belli ki…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geberecem mutluluktan.&lt;br /&gt;Nedir?&lt;br /&gt;Altı üstü bir konser mi?&lt;br /&gt;Değil işte, değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslı’ya telefon açıyorum. Dinleee, diyorum, dinleeee, mutluluktan geberiyorum…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir ara öne doğru gidiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz daha öne.&lt;br /&gt;Derken, derken kendimi sahnenin önünde buluyorum. Ayaktayım. Çevremde gençler. Bağrışıyoruz deli gibi. Yağmur yağıyor. Sıçana dönmüşüz. Muhtemel ki davetiye şımarıkları kendilerini şeker sanıyorlar, kalkıp gidenler var, inanamıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahneye dayanmışım. Çevremde bir yığın üniversite talebesi, Ian nerdeyse bir – iki metre ötemde. Deliler gibi şarkı söylüyorum. Şarkı aralarında “Song for Jeffreeeeeeeeeeeeeeeeeeey, Song for Jeffreeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeey,” diye bağırıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“çaldıracaz onu da” diyorlar gençler, bana eşlik etmeye başlıyorlar.&lt;br /&gt;Deliler gibi bağırıyoruz : Song for Jeffreeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeey&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çalmayacaklar ama olsun. Bana yetmiş çalınanlar, tekrar 18 yaşındayım, en azından bir buçuk saatliğine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerimde Jethro’nun t-shirti yok çünkü onun yerine özellikle seçilmiş bir başka şey giymişim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir Texas Hold’em Poker t-shirti.. Üzerinde ise bir floş royal…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sana adıyorum t-shirti hayatım. Canım biricik hayat arkadaşım. Sen hayatımda açtığım en iyi kartlarsın çünkü….. &lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5209891580603483442" style="DISPLAY: block; MARGIN: 0px auto 10px; CURSOR: hand; TEXT-ALIGN: center" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SE1AyhQrRTI/AAAAAAAAAuA/WexdfLJuakg/s320/royal-flush.jpg" border="0" /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4886741823401009619?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4886741823401009619/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4886741823401009619' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4886741823401009619'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4886741823401009619'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/06/flo-royal.html' title='Floş Royal'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SE0_pnUBZ5I/AAAAAAAAAto/YPG5GQehj1w/s72-c/ia.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4555631903186214057</id><published>2008-06-02T17:16:00.001+03:00</published><updated>2008-12-09T00:20:50.935+02:00</updated><title type='text'>Ölmek için çok genç Rock'n Roll için çok yaşlı.....</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SEQBgGV97NI/AAAAAAAAAtQ/lih3-s_UgZ8/s1600-h/BEN020608-PO.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207288720117329106" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SEQBgGV97NI/AAAAAAAAAtQ/lih3-s_UgZ8/s320/BEN020608-PO.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; İzmir'den Efes'e uzanan ince uzun yeşil yol üzerinde bir yerlerde,&lt;br /&gt;gidiş yönünüze göre kimi zaman sol,&lt;br /&gt;kimi zaman sağ yanınızda (bulacağınız) bir Keçi Kalesi vardır.&lt;br /&gt;Az biraz tepede kalır (kale).&lt;br /&gt;Hani "koyunların" değil ama "keçilerin" ulaşabileceği yükseklikte bir yerlerde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o kale benim için bir çeşit dönüm noktasıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babamın minik yeşil arabasında –çocukluk sınırları dâhilinde- bin defa geçmişimdir de önünden, içine vasıl olmam gençlik kıyılarına henüz içi dolu bir deniz minaresi gibi vurduğum günlere denk düşer.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yok, aslında, günler değil, tek bir gündü o.&lt;br /&gt;Başlı başına- tek başına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O gün Dağcılık Kulübünün yola çıkılmadan önce sayılmış kafalarından biriyim.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;AMA&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Minik yeşil bir arabanın bir köşesinde minik bir kız çocuğu değil, &lt;span style="font-size:130%;"&gt;&lt;strong&gt;ARTIK&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; bir bireyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olası en romantik araçda, bir tren içinde yaklaşıyoruz doğanın bir parçası gibi duran bir istasyona.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="font-size:130%;"&gt;Sanki ve aslında,&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; o istasyon yokmuş da orada, o gün atmosferi tamamlasın diye peydahlanmış kırın ortasında…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Trenden iniyorum gençliğimin kıyılarına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sırtımda asker yeşili, asker kumaşı bir çanta, ayaklarımda postallar.&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Sahi savaşa bu kadar karşi insanlar neden kendilerini asker kıyafetl&lt;/strong&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SEQBnWV97OI/AAAAAAAAAtY/Wm_UDa8A-rY/s1600-h/k_MehmetYasa35_Keci_kalesi_1.jpg"&gt;&lt;strong&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5207288844671380706" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SEQBnWV97OI/AAAAAAAAAtY/Wm_UDa8A-rY/s320/k_MehmetYasa35_Keci_kalesi_1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/a&gt;&lt;strong&gt;eri içine sokarlar?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Babam pek istememişti dahil olmamı o gruba. "Gerek yok," demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Muhtemel ki biricik kızını karabinalar, kancalar ve halatlar silsilesinin son noktasında, bir kayanın bir ucunda sallanır halde hayal bile etmek istememisti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama o reddedişten tam bir sene önce&lt;span style="font-size:130%;"&gt;"Hayır,"&lt;/span&gt; deme hakkını kullanmıştı bir kez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"Tiyatro grubu?"&lt;/strong&gt; demiştim,&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;"olmaz,"&lt;/strong&gt; demişti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani içine doğduğum aile demokratik bir aileydi?&lt;br /&gt;Değil miydi?&lt;br /&gt;Öyleydi belki.&lt;br /&gt;Ama demokrasinin de yan yolları- patikaları vardı öğrenilesi, koyunların değil de keçilerin- dik kafalıların yürüyebileceği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;sormamayı öğrendim sonra ben.&lt;br /&gt;Bildiğimi okumayı.&lt;br /&gt;Babam da olsa bana sınır koyan, kafama uymazsa hayat bahçemin çevresine konulan, üzerinden aşıp koşmayı öğrendim ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz gizli-Biraz saklı,&lt;br /&gt;kılıfına uydurulmuş, a&lt;strong&gt;ma&lt;/strong&gt; hayat bir kere ise bahanem gayet haklı,&lt;br /&gt;tüm merak ettiklerime burnumu soktum neticede.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birey olmak böyle bir şeydi galiba..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önüne konulan barikatların yanından, aradan dereden, ama illaki bir şekilde akmak…&lt;br /&gt;Yoluna devam etmek.&lt;br /&gt;Duraksamamak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1989'un Mart'ı, Mart'ın 11'i…&lt;br /&gt;Bahar tomurcuklarda patlamış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tren istasyonu şiir gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz saçaklı ama yine de düzgün bir ip gibi yukarı doğru tırmanmaya başlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Varıyoruz Keçi Kalesine.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçi koca bir avlu.&lt;br /&gt;Çevresi surlar ve kulevari birkaç yükselti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kulelerden birinde oturup sarkıtıyorum ayaklarımı bir oyuktan..&lt;br /&gt;Ardımda, şimdi detaylarını hatırlamadığım yüzler..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayata yeni başladığımı hissediyorum.&lt;br /&gt;Hayat mis gibi bahar kokuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukluk- gençlik eşiğim, kalenin içine dönüp bakıyorum.&lt;br /&gt;İçi boş. Bomboş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu muymuş," diyorum (kale) kendime.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve de "bu olsa ne fark eder aslında?"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat bahar kokuyor nasıl olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve içi boş ya da dolu, fethedilmeyi bekliyor sahsımca.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonraları aynı yol üzerinden, müzik tutkunlarının oluşturduğu konvoylarda parmaklar kapalı ama baş parmak yukarda, çok konserlere vasıl olduk biz, hayat yolcuları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi direnendi, hepsi protesto eden, hepsi isyan eden insanlar. Bir Joan Baez vardı mesela, kaçak girdiğimiz, Efes'in devasa anfi tiyatrosunun kemerlerinden birinden.&lt;br /&gt;VE hani işte o kemerde yırtmıştı karanlıkta bileğimi kuru bir dal parçası.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yanımızda getirdiğimiz bir şişe kırmızı şaraptan birkaç yudum fedası ile yıkamıştık yaramı.&lt;br /&gt;Şimdi elimi sürdüğümde tam o noktaya, dışarıdan görünmeyen ama elle hissedilen bir kabartı buluyorum mesela.&lt;br /&gt;"Gençlik," diyorum.&lt;br /&gt;Seviniyorum tuhaf ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra gençlik sayacında birkaç sene daha ilerlediğinde , biraz daha aklı başındalıkla gönüllü festival görevleri almalar.&lt;br /&gt;Yer göstericilik yapmak tüm festival boyunca, sırf Jethro Tull konserine gidişi garantilemek adına. Ceplerimizie sıkıştırılan bahşişlere gülüp geçmek, öylesine genç olmak- öylesine saf (ki) bu para çok deyip bahşişin üstünü geri sıkıştırmak adamların kadınların avuçlarına…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm konserlere giden yol Keçi Kalesi önünden geçmekte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kale yol üzerinde beni beklemekte.&lt;br /&gt;Gidişlerde şen- dönüşlerde bitmiş ve uyuklayan bir genci seyretmekte….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalenin içi boş, ne fark eder?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayat da sanki biraz öyle.&lt;br /&gt;Ama önemli olan onun içinde olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve burnunu havaya dikip bahar kokusu almak.&lt;br /&gt;Her daim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VE şimdi&lt;br /&gt;Cuma gecesi&lt;br /&gt;Bir veteran rockçı olarak&lt;br /&gt;bahar kokusu almaya gidiyorum hayatımın ortasından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim demiş bahar tek mevsimdir?&lt;br /&gt;Ve 10lu yaşların sonu ile 20 li yaşların dibi arasında hissedilir?&lt;br /&gt;Öyle eskimişiz ki kime desem hatırlamıyor Jetro Tull'ı…&lt;br /&gt;Ama bilen biliyor.&lt;br /&gt;Solistleri Ian'ın dediği gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:180%;"&gt;Too old to rock'n roll, too young to die&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ne fark eder..&lt;br /&gt;Hayat koklamasını bilene bahar kokuyor…&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4555631903186214057?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4555631903186214057/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4555631903186214057' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4555631903186214057'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4555631903186214057'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/06/lmek-iin-ok-gen-rockn-roll-iin-ok-yal.html' title='Ölmek için çok genç Rock&apos;n Roll için çok yaşlı.....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SEQBgGV97NI/AAAAAAAAAtQ/lih3-s_UgZ8/s72-c/BEN020608-PO.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-2499596466719391181</id><published>2008-05-23T17:16:00.002+03:00</published><updated>2008-12-09T00:20:51.266+02:00</updated><title type='text'>Burası orası olabilir John....</title><content type='html'>&lt;div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SDbR-1RdOvI/AAAAAAAAAsg/gzKTXF8uw18/s1600-h/Yoko%2520Ono%2520and%2520John%2520Lennon%2520by%2520Tom%2520Blau.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203577296855579378" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SDbR-1RdOvI/AAAAAAAAAsg/gzKTXF8uw18/s400/Yoko%2520Ono%2520and%2520John%2520Lennon%2520by%2520Tom%2520Blau.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Ağaçlı bir yolda yürümektedir kadınla adam. El ele – yan yana, kararlı adımlarda ama “kelimesiz”… Sonra bir açıklığa gelirler. Kocaman bembeyaz bir malikanenin bahçesidir burası. Kapının önüne gelir ve beklerler.&lt;br /&gt;Yüksek kapının üzerinde “Burası burası değil!” yazmaktadır.&lt;br /&gt;Kapıyı çalmazlar. Kapı açılmaz. Ama onlar içeri girerler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ortam karanlıktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İleri köşede bir piyano durmaktadır. Adam piyanoya yerleşmiş, kadın üstündeki siyah kabanı çoktan çıkarmış, beyaz uzun bir elbise ile kalmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam konuşur, ya da şarkı söyler ; Cennetin, ülkelerin, savaşların olmadığı bir düzeni hayal etmesini ister kadından.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın tek tek pencerelerdeki kepenkleri açar. Odaya yavaş yavaş ışık dolar. Son pencereyi de açtıktan sonra kadın, adamın yanına gider. Piyano başındaki adam kadına “ bir hayalperest olduğumu düşünüyor olabilirsin, ama benim gibi çok insan var,” der. Kadın bir şey demez, dinler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra şarkı biter. Adam kadına döner. Kadın uzaklara odakladığı gözlerini, sevdiğini bekletmek istemez bir tavırla çevirir adama. Uzun uzun bakışırlar. Sonra adam mimikleri ile komiklik yapar, kadın gülüverir. Klip biter.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Denilen o ki Yoko Ono John Lennon’dan önce de Yoko Ono’ymuş. “Elbette,” diyorsunuz. Ama kimlikde bir isim olmaktan ziyade, tanınmış bir isim olmak halinde.&lt;br /&gt;Post Modern anlayışta bir sanatçıymış Yoko.&lt;br /&gt;Günlerden bir gün (yine) uçuk bir sergi açmış. Sergiye katılan onlarca popüler simadan birisi de John’muş.&lt;br /&gt;Bir merdiven varmış eserleri arasında Yoko’nun. Bu merdiven galerinin yüksek tavanına doğru çıkıyormuş. TAvanda, merdivenin bittiği yerde, mini minnacık bir&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;“EVET”&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;yazıyormuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;John “evet” i okumuş ve Yoko’ya (tam işte o anda) aşık olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra dünyanın en bilinen çiftlerinden biri olmuşlar.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SDbSF1RdOwI/AAAAAAAAAso/GlRc8-7Gb6k/s1600-h/210_l.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5203577417114663682" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SDbSF1RdOwI/AAAAAAAAAso/GlRc8-7Gb6k/s320/210_l.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;İki çocuk yapmışlar. Gece oldu mu birlikte yatmışlar, gündüz oldu mu birlikte kalkmışlar. Kalkmak ne kelime, tüm günü hep ama hep birlikte yaşamışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra&lt;br /&gt;İnsanın dolaysızlığını, aşkın (ve sevginin her şeyden) üstünlüğünü anlatmak için,, ve –veya savaşın kokuşmuşluğunu insanoğluna hissettirebilmek adına beyazlara bürünmüşler, yatağa girmişler, gazeteciler ordusunun karşısında poz vermişler. Ellerinde pankartlar varmış “Savaşa Hayır!” diyen. …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;El ele yürüdükleri huzur dolu evde erkeğin kadına söylediği şarkı elbette &lt;strong&gt;IMAGINE&lt;/strong&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani John’un kadınına “üzerimizde cennetin, cehennemin değil de sadece gökyüzünün olduğu bir yer düşle,&lt;br /&gt;Tüm insanların sadece bugün için (an için) yaşadığı bir yer,&lt;br /&gt;Ülkelerin,&lt;br /&gt;ölmek veya öldürmek için bir nedenin olmadığı&lt;br /&gt;Mülkiyetin,&lt;br /&gt;hırsın&lt;br /&gt;ve açlığın olmadığı bir yer düşle,&lt;br /&gt;tüm insanların barış içinde yaşadığı bir yer düşle, diye kadınını avuttuğu şarkı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VE ev de, kapısında “Burası burası değil!” yazan ev.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve John, belli ki “bu dünya orası da değil!” Hani senin bahsettiğin gibi bir yer değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir aralık günü John’u vurdular. Aslında birileri değil, biri vurdu. Hayranı olduğunu iddia eden bir deli, John’un dişiyle tırnağıyla, hepsinden öte kalbindeki (tüm dünya için) barış tutkusuyla edindiği şöhretini çalmak için vurdu onu… Ama elbette (mutlulukla) yaşama/yaşatma tutkusu, kahredip yoketme tutkusuna baskın geldi.&lt;br /&gt;Şimdi&lt;br /&gt;dünyada John Lennon’u bilmeyen yok&lt;br /&gt;ama&lt;br /&gt;katilinin adını nerdeyse bilen yok…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne dersin John, belki de “burası orası”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://myspacetv.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&amp;videoid=2171783"&gt;Imagine&lt;/a&gt;&lt;br&gt;&lt;embed src="http://lads.myspace.com/videos/vplayer.swf" flashvars="m=2171783&amp;v=2&amp;type=video" type="application/x-shockwave-flash" width="430" height="346"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-2499596466719391181?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/2499596466719391181/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=2499596466719391181' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2499596466719391181'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2499596466719391181'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/05/buras-oras-olabilir-john.html' title='Burası orası olabilir John....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SDbR-1RdOvI/AAAAAAAAAsg/gzKTXF8uw18/s72-c/Yoko%2520Ono%2520and%2520John%2520Lennon%2520by%2520Tom%2520Blau.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-2231320757697370093</id><published>2008-05-20T11:46:00.000+03:00</published><updated>2008-12-09T00:20:51.417+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SDKQj5LXOLI/AAAAAAAAAsI/st7umg6dfIw/s1600-h/amargi.png"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5202379465884645554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SDKQj5LXOLI/AAAAAAAAAsI/st7umg6dfIw/s400/amargi.png" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Aslı bana bir dergi getirdi. Adı Amargi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Biliyor musun Aslı, hayalimde ne var, sen- ben, şöyle birkaç arkadaş daha bir feminist dergisi çıkarsak, ne güzel olur değil mi?”&lt;br /&gt;dedim, dergi elimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Evet, iyi olur aslında,”&lt;br /&gt;dedi Aslı. Ama bilmiyorum, belki inanarak onayladı beni, belki kendine kendisi de inanmadı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dergiyi tutma görevi sol elimin iç kısmına, sayfaları inanılmaz bir hızla çevirme görevi ise yine aynı elimin başparmağına aitdi. Dergi, içeriksel sorumluluklarından bertaraf, zamanın o anında yüzüme doğrıu güzel bir esinti verdi. Çoçuklar paketlerin başına çökmüşlerdi. Salon, öğretmenleri laklakta kreşlerin o darmadağın oyun odaları gibiydi. Anne olduğumu anladım, ve arkadaşlarımın da birer anne olduklarını. Zaman değişmişti, cepheler değiştirilmişti. Artık bir 5 dakka daha oyun hakkı talep edenlerden değil, talep edilenlerdendim- dendik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evin her köşesinde, önünde – ardında, bahçe çitinde, meyve ağacında, oradan oraya “hoppa zıppa” yavrum dur, eyvah bardak kırıldı basma, bir kaşık daha yiyeceksin, ne? bira mı, bira içmez çocuklar ama, ay in oradan düşeceksin, dur sana güneş kremi süreyim yanma, seni akça pakça, ay bu komşu çocukları da nerden çıktı şimdi başıma , ay durun bir dostumla konuşacam , dağılın bakayıııııım, derken vakit tamam oldu. Taksicinin saati “12’yi vurdu! Saat 17:30 arabasına yetişecek İstanbul yolcuları yola koyuldu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selin getirdiği mil gibi bir yığın kültür ürünü bıraktı gerisinde Aslı , gitti… En son bahçede gördüğüm sulu boya setleri (bilmiyorum hala bahçede mi duruyor, gidip bakmalı), profesyonel bir ressamın gözlerini parlatacak fırça setleri, bir yığın büyüğe küçüğe cdler, aile oyun kutuları, stickerlar, elbiseler, yağmurluklar ve bir de dergi: Amargi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amargi Sümerce Özgürlük demekmiş. Hani insan en çok neyin hasretini çekiyorsa onu koyar ya evladına ad olarak, hani SILA gibi, DOĞA gibi, 74’de ZAFER gibi, BARIŞ gibi… İşte bir avuç kadın toplaşmışlar , feminist bir dergi kurmuşlar adını da “özgürlük” koymuşlar: AMARGİ…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NE güzel bir dergiymiş, tam bana göre dedim akşamın sakinliğinde, hızı daha azalmış bir başparmağı turundan sonra derginin üzerinde… Ama tam olarak okumadım elbette. Gece girdi araya, yarı huzursuz uyudum sırtımda içi vicdan azabı dolu bir küfe.&lt;br /&gt;Yarın bana tatil ama kızımın kreşi açık, göndermeli mi göndermemeli mi, göndermeli mi göndermemeli mi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah oldu.&lt;br /&gt;Göndermeli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kreşten istemişler bir yığın ihtiyaç malzemesi. Ha bir de tatile girerken yıkansın diye gönderilmiş çarşaflar – yorganlar vs. Servise önce iki koca torba koydum içlerinden tuvalet kağıtları, mutfak havluları, sıvı sabunlar, ıslak mendiller, temiz çarşaflar, çarşaf altı özel naylonlar sarkan. E sonra da kızımı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ev dağınık, ama ruh da avare… Henüz kahve kokmuyor mutfak, içimden bir şey yapmak gelmiyor belkide bu nedenden sırf. Kadınlığın beni en çok mızırdatan vechelerine sırtımı dönüp de “özgürleşmeliyim” biraz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dergi yoğun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dergi hani benim de dilime pelesenk şeylerden bahsediyor. “Kadın,” diyor “hem dış dünya da hem de evde çalışmaktadır,” diyor. “Buna rağmen herkeslerden az kazanır, ve ekonomiye katkısı hiçe sayılır, sigortasızdır, güvencesizdir, yıpranma payı ise hiç yoktur,” diyor. Sonra pozitif ayrımcılıktan bahsediyor. Yeni sosyal güvenlik yasasından bahsediyor… “kadını iyice dibe çökertecek, iyice erkeğe bağımlı hale getirecek,” diyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Amargi diyor, ben aval aval dinliyorum… Ben gözlerimi alamadıkça satırlardan, Amargi iyice coşuyor, kendi cümlelerimle anlatması zor detaylar veriyor. Önerilerde bulunuyor. “Eyvahlar olsun, benim zannettiğimden de vahimmiş kadın olmak,” diyorum. Ve bir de zannettiğimden de yüce bir görevmiş feminist olmak….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklımdaki fikir üzerime yük oluyor.&lt;br /&gt;Yok yok ben çıkaramam bir feminist dergisi. Öğrenmem gereken daha çok şey var kadının erkeklerin nezdinde “insan” statüsüne konması için atılması gereken ekonomik-politik adımlar hakkında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben şimdilik olsa olsa evimde ve küçük çevremde çemkiririm zaman zaman: "Evlenirken imza mı attım tuvalet çöpünü hep ben boşaltacam diye," gibi- hepsi bu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklıma gelmişken dergiye düşündüğüm ad “FEM”…&lt;br /&gt;İsteyen istediği gibi kullansın, ama lütfen kullananlar benim gibi tatlı su feministi olmasın….&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-2231320757697370093?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/2231320757697370093/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=2231320757697370093' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2231320757697370093'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2231320757697370093'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/05/asl-bana-bir-dergi-getirdi.html' title=''/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SDKQj5LXOLI/AAAAAAAAAsI/st7umg6dfIw/s72-c/amargi.png' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8287796151168793089</id><published>2008-05-13T12:03:00.001+03:00</published><updated>2008-05-13T12:13:09.180+03:00</updated><title type='text'>Önce dinle, sonra oku....</title><content type='html'>&lt;a href="http://myspacetv.com/index.cfm?fuseaction=vids.individual&amp;amp;videoid=3323838"&gt;The Beatles - Strawberry Fields Forever&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://lads.myspace.com/videos/vplayer.swf" width="430" height="346" type="application/x-shockwave-flash" flashvars="m=3323838&amp;amp;v=2&amp;amp;type=video"&gt;&lt;/embed&gt;Aşağıdaki yazı birazdan okumanız gereken yazı.&lt;br /&gt;Ama öncesinde klipten bahsetmek isterim. Klibin uçukluğu zaten dikkatinizi çekecek, bir de bu klibin dünyada çekilen ilk klip olduğunu bilirseniz tamamdır :) . Çoğu kişi Bohemian Rhapsody'nin (Queen) bu şerefe nail olduğunu sanır ama gerçek başka. Aslında ben de isterdim Bohemian kapmış olsun payeyi, ama olmamış işte ....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8287796151168793089?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8287796151168793089/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8287796151168793089' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8287796151168793089'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8287796151168793089'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/05/nce-dinle-sonra-oku.html' title='Önce dinle, sonra oku....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8076908769204972610</id><published>2008-05-12T20:14:00.000+03:00</published><updated>2008-12-09T00:20:51.539+02:00</updated><title type='text'>Strawberry Fields Forever!</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SCh7BpLXOFI/AAAAAAAAArY/M56VHtSEsKw/s1600-h/strawberry_meadowSM.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5199541037962836050" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SCh7BpLXOFI/AAAAAAAAArY/M56VHtSEsKw/s400/strawberry_meadowSM.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şimdinin, betonlar arasında yeşermeye çalışan çocukları, acıkavun nedir biliyor mudur acaba?&lt;br /&gt;İsmen değil de cismen bilmek ama…&lt;br /&gt;Hani tüylü eliptik meyvesinin az biraz sıkıştırmayla patladığını bilmek ya da. (Ve) patladı mı ucundan fışkıran acı suyundan ağzı gözü kollamak gerektiğine dair başkaca detayları bilmek kastettiğim. Bilmek derken cismen bilmek, kurur kuruya ismen bilmekten ziyade. Dokunmuş olmak bir şeye, ya da zamanın bir kıyısında o şeyin senin hayatına dokunmuş olması bir şekilde, peşinde olduğum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira çok da matah bir şey değildir acı kavun… Farkeder mi ? Kimilerince çöplük bitkisi diye adlandırılacak kadar mütevazi bu bitkiyi eşsizleştiren başka başka faktörler var şüphesiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona ait detaylar henüz yamaçlarına beton dökülmemiş çocukluğuma ait detaylar. Kİ o zamanlar, aslında nazsız –tuzsuz ve kimilerine göre arsız olan acı kavunların, şehir denen beton ormanında (insanlara rağmen) insanlardan hala kendilerine yer bulabildikleri zamanlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra “yeni zamanlar” kronolojideki sıralarını talep ediyorlar artık eskimiş zamanlardan.&lt;br /&gt;Ve betonların da daldan, yapraktan, çimden, çiçekten talebi var elbet.&lt;br /&gt;Gerilimin o hoş tadı heybenizde, mahalle çocukları ile bir gün önce oynadığınız acı kavun savaşı ertesi gün maziden bir parça artık. Bir inşaat şirketi gelmiş- daldırmış kepçeyi yamaca, temel çukuru açıyor. Üstelik hayatınızdaki tüm tuhaf gelişmelerin vuku bulduğu ve bulacağı bir zaman diliminde: henüz siz uyurken! Ve/veya - Sen uyurken- Ben uyurken- Biz uyurken!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyumak, işte bu yüzden güzel,&lt;br /&gt;ama işte tam da bu yüzden çirkin….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani o eşsiz parçasında dediği gibi John Lennon’un : “Yaşamak, gözlerin kapalıyken (çok) kolay!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görmeden çevreni sarmalayan nasırlı kalpleri, rahatsız edici değişimleri!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çünkü,&lt;br /&gt;Kepçe ile beraber gidenler yalnızca acı kavunlar değildi.&lt;br /&gt;Gelincikler de çekildi, henüz kökleri sökülmeden koca makineyle, korkudan döküldüler muhtemelen. Sonra arapsaçları vardı, hani komşu teyzenin biz çocuklara toplayalım diye para verdiği bir keresinde. Ve papatyalar beyaz beyaz, alelade kır çiçekleri rengarenk, ve içlerinden belki bir tanesi 4 yapraklı çıkacak kadar çok yonca….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepsi gittiler. Elbette temsilen “bir gecede”. Aslında tüm çocukluğuma yayılarak ve yerlerinde önce su basması denen su dolu çukurlar sonra da koca koca binalar bırakarak gittiler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman geldi dedik ki birbirimize, “bu mahallede içine taş atmadık temel çukurumuz yok!”&lt;br /&gt;Tanık olduk tüm betonların doğumuna – büyümesine ve tanık olduk tüm yeşilin ölmesine….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bü yüzden üniversite yıllarında en büyülü şarkı ismi niyetine “Strawberry Fields Forever!” diye yazdık defterlerimizin üzerine.&lt;br /&gt;Yoktu yamaçlarımızda çilekler belki ama, vardı işte birilerinin çocukluk anılarının bir köşesinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diyordu ki John, çocukluk anılarına atfen ve gerçek hayatın gerçekliğinden yorulmuş bir yetişkin olarak: çilek tarlalarına gidiyorum, (orada) hiçbirşey gerçek değil….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve diyordu ki, gerçek hayatdan dili yanmış bir şekilde: kimse ağacımda değil, kimseyle aynı frekansı tutturamıyorum.. Ve ekliyordu neticede: bu pek de farketmez (aslında)…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerden nereye…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolanıp duruyor aklımın müzikden sorumlu hücrelerinde işte bu şarkı son zamanlarda. Çünkü birkaç cabbar çilek fidesi bahçemde boyvermekte…&lt;br /&gt;Gün be gün gözümle severek büyütüyorum onları…Öyle gerçek dışılar, öyle gerçek dışılar ki sormayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yoktu bizim yamaçlarımızda çilekler elbet. Tadı acı, anısı tatlı acı kavunlar, çeşit çeşit çiçek ve yemeğe dönüşebilecek otlar sadece, alabildiğine yayılmış yeşillikler üzerinde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama çilek öyle bir bitki ki yanılsama yaratıyor insanda. Gerçekdışılığın sınırları hayallerle öpüşüyor bir bakmışssınız. Ve sanıyorsunuz ki o çocukluk bu çocukluk, seninki – benim ki hepimizin ki aynı, ve bir gün bir şekilde senle de oynadım onla da, bunla da zamanın bir köşesinde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi ise kim gerçekten ağacımda bilmiyorum, ama bu pek de farketmez aslında…. Bahçedekileri bilmem ama düşüncelerimde çilek tarlaları uzanmakta sonsuza….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8076908769204972610?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8076908769204972610/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8076908769204972610' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8076908769204972610'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8076908769204972610'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/05/strawberry-fields-forever.html' title='Strawberry Fields Forever!'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SCh7BpLXOFI/AAAAAAAAArY/M56VHtSEsKw/s72-c/strawberry_meadowSM.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-5022209140903033072</id><published>2008-05-01T11:49:00.002+03:00</published><updated>2008-12-09T00:20:52.340+02:00</updated><title type='text'>Kimi dostlar yasemin kokar!</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBmFoqBXyrI/AAAAAAAAAqw/7McG6H_drTU/s1600-h/davinci_vman.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195330578669882034" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBmFoqBXyrI/AAAAAAAAAqw/7McG6H_drTU/s320/davinci_vman.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Hayatımın renklerinden biri, Aslı’dır.&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Aslında işi biraz ileriye götürsek de şöyle desek: &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;strong&gt;“O benim meleğim galiba”.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;&lt;strong&gt;Bildiğim kadarıyla melekler insanlara görünmez ama onları korur kollar, kimi zamanlar bazı düşünceleri beyninize üfler ve hayatınıza yön verirler.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye kadar Aslı’yı hiç görmedim. Ancak başım ağrıdığında elini alnımda, ruhum sıkıştığında sırtını sırtımda, kafam karıştığında rahatlatıcı etkisini doğum günü pastası üfleyen bir çocuk hafifliğinde düşüncelerimde hissettim. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tabi şimdiye kadar görüşmemek kilit nokta gibi gözüküyor. Bu sayede Aslıcığımın pek bir arasının bozuk olduğu konulara, maneviyata ters açıdan girerek &lt;strong&gt;“acaba, tanrı bizleri melekleri ile buluşturmak adına modern çağda interneti de mi kullanmaya başladı?”&lt;/strong&gt; gibi bir düşünceye sahip olabilyorum. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Öyle ya, bu kadın benim için hem var hem yok. Görmedim- dokunmadım. Onun için “var” diyenlerin yalancısıyım. Çünkü fizik ile metafiziğin birbirine teğet geçtiği kuantum fiziğinn temel dayanağı &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;“ancak gördüğün şey vardır” &lt;/span&gt;fikridir. Bu durumda Aslı yok :) &lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBmG-6BXytI/AAAAAAAAArA/irum5pWr0YM/s1600-h/m.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195332060433599186" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 199px; CURSOR: hand; HEIGHT: 147px" height="216" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBmG-6BXytI/AAAAAAAAArA/irum5pWr0YM/s320/m.bmp" width="203" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E peki o zaman akşamları Nehir’le döne döne okuduğumuz Mumuk kitabını bize kim gönderdi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mumuk Nehir’in çocukluk anılarından tatlı bir köşe olarak kalacak. Ve muhtemel ki kızımın gelecekte sahip olacağı kedinin adı da Mumuk olacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bir de yaratıcı direniş diye bir ajanda var benim elimde dolanan. Onun da göndereni belli. &lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBmGwqBXysI/AAAAAAAAAq4/xG5xGPkESxU/s1600-h/kk2021.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195331815620463298" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBmGwqBXysI/AAAAAAAAAq4/xG5xGPkESxU/s320/kk2021.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Yolda belde, boş zamanlarda açıp açıp okuduğum, her türlü dayatılmış fikire karşın birer koyun olmaya itiraz eden. Esasen konu tam olarak Aslı’nın bize gönderdikleri değil. Onların Nehir ile benim üzerimizdeki etkileri, yaşam yolculuğunda girmeye, görmeye değer sapaklar haline dönüşmesi… &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Tüm dostların bir şekilde böyle etkileri olur aslında insanın üzerinde. Bu yüzden dostlar “olamadığınız” yerlerdeki gözleriniz gibidirler bana göre. Olamadığın yerlerde olanları görme çabası da neden diye düşünebilirsiniz. Çünkü algılamaya değer binlerce ürün üretir hayat. Hayat da değil aslında, insanoğlu. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBmHSqBXyuI/AAAAAAAAArI/gNw3dGoT04k/s1600-h/cell.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5195332399736015586" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; WIDTH: 143px; CURSOR: hand; HEIGHT: 141px" height="128" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBmHSqBXyuI/AAAAAAAAArI/gNw3dGoT04k/s320/cell.jpg" width="178" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;İnsanoğlu benim gözümde uygarlık tarihi boyunca doğmuş –üretmiş- ölmüş her insanın toplamıdır. Ve tüm bu insanlar devasa bir insanın teker teker hücreleri gibidir bana göre. Şimdi ben o hücrelerden biriyim.&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve benzer bir bakış açısına sahip bir yazarın bir filozofu tanımlarken kullndığı cümleyi&lt;br /&gt;Size okumaktayım:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;&lt;strong&gt;“..Kendisini ifade ettiği tek tek şeyler sayılmayacak kadar çokken ve durmadan biri gelip diğeri yok olurken, o bir ve aynı şey olarak değişmeden kalır….”*&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;Yazar aslında Schopenhauer’i anlatmaktadır. Ancak bu bana göre “insanlıktır”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ben insanlığı tek ve koca bir insan gibi tanıma çabasındayım nicedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu dev insanın hastalıklı hücreleri de var tabi. Berbat, kokuşmuş, insanda önce öfke sonra keder yaratan zavallı hücreler bunlar. Ama iyi hücreler çoğunlukta. Kiminin görevi görmek 8bir göz gibi), kiminin görevi göstermek bir parmak gibi. Kimisi ise düşünür ve algılar, hani beyin gibi, Aslı gibi ya da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçek dostlarımı insanlık denen koca insanın beyin kısmını oluşturan hücrelerden seçiyorum genelde ben. Onlar kimilerinin görmesini sağlıyorlar, kimilerinin göstermesini, kimilerinin de görüp de göstermesini. Yukarıda anlattıklarım bana sadece kargolar paketleyip gönderen insanlarımı anlatmaya değer gördüğüm anlamında algılanmasın ama. Aslı hayatında görüp sanal günlüğünde gösterdikleri ile de bana çok hediyeler sundu, bilmem bilir mi kendisi. &lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Onun dürüstlüğü ve hani Bob Marley’in şu çok bildik şarkısında dediği gibi hali (Get up Stand up, Stand up for your right, don’t give up the fight)- Hak(larını savunmak) için ayağa kalk, savaşmaktan vazgeçme- durumları, bir annenin asi evladını korkuyla ama gururla uzaktan seyretmesi gibi bir his yaratıyor üzerimde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ayrıca böyle dostlar bende &lt;strong&gt;şu koca insanlığı temsil eden insanın&lt;/strong&gt; kanserli hücrelerine dayanma gücü de yaratıor Ha bir de onlar gözüme görünsünler ya da görünmesinler akla geldiklerinde ortam yasemin kokuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(bir rivayete göre melekler yasemin kokarmış)&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-&lt;/div&gt;&lt;div&gt;*Schopenhauer - Düşüncenin Ustası&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Christopher Janaway&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;NOt: Tüm insanlığın oluşturduğunun hayal ettiğim büyük insan semolü olarak Da Vinci'nün ünlü eserini seçtim. KAdın-erkek ayrımı elbette yok.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-5022209140903033072?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/5022209140903033072/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=5022209140903033072' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5022209140903033072'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/5022209140903033072'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/05/hayatmn-renklerinden-biri-asldr.html' title='Kimi dostlar yasemin kokar!'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBmFoqBXyrI/AAAAAAAAAqw/7McG6H_drTU/s72-c/davinci_vman.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4173317737402123101</id><published>2008-04-28T19:19:00.002+03:00</published><updated>2008-12-09T00:20:52.547+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBX5VaBXyqI/AAAAAAAAAqo/XMpAPHS8GWc/s1600-h/Books-in-Winter-Print-C10100600.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5194331891399379618" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBX5VaBXyqI/AAAAAAAAAqo/XMpAPHS8GWc/s320/Books-in-Winter-Print-C10100600.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Milli Kütüphane’nin halka açık olmayan bölümlerine girme şansım olmuştu, bir gün bir haber için. Merdivenlerden çıkarken merdivenleri benimle beraber basamak basamak çıkan (veya inen) bir yığın kitapla karşılaştım. Üst üste alt alta her basamakta diziliydiler. Sonradan hayat yoldaşım olan kameramana dedim ki “Dünyada ne kadar çok okunacak kitap var ve ne yazık ki çoğunu okuyamayacağız.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O zamanlarda günlerimi 3 şey dolduruyordu. Biri işim, diğeri gençlik avareliklerim nihayetinde kitaplar. Annem, babamın genişçe bir mutfak hayali ile, taşınırken yıktığı orta duvardan dolayı odamın içi sayılabilecek diğer köşede yemek yapar, onların bulaşıklarını kaldırır toplar ve bir de yapacağı işleri öyle değil de böyle mi yapsın diye kendi kendine konuşurken benim yaptığım tek bir şey vardı; kitap okumak.&lt;br /&gt;Aslında bu eylemin bir de ardıl eylemi olurdu, o da kendi kendine konuşan anneme ister istemez kulak vermek ve aklım dağılıyor diye sinir olmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Klasik tablo aslında şöyle olmalıydı: Anne iş yapar, evin tek kızı (bırakın konstantrem bozuluyor diye sinir olmayı) anneye yardım eder…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Annem kızını böyle bir tablo içinde pek nadir gördü. Bunun nedeni zamanında babamın benden yardım isteyen karısını hep “ bırak o ders çalışsın ben sana yardım ederim!” cümlesiyle durdurmasıydı. Tabi sonraları annem, ne sözünde duran bir kocaya ne de elini sıcak sudan soğuk suya sokmaya niyetli bir evlada sahip oldu. Şimdi düşünüyorum da tabir yerindeyse annem bana büyük bir “kıyak” geçmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birikimimin büyük bir kısmını bu kıyağa borçluyum sanırım. Sonraları kendi mutfağımın sahibi oldum, ve dahi kendi evimin de. Ev denen şeye karşı nasıl olur da 30 yıl boyunca böyle kendi kendine derli toplu temiz kalır gibi bir düşünce geliştirmiş olduğuma şaşırdım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk evim iki odalı kutu kadar bir şeydi. O zamanlarda görecelilik kavramı ile tanıştım. Bu kutu ev içine sığışmaya istediğimizde minicik, iş temizlemeye gelince de kutusundan çıkarılmış t-box kıyafetler gibi kocaman bir şeye dönüşen bir acayip mahlukatdı sanki. Evet, en azından gözümde! Evim ile ilgili bir yığın tabire sahip oldum zamanla.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Farzı-ı misal ; demin de dediğim gibi T-box&lt;br /&gt;Gayya kuyusu&lt;br /&gt;Terkedilmiş bir vahşi batı kasabası,&lt;br /&gt;Vs.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuncu maddeyi hayatıma sokan şeyler temizliğin haftası dolmadan koridorlarda, yolluk kenarlarında yuvarlanan hav yumaklarıydı. Ancak bu durum halıların yeniliği ile doğru orantılı bir şey. Evlilik cüzdanı eskidikçe havlar gemiyi terkeden fareler gibi hayatından çıkıyor insanın neyseki. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Fakat mutfak öyle mi?&lt;br /&gt;Tencere tava –bitimsiz bir evcilik oynamaca. Buzdolabımız küçükce, artan yemekler o tencereden bu tencereye o kaptan bu kaba derken yıka Allah yıka, bitimsiz ve gönülsüz bir hikaye….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl evliliğimin ilk yıllarında ev izin veriyorsa kitap okuyor(d)um, ya da Aslı’nın dediği gibi kimi zaman çorba karıştırırken, kimi zaman tüm saframa rağmen otobüslerde, kimi zaman da eşimi yalnız bırakmamak adına bir gözüm tv’de bir gözüm kitapta bir hal içindeyim(dim). Ancak yine de soyadım babamın soyadıyken “metrekareye daha çok kitap düşürmüş gibiyim”!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de o günlerde(aslında kökleri çok daha eveline dayanan zamanlar) bir kitaplık hevesim var ki sormayın. Annemin taa ilkokul zamanlarında kağıt kıyafetler giydirilen Ayşegül’lere saydığım paralara sinir olmasına inat, ha babam de babam kitap alıyorum. Kitaplığımı semirtmekten bir zevk alıyorum bir zevk alıyorum ki sormayın gitsin. Bu tutku, ki galiba bibliomani gibi bir adı var, okuma hızımı aşıyor, kitaplık da okunacaklar köşesinde duran kitaplar üst üste biriktikce birikiyor.&lt;br /&gt;Sonra?&lt;br /&gt;Sonra,galiba büyüyorum,&lt;br /&gt;okumadığın kitapları kitaplığa dizmenin çiğlik olduğuna karar veriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap almayı göreceli olarak kesiyorum işte o zaman. Göreceli diyorum çünkü bir hastalık bir anda yok olmaz, eseri kalır izi kalır insanın üzerinde. Akmasam bile damlıyorum, zaman zaman- ara ara… Bu damlamalar daha çok internet üzerinden oluyor. Ancak arzu ettiğim gibi olmuyor, olamıyor. Bunun nedeni seçeceğim kitabın içine burnumu daldıramamam, mürekkep ile ağacın iç içe geçmiş o muhteşem kokusunu içime çekememem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3 yıl oldu bu sanayi devi şehre taşınalı. Bu şehrin çektiği kitapçı sıkıntısından ben utanıyorum da şehrin kendisi utanmıyor. Varsa yoksa fabrikalar, pis dumanlar, ve istihdan edildiğine sevinsin mi üzülsün mü türü çoğunluğu 600-700 liraya çalışan mavi yakalılar….&lt;br /&gt;Sabahtan akşama deli gibi çalışıyor olmalılar, yok değilse insan 1 adet kitapçısı olan bir şehri (ve-veya o şehrin insanlarını) nasıl affedebilir. Ama siz büyük marketlerdeki kitap reyonlarını kitapçıdan sayanlardansanız onu bilmem. Ben sayamıyorum. Sayamıyorum ama yine de yolum birkaç litre süt, bir yolunmuş tavuk ve iki paket de kedi kumu için bunlardan birine düşerse eğer, yine de durup kitap raflarının arasında, şöyle bir kendimi kaybeder gibi oluyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biraz buruk bir kaybediş bu! Biraz da tedirgin…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok satanlar bölümü var mesela, yasak bir elma gibi beni kendine çeken ve “hemzamanda” iten.&lt;br /&gt;Orada “sistem” neyi okumamı istiyorsa, onu önüme koyuyor gibi geliyor. Aslında ben bu hisse daha çok korsan kitapçıların önünde kapılıyorum ve her nedense korsan diye birşeyin olmadığı herşeyin bir kandırmacadan ibaret olduğu paranoyasına kaptırıyorum eteğimi….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Nerden nereye…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kitap diyince&lt;br /&gt;Anlatacaklarım bitmez kolay kolay.&lt;br /&gt;Çünkü kitap kelimesi ben de sayısız çağrışımlar yapar.&lt;br /&gt;Aslında,&lt;br /&gt;esasında&lt;br /&gt;Basite indirgediğinizde kitaplar düzene sokulmuş düşünce yumaklarına benzer.&lt;br /&gt;Ve- veya birilerinin içinde binbir birbirine bakan ayna dolu beyin boşluğunda yankılanan düşünceleri döktüğü kağıt parçalarıdır kitaplar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VE tüm bu düşünce yankıları, yankılanmaları (nihilist bir bakış açısıyla bakıldığında) ha vardırlar ha yokturlar, ne farkeder. Nasıl olsa her şey boş değil mi?&lt;br /&gt;Rafları kitaplarla doldurmak kime göstermek için –kimin için?&lt;br /&gt;Ya da 5 sene evel okuduğun kitabı tekrar eline aldığında sanki hiç okumamış gibi şaşırıp kalmak diye bir şey varken bu dünyada, her şey bir yalandan ibaret değildir de nedir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama öyle değildir işte.&lt;br /&gt;Bunu en iyi Bertolt Brecht bilir.&lt;br /&gt;İlkokulda, 70’lerin o henüz güdülmemiş kafalarının aydınlığında okuduğum günlerde, genç ve idealist hocamın elime tutuşturduğu “Yarının Büyüklerine Şiirler” adlı kitabıyla ilk olarak tanıdığım Brecht der ki “Tiyatro (ama epik tiyatro, bir söyleyeceği olan adam gibi tiyatro) insanı hayatına kaldığı yerden devam ettirmez. Oyun bittiğinde izleyen bir kademe daha yüksekten devam eder hayatına. Farkındalık ve bilinç kazanır.” (tabi bu cümle benim Brecht’in düşüncesini aklımda yorumladığım, kendi kelimelerimle dönüştürmüş olduğum hali)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU durumda hafıza ne derse desin, ya da diyecek bir şey bulamasın farketmez, kitap iyi birşeydir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ha bir de, biriktirilen kitaplar onların başkalarınca görülemediği yerlerde size kendinizi daha iyi hissettiriler. Adı “gösteriş” olan çirkin yaratık aradan çekilir ve siz kitaplarınızın dingin varlıklarında huzur bulursunuz. Laf uzadıkça uzuyor. Ben en iyisi odamın kapısını dış dünyaya kapadığımda başbaşa kalmayı sevdiğim ölümsüz dostlardan birkaç isim vereyim şimdi. Belki böylece bu yazının sonunu bulurum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir düşününce bu dostların çoğunluk kimliğinde ay yıldız taşımadığını görüyorum. Bu neyin gereği, neyin sonucudur bilmem. Ancak bir basın mensubuyken üslubumu olumlu yönde etkilesin diye sıra sıra- dizi dizi Herman Hesse kitaplarını yiyip yutmama bugün bile şaşırıyorum. Ama öyle, ama böyle Hesse’in üzerimde hakkı vardır. VE-veya çevirmeninindir o hak bilmem (sahi bir ara Nihal Yeğinobalı saplantım vardı. Hesse’de değil de aldığım klasik kitaplar serisinde hangi kitaptan başlayacağıma yazarından ziyade çevirmenine göre karar verirdim. Genelde Yeğinobalı galip gelirdi). Sonra Marquez bir başka sığınağım (dı) ve Milan Kundera aynı şekilde. Bir ara (herkes gibi Irwin Yalom) sonra bir iki Julian Barnes, ucundan acık Umberto Eco, yakın zamanda ise Alaine de Botton… Daha başkaları da var elbette ama hafızam çağırmıyor, elden ne gelir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu yazı bitmeden sivri diline ve keskin kalemine hayran olduğum Mine Kırıkkanat’dan ve “ne dedi -ne demedi, ondandı bundandı” meselesini es geçerek Nobelli Orhan Pamuk’tan bahsetmesem içim rahat etmez. Bahsetmek derken adlarını anmak diyim. Laf çok uzadı, detaylar bir başka bahara kalsın… Sobenin uzunu ebeyi bile sıkar…. Zeynep top sende…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;-&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Not: Bundan birkaç sene önce, seneler evvel kütüphanenin merdivenlerinde söylediğim lafı internet deryası için söylerken yakaladım kendimi . Tanrım ne çok sayfa var ve ne yazık ki bir çoğunu görmeyeceğiz bile. Fakat sonra, birkaç olgunlaşma yılı daha devirdikten sonra farkettim ki her sayfayı görmesem de olur, tıpkı her kitabı okumasam da olabileceği gibi.. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;-&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Not 2: Resim Jessie Wilcox-Smith'in &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4173317737402123101?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4173317737402123101/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4173317737402123101' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4173317737402123101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4173317737402123101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/04/milli-ktphanenin-halka-ak-olmayan.html' title=''/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBX5VaBXyqI/AAAAAAAAAqo/XMpAPHS8GWc/s72-c/Books-in-Winter-Print-C10100600.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4884496740651317464</id><published>2008-04-26T21:17:00.001+03:00</published><updated>2008-12-09T00:20:52.690+02:00</updated><title type='text'>Bir yazı- iki mana....</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBNzZKBXypI/AAAAAAAAAqg/RzTLA19ks4Q/s1600-h/199669874_70a9e4a954.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5193621671312345746" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBNzZKBXypI/AAAAAAAAAqg/RzTLA19ks4Q/s320/199669874_70a9e4a954.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sonbaharın tatlı ama sinsi serinliğinde şehrin betonlardan boşluk bulmuş tüm alanlarında eğilip kalkan onlarca insanoğlu.&lt;br /&gt;Görünüşte toprakla uğraşıyorlar. Ancak onların ne iş yaptıklarını anlamak için aradan en az 5-6 ay geçmesi gerek. Bahar gelecek ve emekler renk verecek. Lale bunlar, önce insanı etkiliyorlar, sonra da düşündürüyorlar?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece bir kez çiçek verecek olan bu bitkiye neden bu kadar emek ve hepsinden öte başka türlü daha iyi değerelendirilebilecek onca para dökülür, neden?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kimileri lale devri diyor, başka başka manalarda. Kimileri ise “görünür” hizmet diyor, hani çiçeklerin arıları çektiği gibi oyları çekecek olan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek bildiğim evvel ezel, ama çocuğum doğduktan sonra geçici şeylere harcanan külliyatlı paralara ben çok yanıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çöl olacak diyorlar, 20 -30 yıldan bahsediyorlar. E o halde neden bu paralara ağaçlar dikmiyorlar. Basit bir hesapla şu sonuca varıyorum. Benim şimdiki yaşıma gelmeden “Arapların memleketi gibi” bir çölde mi yaşayacak yani kızım?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmadı şimdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bizler 19 Mayıs’larda fırıl fırıl- tiril tiril eteklerini döndüre döndüre gençliğini yaşamış bir “buğday ambarı ülkenin” çocuklarıydık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ya kızım, ya kızlarımız?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra laleye döndürüyorum yüzümü. Soğanlı bir bitkiymiş. Soğuğu severmiş büyümek için, ama illaki toprak altındaçaktırmadan, … Zamanı gelince çıkarmış ortalığa, tüm debdebesi ve ihtişamı ile. Tıpkı hortlamak için senelerdir zaman kollayan birileri gibi!  Ama sonra? Sonrası güle güle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysaki Atatürk Orman Çiftliği baki… Üzerindeki ağaçların görevi ise belli… Biiyorsunuz değil mi?&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4884496740651317464?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4884496740651317464/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4884496740651317464' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4884496740651317464'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4884496740651317464'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/04/bir-yaz-iki-mana.html' title='Bir yazı- iki mana....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SBNzZKBXypI/AAAAAAAAAqg/RzTLA19ks4Q/s72-c/199669874_70a9e4a954.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3177000829915928663</id><published>2008-04-19T22:24:00.000+03:00</published><updated>2008-12-09T00:20:53.058+02:00</updated><title type='text'>(yaşam) KOççççum benim !</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SApH6dPChHI/AAAAAAAAAoQ/gmN6LnVPwDY/s1600-h/1155-9007.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5191040590103610482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SApH6dPChHI/AAAAAAAAAoQ/gmN6LnVPwDY/s320/1155-9007.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Eleştirel bakış, insanı insan yapan bir şeydir.&lt;br /&gt;Öyle ya hayvanlar aleminde hiçbir hayvan yoktur ki bir diğer türdeşini eleştirsin.; Ot öyle yenmez böyle yenir desin, sabahtan akşama yatıyorsun miskin miskin, üstelik de kendini alemlerin kralı sanıyorsun diye efelensin.&lt;br /&gt;Belki de bu yüzden hayvanlar hayvan kalmaktadır ve ne bir arpa boyu yol almaktadır ne de bir baltaya sap olmaktadır…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu yüzden eleştirel bakış ilerlemenin en önemli itici güçlerinden olmalıdır. Ancak dozu kaçarsa sahibini “itici” yapmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SApHfdPChFI/AAAAAAAAAoA/Qp1YqWToaWo/s1600-h/23635.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5191040126247142482" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="185" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SApHfdPChFI/AAAAAAAAAoA/Qp1YqWToaWo/s320/23635.jpg" width="250" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Dozu iyi ayarlanmış bir eleştirel bakış keyfe kederdir. Çünkü olsa da olur olmasa da. Oldu mu ne ala, en azından feyz alanlar olabilir, ve almayanlar da mutlaka.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnanmazsınız ama tüm bu düşünce yumağının başlangıcı Kristof Kolomb.&lt;br /&gt;Karayip adalarındaki yerliler açısından, tüylü şapkası ve kırmızı peleriniyle Kolomb gördükleri en iri papağandı diyor bir düşünür*...&lt;br /&gt;(ve) Bu bir eleştirel bakış!&lt;br /&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SApHxNPChGI/AAAAAAAAAoI/1Hk7dQXN7SY/s1600-h/untitled.JPG"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5191040431189820514" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SApHxNPChGI/AAAAAAAAAoI/1Hk7dQXN7SY/s320/untitled.JPG" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Ancak hem masumun hem de “sofistike” olanın gözünden iki ayrı ucu olan bir bakış bu. Yerlilerin çocuksu bakışına göre âdemoğlunun böylesi bir abartıya ihtiyacı yok. &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Düşünürün bilgecebakış açısına göre de aynı şey söz konusu. BU durumda iki uç nokta aynı dilden konuşuyor. Geriye ortadaki uzun ve bitimsiz çizgi kalıyor. İşin kötüsü bu uzun ve bitimsiz çizgi cehaletin başlangıç noktası saydığımız yerden de beter. O çizgi ki önemli bir şahsiyet olmak adına kendisini bir papağana benzetecek, üstüne üstlük sıkıp terletecek tüyler, fırfırlar, danteller ve ağır kadifeler altına girmenin matah bir şey olduğunu sanıyor. Ve tüm bu zahmetler ve masraflar silsilesine bir çırpıda söylenebilen çok kısa bir isim veriyor : MODA.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra moda öyle bir sekiz kollu örümcek ki, kıyafetle de bitmiyor. Trendler var dünyayısaran, pilates gibi, yoga gibi, salsa rumba dersleri gibi, yaşam koçluğu gibi….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşam koçluğu mu dedim?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duralım…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki haksızlık ediyorum, bilmiyorum. Ama bu yeni türeyen “meslek sektörü” bana biraz tuhaf geliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunda orada burada yaşam koçuyum diye boy gösteren insanların genç simalarının da payı yok değil.&lt;br /&gt;Seneler evel, kenarı sıcak ve ağır tencereleri pamuk şeker tutar gibi zorlanmadan kaldıran anneme bu işin sırrını sorduğum günler geliyor aklıma. Derdi ki “annelerin eli yanmaz, ama sen tutma sakın…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ateş ile haşır neşir ola ola, tütsülenmiş minik el tüyleri ve belli belirsiz kavrulmuş parmak uç hücreleri ile anneler gerçek bir yaşam fatihidir. Ancak hayat matematik denen soyut bilimin en çok “ters orantı” kuralını sever. BU kural annelerin yıl be yıl ocak önünde sertleştirdikleri parmak uçlarına nispet yaparcasına kalplerini yufkalaştırdıkça yufkalaştırır. Artık tüm çocuklar merhamet nesnesidir anneler için, empati ise had safhada…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üç beş özdeyişleri vardır onların, siz çocukken çocukluk okyanusunuzun dibine çöken, siz büyüdükçe hafifleyip yetişkinliğin geniş ufkunda plop plop diye su yüzüne çıkan, ancak o zaman anlaşılır olan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan ilişkilerinin piri olmuş kadınlardır onlar, bu içgüdüleşmiş niteliklerini çok seneler insanlar arasına tampon olmakla kazanırlar. İdare sanatını bilirler, evi de sorumlu oldukları insanları da çekip çevirirler. Bir eş, bir gelin olmanın gerekleri ile ilmek ilmek, an be an örülmüş kendi yaşamlarının, çocuk kakasına bulaşmış tırnaklarla tutunulmuş hayatların feyziyle belki kendilerinin değil ama başkalarının koçlarıdır onlar… Koçlarını yitirmiş koçlar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VE elbette eleştirel bakışın diğerlerine karşı “en azından bugün” bir –sıfır galip kıldığı insanlar… Ne demiştik, “eleştirel bakış insanı insan yapar”…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*eduardo galeano &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3177000829915928663?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3177000829915928663/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3177000829915928663' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3177000829915928663'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3177000829915928663'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/04/yaam-koum-benim.html' title='(yaşam) KOççççum benim !'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SApH6dPChHI/AAAAAAAAAoQ/gmN6LnVPwDY/s72-c/1155-9007.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-1303559412320247596</id><published>2008-04-18T18:35:00.003+03:00</published><updated>2008-12-09T00:20:53.200+02:00</updated><title type='text'>KARNIYARIKLAR KULÜBÜ</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SAjulOCDtqI/AAAAAAAAAn4/CqU_E-u3Fh8/s1600-h/3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5190660893733795490" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SAjulOCDtqI/AAAAAAAAAn4/CqU_E-u3Fh8/s400/3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Sarışın, esmer, kumral, mühendis, doktor, yazar, 1.60, 1.70, ve en fazla 1.75, kentin şu veya bu semtinde ve daha ötesi memleketin çeşitli şehirlerinde yaşıyor fark etmez, neredeyse tüm kız arkadaşlarımla ve/veya onların da arkadaşlarıyla bir ortak noktam var: Hepimiz o adı resmen konulmamış kulübün üyesiyiz: Karnıyarıklar kulübü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ortama girdiğimde, tanıştığım kişi bir hemcinsimse ve, ya gözleri ya da bedeni ile bizzat koşmaktaysa bir evladın peşinden, kendimce sürdürdüğüm bir araştırmanın karşı konulmaz dürtüklemesi ile yapmak istediğim bir şey oluyor hep: O dişinin karnını açıp bakmak, bakıp da toplamda uterus dâhil 8 kata kadar indiğini bildiğim kesiğin o tek ve eşsiz çizgisini görmek…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Esasen son bir kaç yılı saymazsak öncesindeki son 10 yılda karın marın açmaya gerek yoktu o ince “kesi”yi görebilmek için. Şöyle bir suratlara, oturuş kalkış - hal ve gidiş kombinasyonuna, kısaca o bedenin taşıdığı kafanın hayat denen yolculukta hangi duraklara uğrayıp hangi sınıflara dâhil olduğuna bakıp üç aşağı beş yukarı kestirebiliyordunuz doğurmak denen o en doğal eylemin bedenin (bacak hariç ) en altından mı yoksa biraz daha üstünden mi gerçekleştirilmiş olduğunu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir ara öyle zamanlar yaşadılar ki kadınlar, birbirlerine “normal mi sezaryen mi yaptın doğumunu,” diye sormaz oldular. Soru sadece ve sadece şuydu: “Hangi hastanede yaptın doğumunu?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık doğumun şeklinden çok hastanenin adının daha önemli olduğu zamanlardı bunlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğumun nasıl olduğu sorulmasa da olurdu zaten. Cevap belliydi…&lt;br /&gt;Analarının ne perişan bir doğum eylemi ile kendilerini doğurmuş olduğunu seneler senesi dinleyerek büyüyen eskinin “minik” şimdinin “kadın” kızları bu dehşetengiz hikaye zincirine bir son vermek istemişler ve noktayı koymuşlardı.&lt;br /&gt;Artık son moda hastaneyi konuşmaktı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biri yapmaması gereken bir şey yaptığında o kişiyi bu konuda anlamamız adına ardına saklanabileceğimiz 2 bahane vardır.&lt;br /&gt;Biri o kişinin eyleminin yanlış bir şey olduğunu bilmemesi&lt;br /&gt;Diğeri yanlış olduğunu bilse de yapmak için kendini durduramaması…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Feci doğum hikayeleri anlatılan bir ortamda gözlerine endişe perdesi inmiş olarak aralarında dikilmekte olan çocuğun, geleceğin (büyük olasılıkla) “annesi” olacağımı fark edemeyen insanlara kızamıyorum işte bu iki nedenden her hangi biri yüzünden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece irdeliyorum. Acaba bu hikâyeleri anlatma arzusunun temelinde o zamanların hormonsuz gıdaları ile beslenmiş gebelerin apalak-topalak çocuklar doğururken dönemin hiç de öyle bol keseden sunulmayan doğum alternatifi sezaryen için tutturamamaları ve bu sıkıntıyı bari kendi evlatları çekmesin düşüncesi mi yatmakta diye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir zamanlar sezaryen nadir vuku bulan bir şeymiş. 5 kiloluk bebeleri yırtılarak doğuran kadınlara önceden şöyle bir bakılıp&lt;br /&gt;“Ay yok, sen normal doğum falan yapamazsın, gel karnını keselim, seni de bebeği de yormayalım!” denmezmiş pek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belki de bu, nüfusu anlamsız bir şekilde katlanarak artan memlekete o dönemin doktorlarının reva gördüğü bir çeşit doğum kontrol yöntemidir bilinmez. Ama bildiğim bir şey var ki annemin benden sonra bir 3. bebeğe asla ve asla cesaret edemediği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte ben de bu yüzden, belki de ilk adetimi bile görmeden vermiştim kararımı..&lt;br /&gt;“Ben bir gün anne olacağım, ama sezaryen sayesinde!.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamile kaldım. Doğumdan hiç korkmadım.&lt;br /&gt;Benden bir nesil yukarıdaki tüm kadınların buluğ çağımın kimi günlerini karartan tüm o bitmek tükenmek bilmez doğum hikâyeleri tuhaf bir dönüşüme uğradı ve “nasıl ve ne zaman” doğuracağını bilen bir kadının rahatlığı ile süper bir 9 ay yaşadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani şu popüler mafya dizisindeki yaman ve “en bi esas” esas adamın dediği gibi:&lt;br /&gt;“Sonunu düşünen kahraman olamaz!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünmedim ve hamileliğimin tadını çıkardım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir genelleme yaptım.&lt;br /&gt;Sarışın, esmer, kumral, mühendis, doktor, yazar, 1.60, 1.70, ve en fazla 1.75 vs. vs. vs. 70’lerin dar doğum yollarından geçerek analarına bin tekrarlık kötü hikayeler edindiren bizler evlatlarımızı bu hikayelerden muaf tutmak istiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doktorumun önceden yaptığı benzetme ile narkoza nazaran pasta kıvamında epiduralle vücudumun yarısı acıya hissiz, ruhumun tamamı damarlarımda dolaşan sakinleştiriciler sayesinde mesut bir şekilde ameliyathane masasında yatarken, o zaman diliminin hayatımın en güzel geçen yarım saati olduğunu düşünmekteydim nitekim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mavi bir perdenin ardında kalan göğüs altıma abanmakta ve belimi ameliyat masasına bir kaç keredir vurmaktayken üstelik doktor.&lt;br /&gt;Doğum yapmaktaydım. Dedikleri gibi teması, soğuğu ve sıcağı hissediyor ama acıya “pehh !” diyordum ve elbette son derece mutluydum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;9 aylık özlem bitmekte, canım yanmıyor, vücudumun altı kontrolsüzce yırtılmıyor, ehil ellerin neşter ile çizdiği ince bir çizgiden bebeğim geliyor ve kızım aklı erdiğinde tüm bu anlatacaklarımın garantisi altında doğumdan korkmuyor “olacak” üstüne. Ben daha ne isteyeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOT: BİR İKİ SENE EVEL YAZMISIM BU YAZIYI, UNUTMUSUM.. BULDUM CIKARDIM. YAZI TARZIMDA DEGİSMELER VAR ONU GORDUM. DEGİSİK AMA KARISIK BİR YAZI OLMUS. OLSUN VARSIN...&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;a href="http://news.bbc.co.uk/1/shared/spl/hi/pop_ups/07/health_the_wellcome_collection/html/3.stm"&gt;Foto kaynak için tıklayın:&lt;/a&gt; (17. yüzyıl'dan fildişi hamile kadın anatomi modeli )&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-1303559412320247596?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/1303559412320247596/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=1303559412320247596' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1303559412320247596'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1303559412320247596'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/04/karniyariklar-kulb.html' title='KARNIYARIKLAR KULÜBÜ'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/SAjulOCDtqI/AAAAAAAAAn4/CqU_E-u3Fh8/s72-c/3.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-710917390901683000</id><published>2008-04-09T19:18:00.002+03:00</published><updated>2008-12-09T00:20:53.333+02:00</updated><title type='text'>kız mı, erkek mi?</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R_zswakb0hI/AAAAAAAAAnw/2m4LIEFEx9I/s1600-h/Tears_of_the_lost_beauty_by_duolegur.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5187281187333984786" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R_zswakb0hI/AAAAAAAAAnw/2m4LIEFEx9I/s400/Tears_of_the_lost_beauty_by_duolegur.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bacaksız diye nitelelendirebileceğimiz zamanların birinde,&lt;br /&gt;çıtır çıtır öten çekirdekler eşliğinde&lt;br /&gt;sohbetteyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;davetsiz ve ucubik bir kuş,&lt;br /&gt;bir soru ,&lt;br /&gt;dahil olduğum minikler meclisinin ortasına&lt;br /&gt;geldi kondu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meclis dağılalı onlarca yıl oldu –lakin- soru hayatımın orta yerinde kaldı… VE dahi beynimdeki sorular kalesinin (ortasına olmasa da ) sağ iç köşesine taht kurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Soru şuydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız değil de erkek olarak doğmak ister miydin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Teredüttsüz ve net bir cevap: “Hayır…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat bundan böyle, bir lanet vardı (sanki) üstümde. Bir soru nasıl olurdu da havada taklalar atar, son saltosundan sonra amacı kaos yaratmak olan sihirli bir değneğe döner ve muhatabını lanetlerdi böyle. Cevabım netti belki ama kafam bulanık artık…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sahi nasıl bir şey olurdu erkek olarak dünyaya gelmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etek giyememekten daha öte bir şey olmalıydı erkek olmak. Ya da saç uzatamamaktan lüle lüle, ve o lüleleri allı güllü tokalarla donatamamak, incik-boncuk dizi dizi kolyeleri takamamak boyunlara ve bir de mini mini ve temsili de olsa topuklu ayakkabılar içine sokamamaktan ayakları… Bunlar o günlerde ait olduğumuz cinsiyeti gözümüzde güzelleştiren detaylardı… Tüm süsüyle öykündüğümüz annelerimiz, ve tüm dünyanın çevresinde döner gibi davrandığı tüm boyalı basın kuşları hep ama hep kadındı. Sanki erkekler figuran, onların var oluş amaçları ise kadınların varlığını kutlamak ve kutsamak… Erkek olmak pek bir sade pek bir yavan şey gözümde, elbette o günlerde… Baksana örtme ihtiyacı duyacakları memeleri bile yok. O ne öyle dümdüz ütü tahtası gibi bir gövde. Ve ayaklar birer palet, tabir-i caizse… Narinlik diye bir ders olsa sınıfta kalırlar, oturdular mı iki bacakları bir araya gelmez, “yer dar” farketmez, yanlarındaki insanların alanlarına kadar yayılırlar. Ve nerde inşaat ve dibinde bir kum tepeciği, sanki içlerinde muzur bir cin var; atla atla diye bağırır. Veya bir kedi- bir köpek kovalanmak zorunda “onlarca”. Sonra gelsin tetanoz iğnesi gitsin kuduz aşısı… Ve bir de mahalle kavgaları var taşlı sopalı. Velhasıl berbat bir şey (olmalı) erkek olmak… Sürekli vahşi bir at gibi koşmak ve çifteler atmak… Aman aman kalsın. Diğerleri beni ponponlu kabanlarım, kurdelelerim ve incili küpelerimle başbaşa bıraksın. İsteyen kız olsun isteyen erkek kalsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra seneler geçti, hem de çok seneler….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer cinsin çifteleri sakin birer adıma dönüştü gibi. Onlar sokaklarda turlarken oraya buraya yetişme , onun bunun havasına, onun bunun modasına ayak uydurma derdinden bertaraf, bizler kendimizi kuaförlerde bulduk, öyle ya saçlar düzleşecek- düzse kıvrılacak. Ve sonra kaşlar var alınacak. Ha bir de tüyler var yolunacak… Çocukken göze cazip gelen tüm detaylar (şimdi) birer birer üzerimize yıkılacak. Öyle ya “toynak”lara geçirilecek bir çift lastik ayakkabı ile iş bitmiyor. Şu kıyafetin altına gidiyor da topuklu ayakkabı, bu kıyafetin altına gitmiyor. E n’apmalı? Para biriktirip bir de babet almalı. İyi ama bu babet sadece pembe elbisemin altına uyar, mavi elbise altına sıkıp dişi bir başka rengini almalı. Ve hani şu çok sevdiğin etek var ya, bir türlü evdeki bluzlarla kesimini belli etmiyor… Sık dişini kızım, para biriktir, hani o mağazadaki şu bluz ne zamandır sana “beni al beni al” diye bağırıyor. Velhasıl kadınlık gerekleri bitmiyor Allah, bitmiyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha da konuşasım var aslında.&lt;br /&gt;İş süslenip püslenme ile bitse ne gam… Süslen gitsin, güzellikten dert yanmakta nesi? Gerçi dert yanılan şey güzellik değil, kadınlar için konulan güzellik çıtasının yüksekliği… Güzel olmak için o kadar çok şart bir arada gerekli ki. Son cümleyi düzeltiyorum, güzel olmak için değil, güzel sayılmak için demeli. Çünkü yüreğime battı pek bir “tombuldak” eski bir (erkek) dostun geçenlerde bir kız arkadaş için dediği…(tombuldak lafına umarım kızmaya)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Erkeklerden yana şanssız bir ortak kız arkadaşdan bahsederken, tombuldak arkadaş şöyle dedi: her kadın gibi kendisine bakmayıp herkesten şikayet eden bi kız çocuğu :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysaki, söz konusu arkadaş belkide tanıdığım en bakımlı kadınlardan biri. Kuaförlerin en sevdiği tiplerden, ve dahi butiklerin, kozmetikçilerin ve dolayısıyla bankaların da… Her daim ince kalmak için kendi boğazını sıkarak yemek yer, yaşı 30’a dayanmış da olsa 20’lere varmaz gösterir. Üzerindeki gömlek maviyse mavidir ayakkabıları, ve yeşilse gömleği gözlerinin rengindendir gömleğin albenisi… Üzerine bir de kariyer yapar ki değmesin nazarlar… Genç yaşına rağmen kartvizitinde hep yüksek yüksek mevkiler yazar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki nasıl olur da kendine yönelik tüm emeğine ve mesaisine rağmen “her kadın gibi kendisine bakmayıp herkesten şikayet eden bi kız çocuğu” tanımlamasını hak eder?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstelik tombuldama konusunda kendisine engin hak tanıyan bir dost tarafından verilmiş bir hükümle….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İki resim arasındaki farkı bulun..&lt;br /&gt;Ya da siz uğraşmayın ben söyleyeyim.&lt;br /&gt;Biri kadın,&lt;br /&gt;Diğeri erkek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hani biri evleninceye kadar rahibe gibi, öbürü de tenlerden tenlere gönlünce serseri mayın “olabilmece” olan cins(ler)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekim ayında doğmuş olmak berbat bir şey. Muhtemel ki “burç”lar safsata değil. Hele ki terazilerin adalet saplantısı türündeki söylemler hiç değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duruyorum duruyorum haksızlıklara takılıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir elmanın iki yarısı,&lt;br /&gt;Nasıl olur da bu kadar eşitliksiz algılanabilir diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve sonra boş bir anımda boş bir derginin sayfalarını çeviriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ağlama ihtimalinize karşı suya dayanıklı bir rimel kullanın.” diyor dolu gözüken ama bence boş bir sayfa….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Allah alllllllah,” diyorum “Kadın olmak ne zor iş!” &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Not:Resim deviantart.com'dan&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-710917390901683000?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/710917390901683000/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=710917390901683000' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/710917390901683000'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/710917390901683000'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/04/kz-m-erkek-mi.html' title='kız mı, erkek mi?'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R_zswakb0hI/AAAAAAAAAnw/2m4LIEFEx9I/s72-c/Tears_of_the_lost_beauty_by_duolegur.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-537786638514591087</id><published>2008-03-25T13:39:00.002+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:53.706+02:00</updated><title type='text'>Bırak bahar işini yapsın…</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R-jl4qkb0SI/AAAAAAAAAl4/qTsD3dY7Ta4/s1600-h/labyrinth1.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181644132952297762" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R-jl4qkb0SI/AAAAAAAAAl4/qTsD3dY7Ta4/s400/labyrinth1.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Biz insanların da kovuğu var; evleri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU kovuklar içlerine birlikte “doluşacağınız” insan konusunda doğru seçim yaptıysanız öyle büyük bir çekim gücüne sahipler ki yanlarında demir ile mıknatısın aşkı önemsiz kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İki insan” ve “koca bir ev” kelimeleri bir cümle içinde geçmekteyse eğer bu cümleye uygun fiil “doluşmak” olmamalı gibi değil mi? Oysaki öyle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bedenler, bedenlerin gereksindiği yiyecek içecek- kıyafet- aksesuar vs gibi “detaylar” bedenlerin çevresindeki auralar daha da ötesi ve en geniş yer talep eden kocaman kocaman ruhlarınızla ne kadar çok yer kaplamakta olduğunuzu bir bilseniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#006600;"&gt;İşte birbirinin içine geçmiş onlarca halkanın bir başka halkalar silsilesi ile çeşitli kesişim kümeleri, alt kümeler, kapsayan ve kapsanan kümeler oluştura boza sürdürdüğü bir matematik dersi son toplamda hayat.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Belki de bu yüzden çıkışı huzurla bulmak için keskin kenarlar ve dönüşlerden ziyade dairesel ve zarif hareketler hak eden yuvarlak hatlı bir labirent eviniz. VE dahi sadece çıkışı değil, girişi de huzurla bulabilmeniz için gerek tüm bu zarafet.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R-jl_6kb0TI/AAAAAAAAAmA/ODwtpHNY9gk/s1600-h/laby2.jpg"&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181644257506349362" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" height="159" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R-jl_6kb0TI/AAAAAAAAAmA/ODwtpHNY9gk/s400/laby2.jpg" width="256" border="0" /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;Böylece akşam olup da kovuğunuzun sizi çekme gücü yoğunlaştığında az sonra “dünyanızın” merkezine doğru ayaklarınız geri geri gitmeden yola koyulacağınıza emin olursunuz. Çünkü didişmek insana berbat hissettirir, bu garantilidir. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer ki evinize giden yolda sağda solda gördüğünüz küçük detaylar (ki kimisi yamuk duran bir kaldırım taşıdır, kimisi bir reklam panosu) bile güzünüze hoş görünüyor ve sizden cömertçe hoşgörü alabiliyorlarsa işte o zaman birlikte bir hayata “doluştuğunuz” insanlar veya seçimlerinizle ilgili içiniz rahat demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bir önceki gün süpürdüğünüz kapı önü döşeme taş yolda, taşlar arasında ertesi gün yine ve yine büyük bir azimle oluşturu&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R-jmm6kb0UI/AAAAAAAAAmI/v6_2BgQAXq0/s1600-h/laby3.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5181644927521247554" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R-jmm6kb0UI/AAAAAAAAAmI/v6_2BgQAXq0/s400/laby3.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;lmuş karınca yuvaları kumulları görürseniz mesela, ve derseniz ki&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;&lt;strong&gt;Bırak bahar işini yapsın, &lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;o kovuk dairesel ve zarif hareketler hak eden yuvarlak hatlı bir labirenttir, içinde ise bu dünyada birlikte olmaktan, aynı labirentte kesişip – kaybolmaktan haz alan ruhlar dolaşmaktadır...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NOt:Gecikmiş bir sevgililer günü hediyesi...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-537786638514591087?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/537786638514591087/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=537786638514591087' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/537786638514591087'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/537786638514591087'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/03/brak-bahar-iini-yapsn.html' title='Bırak bahar işini yapsın…'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R-jl4qkb0SI/AAAAAAAAAl4/qTsD3dY7Ta4/s72-c/labyrinth1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-2157560086592266415</id><published>2008-03-23T16:42:00.001+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:53.825+02:00</updated><title type='text'>Sallanır ama Batmaz....</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R-ZsX6kb0RI/AAAAAAAAAlw/FFm5VGNr9m8/s1600-h/smwallmnc.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5180947579451199762" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R-ZsX6kb0RI/AAAAAAAAAlw/FFm5VGNr9m8/s400/smwallmnc.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Son zamanlarda aklımda dolanıp duran üç kelime:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Fluctuat nec mergitur”&lt;br /&gt;Ya da /ve aslında / şu şekilde:&lt;br /&gt;“Sallanır ama batmaz.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kanın ve gözyaşının uğruna ve uğrunda sular seller gibi akıtıldığı dünya başkentlerinden birine, Paris’e adanmış bir söz(müş) bu. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ama Paris benim için koca bir yalan. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Benim hayatımın bundan sonraki “başkenti” kızım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uzun kirpiklerinin ucunda dikilip geleceğe baktığım, gamzelerinde kaydırmaç oynayıp, kalkık dudağında oturduğum, oturup da ayaklarımı neşe ile salladığım, boncuk gözlerinden evrenin kara deliklerine daldığım, yorulup da keman kaşlarında yattığım bir başkent bu…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ve tüm başkentlerin doğmadan önce bekleştiği bir yer olmalı…&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;Kendini bilmez yeniçağcılar var oluşa dair işte böyle romantik yaklaşımlara sahiptirler…&lt;br /&gt;VE hatta seçtik lerine ve seçildiklerine inanırlar; ama kendilerini ilgilendirmeyen insanlarca yalan koltuklar için değil, içlerine doğdukları aileleri ve oluşturacakları aileleri. Hem de çok önce, çoklar çoku önce….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;İşte bu yüzden bir arkadaşımın minik oğlu bir gün annesine “annem olmam için seni ben seçtim,” dediğinde mutlu oldum. “Nasıl?” sorusuna gelen cevapla mutluluğum arttı ama son noktada şaşkınlığa dönüştü…&lt;br /&gt;Minik oğlan doğmadan önce ona bir sürü kadın resmi gösterildiğini bildiriyor. Bu kadınlardan biri henüz o zamanlarda genç bir üniversite öğrencisi olan ve evlilik veya nişanlılık türü herhangi bir bağı olmayan sonraları annesi olacak kadın; arkadaşım…&lt;br /&gt;Peki neden beni seçtin diye soruyor arkadaşım oğluna… O da diyor ki, en çok senin beni sevebileceğini hissettim.&lt;br /&gt;Peki ya baban, diye soruyor arkadaşım. Babalar seçilmez, onlar sonradan gelirler diyor minik oğlan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu konuşma olduğunda 3-4 yaşlarındaymış Uğur.&lt;br /&gt;Sonradan sonradan reiki’di – yogaydı- yen çağdı çeşitli arayışlara giren annesi o günlerde tüm bu egzantrikliklerden bihaber, dolayısıyla oğlunu etkilemiş olma ihtimali sıfır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hamileliğimin ilk günlerinde anlattı işte bu hikayeyi bana arkadaşım. Son cümleyi de karnımı gösterip “işte anla ne kadar özel biri olduğunu,” diyerek tamamladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinin taa öteki dünya veya dünyalardan gelip de beni seçmiş olması fikri çok hoşuma gitmişti. Sorunlu geçen ilk haftalar daha bir katlanılasıydı artık. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Öyle ya, o biri dünyadaki tüm kadınların sevebileceğinden daha çok seveceğime inanmıştı onu. Böylesi bir inanç nasıl olur da karşılıksız bırakılırdı? Elimden geleni ardıma koymamaya kararlıydım, daha ilk günlerden karnımı sevip okşamaya başladım. Ancak bu durumda az biraz da olsa bir egoizm vardı. Dokunduğum karnımdı. Hamileliği sevdim, yollarda yürürken vitrinlerden yansıyan görüntümü sevdim. Biraz kafam karıştı. İçimde yeşeren hayatı mı, yoksa o hayat aracılığıyla kendimi mi daha çok seviyordum bilemedim. Yine de sayfalar dolusu yazılar yazdım henüz doğmamışıma. Bunlar aşk mektupları gibi tozpembeydi. Odağı belli ve netti. Ama ben bekledim. Birer birer sayarak haftaları bekledim, 9 ay sonra gelecek cevabı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyaya geçiş yapan bir ruha kapı olmak kolay bir iş değil. Bunun sarsıntısını, ve tekrar “tekilleşmenin” şokunu atlatmam sayılı ama çokça saat aldı. Ancak kızımın doğmadan evel benden almayı umduğu tüm başka kadınlarınkinden çok daha fazla sevgi sonunda geldi kalbimdeki yerini aldı. Böylelikle kalbimin ne kadar da büyük olduğunu görmüş oldum. Ya da büyüklük göreceli bir kavramdı. Eğer kalbimiz yumruğumuz kadardıysa yumruğum da göründüğünden çok daha büyük, belki de evren kadardı… Fakat hastalıklara karşı gücü sıfır noktasındaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üzerine titremek nedir, hangi sınırda başlar hangi sınırda biter kimse bilmez. Kendince bir şeyler yaparsın. Sadece kendince korur kollarsın. Ama yetmez. Çünkü doğmadan önce bekleştikleri yerler ruhların, son derece temizdir ve hastalıklardan muaf. Bulutların üzerinden ne beklenebilir ki zaten ve dahi dünya bu kadar pis ve kokuşmuşken, alışma sürecinin bu denli zor olmasına aslında hiç ama hiç şaşırılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama ben hala şaşırıyorum işte.&lt;br /&gt;Bir doktor dan bir doktora,&lt;br /&gt;Bir hastaneden bir hastaneye,&lt;br /&gt;Bir gün serum kolunda, bir gün mercekli bir alet kulağında, bir gün kameralı bir çubuk burnunda…&lt;br /&gt;Büyükçe bir ekrana yansıyan görüntüyü seyretmekteyiz babasıyla. Kanallar, yollar aşıyor minik kamera…&lt;br /&gt;Büyük geniz etlerinden, onun sebebiyet verdiği kulak iltihaplarından bahsediyor doktorlar.&lt;br /&gt;Sonra rota virüsü diyorlar fışkırarak kusmalarına ve ishallerine. Ve beklide çilektendir diyorlar ağzının yüzünün kurbağalar gibi şişmesine…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Tüm bunlar aynı zamanda olmuyor tabi.&lt;br /&gt;Ama kreş kapılarında yakalayıp beni, ben size bir şey diyim mi, bir de şu doktoru deneyin dedirtecek kadar kimi insanlara, sık.&lt;br /&gt;Çok hasta oldu bu çocuk deniyor. Niye böyle.. Nazar diyorlar ya da. Ve ya çalışan kadın ve çalışan çocuk dertleri vesaire.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bense annelik hakkında düşünüyorum şurada burada, ruhum dar son zamanlarda… Sallanıp,sallanıp duruyorum. Yorganların titremelerime yetmediği bir gecenin ortasında kusan evladım için yataktan sapa sağlam fırlıyorum, her yeri temizleyip, gereken ilaçları içirip, yatağıma ve ara verdiğim titrememe geri dönüyorum.:&lt;br /&gt;"Sallanır ama batmaz" diyorum, huzursuz bir uykuya dalıyorum. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-2157560086592266415?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/2157560086592266415/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=2157560086592266415' title='5 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2157560086592266415'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/2157560086592266415'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/03/sallanr-ama-batmaz.html' title='Sallanır ama Batmaz....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R-ZsX6kb0RI/AAAAAAAAAlw/FFm5VGNr9m8/s72-c/smwallmnc.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>5</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4971433037204785910</id><published>2008-03-19T21:18:00.001+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:53.954+02:00</updated><title type='text'>Yüz- Poz ve Yaz</title><content type='html'>&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5179534530915848434" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R-FnNqkb0PI/AAAAAAAAAlg/KssPZkhbJeA/s320/technical_writing-1.jpg" border="0" /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şu aralar peşine düştüğüm yegane dergi “K”.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peşine düşmek derken, şehir dışında oturduğumuz için “şehre kim inerse bana K alsın,” türü bir tavırdan bahsediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat hayat arkadaşım bu istekten muaf. Bunun nedeni bir önceki haftanın K dergisi ile bir sonraki K dergisini kapaklarından ayırt edemiyor olması… O nasıl mı oluyor? Basitçe şöyle: Eşim evvel ezel yüz hafızası sıkıntısından muzdarip. Bana anlattığına göre oldukça büyük bir istihdam alanı olan iş yerinde kendisine selam veren bir çok insanı genelde tanımadan selamlıyormuş. Nasıl olsa ve mutlaka tanıyorumdur diyormuş kendine. Ve hatta bu tavrı işyeri sınırları içinde de bırakmıyor sokakta da kendisine verilen tüm selamları “cansiperane” veya planjona atlar gibi karşılıyormuş. Bu elbette güzel bir şey, tabi selam verip (alıp) borçlu çıkmamak kaydıyla…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;BU konuyu bir iki cümle ile es geçmek isterdim ama, peşimi bırakmıyor; beni biraz daha anlat diye adeta yalvarıyor bana… Çünkü bu eğlenceli bir mesele…&lt;br /&gt;Yüz hafızası konusunda “engelli” bir adamla yaşamak eğlenceli aslında. Mesela güzel bulduğu artistleri onlar saç modellerini değiştirdiklerinde tanımaması, ve sorulduğunda onların gözlerinin rengini (ve dahi renkli olduğunu) bilememesi güzel bir şey. Böylesi bir kabataslak algı size kendinizi iyi hissettiriyor açıkçası. Çünküüüü, Çünküüüüü sıradan bir ölümlü olarak film yıldızlarının estetik cerrahi, tıp teknolojisi, kozmetoloji ve photoshop olgularından aldığı destekleri alma ihtimalim yok. Peki eşim “son tahlilde kimin gözlerinin rengini hatırlıyor olacak? Elbette benim:”Kahverengi”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dönelim K dergisine…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şehre birlikte indiğimiz günlerden birinde, ben mahşer yerini andıran dergici raflarında büyük bir iştahla deşinip hedefime ulaştığımda yüzümdeki zafer ifadesini şaşkınlığa dönüştüren bir cümle çıktı eşimin ağzından:&lt;br /&gt;“Bu dergi sende var. Neden alıyorsun?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Nasıl yani?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Geçen hafta aldık ya bunu, yenisi çıkmamış işte…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yok yahu, bu yenisi işte.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Hadi canım… O halde kapakta niye aynı adamın resmi var?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yok yahu, bu aynı adam değil…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“olur mu canım pozları bile aynı…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesele anlaşıldı.&lt;br /&gt;Aslında anlaşılmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir tereddüt geçiriyorum. Bu kez eşimi abuk subuk konuşturan yüz hafızası ile ilgili zoru olmayabilir. Ben hafızamı kurcalıyorum, hakkaten de geçen haftanın kapak resmi ile bu haftanın kapak resimleri, ve dahi bir çok haftanın kapak resimleri birbirine çok benziyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylemedim, söyleyeyim.&lt;br /&gt;Gerçi bilenler bilir; K dergisi bir nevi edebiyat dergisi. Her hafta 5-6 yazarın (bazen şairin) hayat hikayelerini anlatıyor. Benim gibi hem biyografilerden, hem güzel anlatımdan hoşlanan hem de yazma eylemine “kısmetse” gerçek bir yazar olarak adanmayı arzulayan bir kişi için bulunmaz nimet anlayacağınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyküvari bir anlatımla gelmiş geçmiş – ünlü ünsüz (çoğunluk ünlü) bir çok yazarın hayatını size sunan dergi sizin yazarlıkla ilgili ipuçları toplamanıza ve bundan sonra alacağınız kitabın ne olacağını seçmenize bir hayli yardımcı oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat yazar olmaya çalışan kişilere veya tescilli bir yazar da olsa hala olması gerektiği biçim ile ilgili bilgi toplamakta olan şahıslara bilmeden de sunduğu mesajlar var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu mesajlardan en dikkat çekicisi bana göre şu :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarsan fotoğraf çektirirken vucudunun ve başının alması gereken belli şekiller var (kardeşiiim).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu poz genelde doğal ve umursamaz bir postür almanı gerektirse de aslında genelde son derece anti doğal ve çok da umursar (bir tavır sergiliyor)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durumda gözetlenen ve gözetleyen dualitesi gerçekleşiyor. Nasıl mı? Öncelikle dmagoji sevmeyenlere küçük bir uyarıyı borç bilirim: demagoji sevmeyen parantez içini okumasın --- (öyle ya , fotoğraf bir penceredir ve o pencereden bakan gözetleyendir- her ne kadar gözetleme eylemi gözetleme nesnesinin durumdan haberdar olmamasını gerektirse de yazar fotolarında bir istisna var. Çünkü onlar aslında fotoğraflarının çekildiğini bilmiyormuş gibi bir tavır sergiliyorlar. Eh bu durumda fotoğrafa bakan kişi de gözetleyen konumuna düşüyor. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Parantezi okudunuz ya da okumadınız, özetle sonuç şu: yazar fotoları ben de genellikle gözetleyen suçluluğu yaratır.&lt;br /&gt;Aksi takdirde bir adam fotoğrafının çekildiğini bile bile nasıl olur da elindeki sigarayı bir kenara koymaz (kardeşim)? Hani kendine bir çeki düzen vermez ya da. Ne o öyle saç baş dağınık, genelde objektif harici her yere bakma durumları ve elde mutlaka bir sigara. Es kaza objektife bakılmışsa da ellerden biri mutlaka şakakta ve gözlerde inanılmaz derin bir mana….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En büyük ideallerimden biri olan gerçek bir yazar olmak ( o nasıl bir şey henüz bilmiyorum ya) ile ilgili düşüncelerimi tekrar gözden geçirmem gerektiğine kanaat getirdim ben.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Genel geçer kurallarla yazar olarak anılmam için sanırım sigaraya tekrar başlamam, biri eline fotoğraf makinesi geçirir geçirmez derhal sigara paketime uzanmam. Saçlarımı her daim dağınık bırakmam, hedef harici heryere bakar gibi yapıyor olmam ve o esnada 82. kitabımın konusu ne olsun acaba diye düşünür ifadesi takınmam gerekiyor gibi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bu durum bende ideallerim ve aşkım arasında kalmışlık hissi yaratıyor.&lt;br /&gt;Bir şey değil, tabir ve tarif edildiği gibi yazar olmak, eşimin beni diğerlerinden ayırt edemiyor olması anlamına gelecek ki ben buna yokum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4971433037204785910?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4971433037204785910/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4971433037204785910' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4971433037204785910'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4971433037204785910'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/03/yz-poz-ve-yaz.html' title='Yüz- Poz ve Yaz'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R-FnNqkb0PI/AAAAAAAAAlg/KssPZkhbJeA/s72-c/technical_writing-1.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-7072248657951854163</id><published>2008-03-16T13:23:00.002+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:54.073+02:00</updated><title type='text'>Büyümek....</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R90DQzG-mPI/AAAAAAAAAlY/tk_T-hu5fvQ/s1600-h/stickkidsBig.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5178298733678205170" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R90DQzG-mPI/AAAAAAAAAlY/tk_T-hu5fvQ/s320/stickkidsBig.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Çizgi filmlerden çizgi film beğenilmiş.&lt;br /&gt;Oyuncaklardan oyuncak&lt;br /&gt;Velhasıl tüm ganimetler ortaya serilmiş&lt;br /&gt;dünya üzerinde yaşanan 3 yıl içinde toplanan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bunlar bir erkek için.&lt;br /&gt;Minik kızımın elbette çok seçim şansı yok.&lt;br /&gt;Küçücük yaşam dairesine dahil olabilen üç beş küçük adam arasında en yakışıklısı değil , en popüleri değil en iyisi değil sadece ve sadece o gün eline ya da evine düşen,&lt;br /&gt;onun için BİRİCİK…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkes geriye kahramanı beriye….&lt;br /&gt;Fakat bu dünyanın atasözleri var sarf edilmiş ve&lt;br /&gt;her daim haklı çıkma arzusu içinde…&lt;br /&gt;Kaçan balık büyük olur&lt;br /&gt;Ve çantadaki keklik “lezzetsiz” elbette…&lt;br /&gt;Zaman göreceli bir kavram…&lt;br /&gt;Henüz üç beş yıldır var olan biri için bir saat bile yeterince uzun bir zaman:&lt;br /&gt;Akreple yelkovan tam bir tur atmadan atasözleri zuhur ediyor saklandıkları kuytulardan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir erkeğin küçük omuzlarına dünyanın merkezi olma sorumluluğu ağır geliyor,&lt;br /&gt;“BEN GİDİYORUM!” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sesi ince, bedeni narin, saçı lüle lüle ve pembeler içindeki taraf isyanda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gitme!” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Karşı taraf henüz kararsız… Önemsenmek güzel bir duygu aslında. Bir kere daha görmekte fayda var güzelin önünde eğildiğini…Duraklamak yeterli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pembeli etkiyi arttırmak maksadıyla cümlelerine dürüstlük katıyor:&lt;br /&gt;“Gitme, gidersen üzülürüm… Çok üzülürüm….”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte o zaman erkeğin gözlerinde yeni çekilmiş bir kılıcın keskin ışıltısı parıldıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Gidiyorum,” diyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette gidecek,&lt;br /&gt;Başka türlüsü beklenemezdi…&lt;br /&gt;Artık önüne serilen tüm legolar, tüm çizgi filmler, kekler, çikolatalar ve dahi mahsun bakan gözler tümüyle ama tümüyle değersiz…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanın pişirdiği anne içinden kızıyla konuşuyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bekle kızım biraz,&lt;br /&gt;Büyümen zaman alacak…&lt;br /&gt;Büyüdüğünün kanıtı ise&lt;br /&gt;seçimlerin olacak…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve zaman sana annenin düşüncelerini duyabilme gücü kazandıracak....&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-7072248657951854163?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/7072248657951854163/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=7072248657951854163' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7072248657951854163'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/7072248657951854163'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/03/bymek.html' title='Büyümek....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R90DQzG-mPI/AAAAAAAAAlY/tk_T-hu5fvQ/s72-c/stickkidsBig.gif' height='72' width='72'/><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4459535094677318612</id><published>2008-03-10T18:31:00.002+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:54.196+02:00</updated><title type='text'>Zemheri</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R9VtnjG-mLI/AAAAAAAAAk4/6b4CpPPCiQQ/s1600-h/nirvana_main.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5176163872939088050" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R9VtnjG-mLI/AAAAAAAAAk4/6b4CpPPCiQQ/s200/nirvana_main.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Zemheri fırtınasına 5 gün kala yılın ilk karı yere düştü. Döne, döne, naz yapa yapa ama velhasıl güle oynaya.&lt;br /&gt;“Yeryüzünün cazibesi,” diye mırıldandı, kim kapılmadı ki, sen kapılmayasın !”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçerdeki sıcağın dışarıdaki soğuğa direndiği noktada&lt;br /&gt;camda,&lt;br /&gt;buğu vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Az önce (belli ki) ince uçlu parmaklarla buğu gölü aralanmıştı. Bir çift kahverengi göz bahçeye bakmaktaydı…&lt;br /&gt;“Yakından bakmalısın,” demişti anneanne ona. “Kar tanelerinin birbirinden ne kadar da farklı olduğunu görmek istersen biraz daha yaklaşmalısın,&lt;br /&gt;hatta çokça yaklaşmalısın.&lt;br /&gt;Çokça!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Kalabalık” bir Salı günü, kafeteryanın sigara kokan, ter kokan, parfüm kokan ve kahve kokan bedenler silsilesi arasında çokça yaklaştı o da ona….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kafeteryanın banko arkasında deliler gibi koşuşturan, üç kuruşa talim üç beş adamına doğru uzanmış onlarca el var…Şıkırdayan veya hışırdayan paralar taşıyan eller bunlar. Kahve almaya çalışıyorlar, ya da bir başka dolaylı uyaran ya da uyuşturan. Üst üste biniyorlar nerdeyse, korkunç gözüküyorlar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat onlardan bir tanesi,&lt;br /&gt;sarı saçları omzuna dökülmüş bir oğlan,&lt;br /&gt;biraz ayrık duruyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne istediğini biliyor, diğerleri gibi bir bardak sıcak kahverengi suyun içinde bir miktar kafein…&lt;br /&gt;Fakat belli ki istekdaşları ile daha başka hiçbir konuda ortak bir noktaya sahip olmak istemiyor. Derin ela gözlerinde herkesin ayırt edemeyeceği bir tonda tiksinti, bedenini biraz, ama ruhunu çokça gerilere çekmiş, güruhtan uzak duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız düşünüyor : “Fırtınanın her nasılsa diğerlerinden ayrı bir noktaya savurduğu bir kar tanesi….”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir itişme.&lt;br /&gt;Güruh dalgalanıyor. Ela gözlerde yansıyan ayrık otlarında görüyor kız, o artık dayanamayacak, renkler renklere karışıyor. Yeşilin ela denilen tonuna, sarı karışıyor.&lt;br /&gt;Oğlan sarı saçlarını savurdu ve gitti.&lt;br /&gt;Kız koskoca dünyada tekrar yapayalnız.&lt;br /&gt;Bu A Ş K.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;“Bahar ona yardım etti,” diyor arkadaşı.&lt;br /&gt;Ağzında kuru bir dal, sırtını sarı çiçekli bir ağaca vermiş.&lt;br /&gt;“Dağ taş bayır gibi, kalbin de yeşermeye hazırdı işte raslaştığınızda. Buna bahar çarpması derler… Ne bir eksik, ne bir fazla.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Her şey formüle edilemez oysa,” düşünüyor ama söylemiyor kız bunu arkadaşına. Ne Mart’ın 11’i, ne Ocak’ın 28’i ne de bir sevgiliyi düşünmek için yılın en uygun ve uzun gecesi Haziran’ın 21’i fark etmez… 365 günün her biri ama her biri o renk deryasında, döndükçe beyazlayan ve göz alan renk tayfında kendini kaybetmek için en güzel gün.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız düşünüyor :&lt;br /&gt;Bu A Ş K…&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yakından&lt;br /&gt;Daha yakından&lt;br /&gt;Tenlerin ömür çemberlerindeki teğet anlarından birinden&lt;br /&gt;Koynundan bakıyor kız ona..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Isınmış ve soğumuşlar. Hareketlenmiş ve durulmuşlar. Nefessiz kalmış ve nefeslenmişler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sarı saçlar elmacık kemiklerine, bir çift narin deri ela gözlere örtü olmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kız düşünüyor&lt;br /&gt;Bu A Ş K…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Göz kapakları ruhu örter mi?” diye düşünüyor oğlan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu kadar yakın ve bu kadar iç içe olmak ona göre değil… Rüzgarın her nasılsa farklı bir yere savurduğu bir kar tanesi gibi hissediyor kendini…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanı geliyor, yakında eriyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hep yanlış yerde, hep yanlış zamanda…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlan düşünüyor :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu Ş E H V E T …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerçekimine kim karşı gelebildi ki sen gelesin..&lt;br /&gt;Kanatlarını koparan kendinsin…&lt;br /&gt;Bilinen yollarla uçmak haram sana..&lt;br /&gt;O halde başka türlüsünü denemelisin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zemheri fırtınasına 5 gün kala yılın ilk karı yere düştü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yakından bakmalısın,” denmişti ona, yakından baktı..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kar tanelerinin hepsi birbirinden farklıydı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak hepsinin ortak bir yönü vardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zamanları dardı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat rüzgarın her nasılsa başka bir yere savurduğu kar tanesi hepsinden aceleci davrandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkesten önce toprağa karıştı…&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Not: (Bir kaç parçası hariç) Nirvana'nın tutkulu bir hayranı değilim. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Ancak Cobain'in dünyayı terkediş tarzı herkes gibi benim için de şok ediciydi. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bir kaç hafta evel ilk paragraflarını bana zorla yazdıran "Zemheri" ise en azından başlangıçta Cobain'le zerre kadar bağı olmayan, kendince özgür bir hikayeydi;Ama yarım bir hikaye.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;İki gün evel Youtube'da "Something in the Way'i dinlerken, ya da seyrederken mi demeli, bir adamın boşa giden hayatının derinlerine daldım. Ya da daldığımı sandım.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sonra,&lt;/div&gt;&lt;div&gt;akşam olmadan hikaye bitti.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Kendiliğinden...&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4459535094677318612?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4459535094677318612/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4459535094677318612' title='0 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4459535094677318612'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4459535094677318612'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/03/zemheri.html' title='Zemheri'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R9VtnjG-mLI/AAAAAAAAAk4/6b4CpPPCiQQ/s72-c/nirvana_main.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-1901819204329653740</id><published>2008-02-28T12:07:00.001+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:54.319+02:00</updated><title type='text'>MIH</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R8aIKVXnexI/AAAAAAAAAko/rjtJMTK8m1w/s1600-h/Aybisch_Wild-birds_1[1].jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5171970933197863698" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R8aIKVXnexI/AAAAAAAAAko/rjtJMTK8m1w/s200/Aybisch_Wild-birds_1%255B1%255D.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Siyahtan renkliye geçiş döneminde bir yerlerde, henüz 10lu yaşlarımın başlarındayım. Tv’de bir film, filmde de 3 yetişkin kardeş var. Her nasıl oluyorsa bu üçüne hayatla ilgili üç dileklerinin bir şekilde olma şansı veriliyor. Kardeşlerden ikisi sıradan isteklerde bulunuyor; tahmini zor değil, zenginlik ve aşk… Üçüncüsü öyle bir dilekte bulunuyor ki, zaman zaman bugün bile kulaklarımda çınlıyor: &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Bilgelik&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hissediyorum, bu laf çok anlam dolu. Ancak o kadar anlam dolu ki, o yaşıma fazla geliyor ve beyin bardağımın kenarlarından taşıyor- yerlere dökülüyor. Böylesi daha iyi; boş bir beyinle ekrana baka kalıyorum. Para ve aşkı, bir diğer deyişle maddi veya manevi mülkiyetleri edinmelerinden ziyade ilk iki kardeşin, ben sonuncunun sonunu merak ediyorum. Ne elde edecek neticede acaba, bekliyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Film sona ererken gördüklerime dair hafıza kayıtlarım karışmış. Fakat bir motosiklet kazası ve uçan bir genç hatırlıyorum. Ancak bu uçuş darbeden kaynaklanmıyor, bilgeliği arzu eden oğlan işte öyle kendiliğinden uçup paçayı/kendini onlarca kırık kemik röntgeninin sahibi olmaktan kurtarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bu muymuş?" diyorum bilgelik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uçabilmek miymiş?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra dünya yüzlerce kere güneş etrafında dönüyor.&lt;br /&gt;Hayat yolu üzerinde yürürken artık elini tuttuğum insanlar değişmiş. Annem ve babam geride biryerlerde, bir başka şehirde kalmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Avucumda minicik bir el.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gökyüzünde öbek öbek kuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatının üçüncü yılındaki minik el konuşuyor:&lt;br /&gt;“Ben kuşları çok seviyorum…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyümüş el soruyor:&lt;br /&gt;“Neden?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minik el cevaplıyor:&lt;br /&gt;“Çünkü onlar uçabiliyor…Ben de uçmak istiyorum”&lt;br /&gt;Büyümüş el hayal kırıyor:&lt;br /&gt;“Biz insanlar uçamayız. Kuşlar uçabilir, çünkü onlar çok küçükler,”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Minik el itiraz ediyor:&lt;br /&gt;“Ben de uçabilirim, ben de küçüğüm!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyümüş el kendini çok ama çok büyümüş hissediyor. Biraz canı sıkılıyor.&lt;br /&gt;Gözünün önüne gömleğini pelerin gibi tek düğme ile boynundan bağlamış ve çatıda uçmaya hazırlanan bir çocuk geliyor. Bu&lt;br /&gt;                                                      minik elin&lt;br /&gt;                                                                       babasının çocukluğu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Büyümüş el iç çekiyor. Tüm ihtimalleri yok etmeli. Bunun için biraz bilgi yeter, başlıyor konuşmaya:&lt;br /&gt;"Kuşların kemiklerinin içi boştur. İşte bu yüzden hafiftirler onlar. Biz onlar kadar küçük olsak da uçamayız, bizim kemiklerimiz ağır…"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ciddi bir ifade ile dinliyor minik el.&lt;br /&gt;                                                          Ve uçmaya dair son umudunu da yitiriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilgi gelince bilgelik gidiyor galiba diye düşünüyor elinde minik bir el sokakta yürüyen bir anne.&lt;br /&gt;Ve merak ediyor hangisi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kemikler mi&lt;br /&gt;                     yoksa ezberletilmişi ezberleten anneler mi&lt;br /&gt;                                                                                               insanı bir çivi gibi yere mıhlıyor?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-1901819204329653740?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/1901819204329653740/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=1901819204329653740' title='11 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1901819204329653740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1901819204329653740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/02/mih.html' title='MIH'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R8aIKVXnexI/AAAAAAAAAko/rjtJMTK8m1w/s72-c/Aybisch_Wild-birds_1%255B1%255D.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>11</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-3640825827233920807</id><published>2008-02-10T16:13:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:54.472+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R68H6lXnetI/AAAAAAAAAkI/HVwxAvQd69U/s1600-h/Hamlet.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5165356000662223570" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R68H6lXnetI/AAAAAAAAAkI/HVwxAvQd69U/s320/Hamlet.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Şurada bir çıkıntı var orayı ısırın, kıpırdamadan durun. Makine çevrenizde bir tur atacak korkmayın….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;(Peki o halde sen neden kapıyı kapatıp kaçıyorsun)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vızzzz-cızzzz- uuuuuuuuuuuu- cızzzzzzz. Bızzzt.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapı açılıyor tekrar, henüz zaman kavramı üzerine kafa yorması abesle iştigal olacak yaştaki teknisyen odaya geri geliyor. Küpesi eksik diye düşünüyorum. Olsaydı yakışırdı. Gence ne yakışmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki korktum mu? Korktum elbette. Ama o andan değil, gelecekten korktum, olasılıklardan mesela… Daha da ilerleyen zamanlarda bundan daha da büyük, girenin mezarı andırıyor dediği aletlere girebilme olasılığından korktum. Öyle ya çoğunluğu yumuşak dokulardan oluşan varlıklarız ve o yumuşak dokulardan biri şu veya bu şekilde bir gün çürümeye karar verirse sepette bir çürük elma = tüm sepet çürük’e dönüşebilir kısa zamanda. Tanrı korusun tabi. Neyse ne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiki zamanın göreceli emin bir anında ise tıp teknologlarının yemeyip içmeyip ürettiği bir aletin tam merkezinde duruyorum. Muhtemelen bir ameliyat eldiveninin bir parmağı “ampute” edilmiş ve bir çıkıntıya takılmış. “Burayı ısıracaksınız,” diyor çocuk. Moral bozucu bir enstantane. Kendimi bir alete entegre etmek, geçici süreliğine de olsa onunla bir bütün oluşturmak fikri hoşuma gitmiyor. Üstelik durumda bir biçimsizlik var. Ayaklarım şu küpesiz oğlanın nazikçe ittiği noktada, popom ise işte bu yuzden biraz ortada kalmış, yere bakıyor. Oğlan düğmeye basıyor- “kıpırdamayın,” diyip kaçıyor. Sonrası malum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vızzzz-cızzzz- uuuuuuuuuuuu- cızzzzzzz. Bızzzt.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kurbanın çevresinde tur atan bir köpek balığı gibi çevremde turluyor alet. Dişinin kovuğuna gitmeyeceğimi anlamış olmalı ki ataktan vazgeçip duruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapı açılıyor. Küpesiz oğlan beliriyor yine. Ben aynı absürd pozisyonda tabi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5 dakka içinde filminiz çıkmış olur diyor, dişlerimi gevşetip aletle girdiğim kısa ama gerilimli ilişkiye son veriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bir panoromik çene röntgeni.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat beş dakika sonra benim öldükten sonra üç aşağı beş yukarı neye benzeyeceğimi gösterecek bana. Gerçekçi ama moral bozucu ve Hamlet’in kulakları çınlasın son derece de tanıdık bir resimle çıka geliyor oğlan. Kendimi kuru kafa halinde görmenin pek de eğlenceli bir şey olduğunu düşünmüyorum.&lt;br /&gt;Sonra doktor eline alıyor “rötuşsuz vesikalığımı”. Orası burası şurası bir şeyler anlatıyor. Tüm kelimeler bittiğinde aklımda sadece 1750 YTL’lik fatura ve bir de 7 diş lafı kalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan tam 39 ay önce bir sabah bir doktor eline neşteri alıyor ve karnımı 7 kat kesiyor. İçerden bir çocuk çıkarıp öptürüyorlar bana. Bir buçuk gün sonra hastaneyi terk ederken biz, cebimizden eksilen para da ne ilginçtir tamı tamına 1750 ytl.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7 diş ve 7 kat diyorum… Ne ilginç bir tesadüf!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte dünyaya gelmek için önünde 7 kapı açtıran 39 aylık evladın geçen gün kırdığı fotoğraf makinesinin hayal ve arzu edilen selefine bir süreliğine daha elveda diyorum böylece. Kitap çalışmalarım mı? Boşversene, nasıl olsa ben secret yasalarının kalbini kıran bir yazarım. Emanet makine alır nasıl olsa ikinci kitabı da yazarım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elimdeki son (kendi) kitabımı da birilerine verdikten sonra bir aydır konuya komşuya “bakııııın bu kitabı ben yazdım, “ diyebileceğim bir kitap kalmadığı için evde, bir dostun dediği gibi zaten “evrene yanlış yaptım”. Hak ettim yani… Evren ne yapsın!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde kimilerinin elimin kiri olarak tanımladığı şu meşhur değişim aracına kafayı takmış durumdayım… Zaman ayağımın altında erozyona uğramakta olan bir toprak yığını&lt;br /&gt;gibi akıp gitmekte. İçimden bir ses “acele et,” diyor, yaşlanıyorsun, pencere önünde dikilmiş bir adam Hamlet vari bir tarzda kuru kafa röntgenine bakıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve iç sesim konuşuyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Yaşın kaç olursa olsun hayat binbir olasılık kapısına açılan bir antredir. Ve bu kapıların tümünü olmasa da bir çoğunu açan altın anahtar (çok) paradır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zengin OLMAK ya da zengin OLMAMAK. Bütün mesele bu….”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;foto alıntı: http://silvertone.princeton.edu/~carson/Hamlet.jpg &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-3640825827233920807?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/3640825827233920807/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=3640825827233920807' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3640825827233920807'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/3640825827233920807'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/02/urada-bir-knt-var-oray-srn-kprdamadan.html' title=''/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R68H6lXnetI/AAAAAAAAAkI/HVwxAvQd69U/s72-c/Hamlet.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-673965304310064802</id><published>2008-01-28T11:42:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:54.716+02:00</updated><title type='text'>Lego ve Evrensel Çekim Yasası Üzerine....</title><content type='html'>&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R52ll-25oDI/AAAAAAAAAkA/ZvithGGDeCI/s1600-h/legooo.bmp"&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R52kpe25oBI/AAAAAAAAAjw/lK5g6RvIsLs/s1600-h/lego_brick.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5160461780601380882" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R52kpe25oBI/AAAAAAAAAjw/lK5g6RvIsLs/s400/lego_brick.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Eşimle aramızda geçen gün özü şöyle bir diyalog geçti: “Bizim çocukluğumuzda bunlar böyle değildi. Böyle daha sıkı, daha canlı renkteydiler, taktın mı devrilip çıkmazlardı,”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bildiniz, Legodur söz konusu olan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu cümleler sarfedilmeden önceki son yarım saatte minik kızımız halı üzerinde kendi halinde “artık seri ve ucuz üretim merkezi Çin’de bir yerlerde” üretilmiş dandik legoları ile oynamakta. Herkesi kendi uğraşları ile başbaşa bırakan bu eşsiz dakikalar zaman zaman keskin bir çığlık sesi ile kesiliyor. Artık alıştık, dönüp de bakmıyoruz. Belli ki legoların çekik gözlüler tarafından iyi hesaplanamamış ağırlık merkezleri kızımın arzu ettiği yüksekliklere dayanamıyor, legolar devriliyor ve dağılıyor. Kısaca sorun sadece yüksekliklerde değil, parçaların yeteri kadar birbirini sevmemesinde de. Öyle ya, küçük bir krizde el ele tutuşmaktan vazgeçiyor, bozguna uğruyorlar sarısına sarı, mavisine mavi, ve kırmızısına kırmızı demek için bin şahit gerekecek legolar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra eşime cevap veriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ya gerçekten … Nasıl da sıkıydı bizim legolar. Hem elinle sıkıştırdın mı yamulmayacak kadar katı, hem de birbirlerine taktığında devrilmek vız gelecek kadar sağlam. Böyle bir de adamları vardı tipleri bugün gibi gözümün önünde….NE güzeldiler!”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ben aklımı çin meselesi ile meşgul ediyorken eşim bilgisayar başına geçiyor.&lt;br /&gt;Çinişi mallara takılmak cepsel anlamda iyi hoş da insana “mış gibi- miş gibi hissi veriyorlar,” diye düşünüyorum. Lego mu şimdi bu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnternet bir umman, internette lego bir başka umman.&lt;br /&gt;Biz bıraktıktan sonra dünya yerinde durmuşmu ki Lego adamları yerinde dursun. Koskoca şehir maketleri, şehir olur da “proleterya” olmaz mı setleri, insan olur da yangın olmaz mı (İtfaiye) setleri ve dahi insan olur da hayal gücü olmaz mı setleri (herbirinin adı birbirinden tuhaf biyonicle adamlar ki benim en çok Mutran ve Vican dikkatimi çekti– hani Voltran vari), ve&lt;br /&gt;Ve ötesi,&lt;br /&gt;Küçük lego adamlarının küçük omuzlarında bir büyük görev: Mission Mars…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerimiz ve bizzat yenimiz dar. Biz ne bir legoya 100-200 milyon verebiliriz ne de Mars’a gidebiliriz. İste belki de o yüzden midir acep elin evladı Ay’a ayak basar, Mars’dan robot marifeti olsa da, fotolar çeker yollar da biz seyrederiz. Bir zamanlar bir film eleştirmeninin acı bir eleştirisi ile dili yanan bir filmcinin dediği gibi, hiçbirşey olamayanlar eleştirmen olur misali, eleştirir de eleştiririz üreten dünyayı … Mesela birbirimize "acep aya ayak basma meselesi hikaye miydi, Astronotun gölgesi ile bayrağın gölgesi aynı yönde değil," türü fotoğraflı mailler gönderirirz falan filan…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onların veletleri ile bizim veletler arasındaki şans farkı böyle bir şey işte.&lt;br /&gt;Ancak yeni çağ geldi , neyseki şanslar biraz olsun eşitlendi.&lt;br /&gt;Nasıl mı?&lt;br /&gt;Secret’la :)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“NE dilersen olur,” edebiyatına bir başka günün hikayesi olan “reiki-meiki” geçmişimden dolayı söz konusu histeriler yaratan – çok satanlar listesini haftalarca allak bullak eden kitaptan önce de prim verenlerdenim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bizim dönemimizin tüm aydın geçinenlerinin ortak saplantısına sahip bir ölümlü olarak popüler şeylerden nefret etmekteyim. Fakat-ama- lakin ve heyhat Secret’ı nereme sokacağımı bilemeden, "yakınlarda umarım bir tanıdık yoktur," diyerekten 13 milyonu bayılıp kitabı alanlardan biri de benim- itiraf edeyim…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdilerde küçük burjuva aydını komplexlerimi “ öhöm şey ben secret moda olmadan önce de inanırdım çekim yasasına” diyerek bertaraf etmekteyim. Secret'ın bana vaad ettiği gibi hayal ettiğim herşey, kahretsin ki en büyük hayallerim henüz gerçekleşmemiş olsa da "en azından dürüstüm," tesellisine sahibim....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VE sonra tüm optimist saflar gibi inandığım değerleri hayatta ve ay&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R52k_-25oCI/AAAAAAAAAj4/Rf6dYhJupPk/s1600-h/lego08.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5160462167148437538" style="FLOAT: right; MARGIN: 0px 0px 10px 10px; CURSOR: hand" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R52k_-25oCI/AAAAAAAAAj4/Rf6dYhJupPk/s320/lego08.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;akta tutmak için en küçük fırsatları bile değerlendiririm ben. Öyle ya itici ama popüler adıyla secret, eski tabirle çekim yasası olmasaydı dün kuzenimi kapıda elinde koskoca bir kutu gerçeküstü diyebileceğim kadar gerçek bir lego setiyle nasıl bulabilirdim…Hadi bu tesadüf, ertesi gün (yani bugün) GOOGLE sayfasının logosunu Legolarla kim yazdı? Kuzenlerim mi? Sanmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lego’nun 50. yılıymış. Evren kızıma hoş bir sürpriz yapmaya karar vermiş…. Daha da alası secret’a inancını yitirip yitirip bunalıma giren anasına elbet bir gün evinin de olacağını anlatmak istemiş… Ne dersiniz olamaz mı??? &lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-673965304310064802?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/673965304310064802/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=673965304310064802' title='3 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/673965304310064802'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/673965304310064802'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/01/lego-ve-evrensel-ekim-yasas-zerine.html' title='Lego ve Evrensel Çekim Yasası Üzerine....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R52kpe25oBI/AAAAAAAAAjw/lK5g6RvIsLs/s72-c/lego_brick.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-6759694578336586048</id><published>2008-01-25T21:28:00.001+02:00</published><updated>2011-10-26T09:23:39.198+03:00</updated><title type='text'>Özetle : Hayat biberdir ....</title><content type='html'>&lt;div&gt;Hayalkırıklığı kelimesinin tek bir anlamı olduğunu onun da karşılık verilmemiş aşklarla alakalı karışık duygulara tekabül ettiğini sandığımız ilk gençlik yıllarında bir hayalimiz vardı…&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Üniversiteden birkaç kafa kız arkadaşımızla evlenmeyecek, birlikte bir eve çıkacaktık. Henüz bir annenin, bir babanın kanatlarının ne kadar da geniş olabileceğini idrak edemediğimiz zamanlardı. Çünkü onların kanatları ufka kadardı ve biz heryeri kaplayan bu nimeti hissetmez olmuştuk, tıpkı soluduğumuz oksijen gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O günlerde annemin dudakları arasından bir cümle döküldü. Hayat denen benzersiz tecrübenin ne kadar da zorlu olduğunu henüz bilmesem de bu sözle biraz olsun hissettim. Ötesi hayatım boyunca ne zaman bir kalıp peynir alacak olsam annemin sesini kulaklarımda hissettim- ve hissedecektim artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek cümle ile hayat dersi böyle bir şey olsa gerek. Annem bana sadece ve sadece şöyle demişti:&lt;br /&gt;“Bir kalıp peynirin kaç lira olduğunu biliyor musun sen?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmiyordum. Ama peynir deyip geçtiğim, kahvaltı sofrasında küçük ama bir “illaki” detayı olarak gördüğüm beyazlığın o güne kadar farketmediğim cüssesinden ödüm koptu. Çünkü o bir ananın evladına hayat yolunda işlerin o kadar da kolay olamayacağını anlatmak adına kira kontratoları, aydınlanmaya- ısınmaya- yıkanmaya- uzaklardaki birileri ile konuşmaya, budolabını dolduracak tüm nesnelere sahip olmaya ve onları pişirmeye ve dahi giyinip kuşanmaya vs. vs . vs. yetecek kadar kazanmanın o kadar da kolay olmadığını anlatabilmek adına görevlendirilmiş bir neferdi ve görevini çok iyi yerine getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün.&lt;br /&gt;Bir dostun paprika sosu ve ezine peyniri ikilisi ile mükemmelleşmiş tostlara övgüsü üzerine, ve elbette haftalık alışverişin gerektirdiği kalemlerden biri olarak peynir reyonu önündeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Orta halli bir kalıp ezine 8 küsür YTL anne.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve bu, hayat denen tostun sadece bir kısmı….Daha sırada paprika sos var ki o, geride kalan tüm detayların varsayalım bir özeti…. Bir çokları için lüx tüketim malları kategorisinde: tıpkı ve nerdeyse yaşamak gibi…..&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-6759694578336586048?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/6759694578336586048/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=6759694578336586048' title='1 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/6759694578336586048'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/6759694578336586048'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/01/zetle-hayat-biberdir.html' title='Özetle : Hayat biberdir ....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-952719505006007566</id><published>2008-01-22T11:59:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:54.993+02:00</updated><title type='text'>Platon'un Mağarası....</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R5W_Gbe1RFI/AAAAAAAAAjg/LaLFzum_85o/s1600-h/adsÄ±z.bmp"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5158239065399968850" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R5W_Gbe1RFI/AAAAAAAAAjg/LaLFzum_85o/s400/ads%C4%B1z.bmp" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Hayal ettiği kadar gezemeyen insanların gönlünce gezen insanlara karşı beslediği çeşitli duygular vardır. Ruhunuzun iyilik– kötülük göstergesinde ibrenin bugün hangi tarafta durduğuna bağlı olarak bu duyguların adını siz koyun. GIPTA, KISKANÇLIK, İMRENME, FESATLIK, HAYRANLIK, HASETLİK.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herneyse….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duygularınız ne olursa olsun teselliniz Anselmus’un sözleri olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İnsana özgü hiçbir şey bana yabancı değil…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sözün özü yukarıdaki duyguların her bir tanesini hayatımın çeşitli evrelerinde ve günlerinde söz konusu gezginlere karşı besledim, ama kendimi affettim Gelecek günler için hayal topraklarıma umut tohumları ektim- beklemekteyim..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşin bu kısmı ile sorunumu çözdüm ama muhtemelen tek geliş bileti ile vasıl olduğumuz şu gözünü sevdiğimin dünyasını daha çok göresim ve hakkında daha çok yorum yapasım var. Bir de bu “göresim ve yapasım” duygularını müteakip gayri ihtiyari bir gerilimim….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oturduğum yerden &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;Platon’un mağarası*&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt; misali görebildiğim (gerçekliğinden şüpheli) ne kadarsa o kadar şeyi görüp yorumlayarak uçsuz bucaksız siyahlıktaki büyük mavi bilyenin üzerinde dönenleri, olan bitenleri, sakinlerinin (yoksa tepişip duranlarının mı demeli) ürettiklerini kavramaya çalışmakla meşgulüm. Tüm bunları anlamak ve yorumlamak neyime yarayacak pek bilmesem de içimdeki ses “bunun nedeni var oluşuna anlam kazandırma çabası,” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;VE dışımdaki ses de “ben bilmem var oluşuma anlam kazandırmak manlam kazandırmak gibi alengirli lafları, bana göre geldin madem şu mavi topa- onu avucunda yuvarla, alabildiğine oyna onunla ve keşfet, tadını çıkar doya doya,” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Fakat görünen o ki şimdilik ben o mavi bilye ile değil de o mavi bilye benle oynuyor, hoplatıp- zıplatıp- çabalatıp çabalatıp yine de yerinde saydırıyor. Sol – sağ- sol sağ- sol sağ (üstelik iktidar hangisinde olsa da yine de aynı şekilde aynı vasatlıkla…)&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl gezemeyen ama yazabilen bir çok insanın akşamları malzeme arayışı içinde ya Tv başında ya da Pc başında geçiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kader bana bunlardan birincisinin eğitimini almak, ikincisinin ise eğitmenliğini yapmak gibi bir rol biçtiği için son yıllarda daha çok yörüngesinde olduğum nesne elbette ki Pc’ler…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci nesneyi dışlamak için tüm bu laf kalabalığından öte çok sağlam nedenlerim var aslında. Bu nedenlerin arasında biz aval aval bakarken milyarları götüren yarışmacıların samimiyetine inanmamam, dizi dizi dizilmiş dizilerin zaten gerçek olmadığını ve yine birilerinin cebini daha çok doldurmak adına sakız gibi uzatıldığını düşünmem, ülkenin ezici çoğunluğu meteliğe kurşun atarken haspel kader bir yerlere gelmiş kimilerinin bir ayda 45 öğretmenin hayatından koca bir ay vererek aldıkları maaşa bedel maaşlar aldığını ve bunları kesinlikle hak etmediklerini düşünmem, ayağımdaki ayakkabı bir asgari ücret bedelinde diye gerim gerim gerilirken paçalarından duyarsızlık akan insanları beyaz cam ötesinden dahi evime sokmak istememem gibi nedenler var. Ha bir de şehit cenazeleri, ve bir de çocuk tacizleri…..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eşimin evde olmadığı geceler televizyon işte tüm bu nedenlerden dolayı beyaz değil siyah ekran bizim evimizde. Ve bu siyah son derece huzur verici bir siyah… Gönül rahatlığıyla tavsiye ederim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de kabul etmek lazım ki akşamları ekranı siyahtan beyaza dönüştüren ben olmasam da ona hiç bakmıyor da değilim. Kimileri buna optik kayma da diyebilir. Hani sokakta yanından geçen güzele ister istemez bakan erkeklere bilim adamlarının sunduğu bilimsel bahane alternatifi....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bahanem ne olursa olsun ve hangi sıklıkla bakıyor olursam olayım gerçekten de televizyonun bir “yazan” için zengin bir malzeme kaynağı olduğunu düşünüyorum. Beni ben yapan görüşler silsilem içinden o gün hangisi baskın çıkmışa gözlerimde o görüşün gözlükleri ile malzeme ayıklarken buluyorum kendimi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En çok malzeme toplayan gözlüklerimden biri de feminizm gözlüğüm…. Bu gözlük gözümdeyken ekrana bakmak gerçekten çok acı verici. Ülke gerçeği budur diyerek yabancı dile çevrilemez bir kelime olan “namus” eksenli dizilerle genç kızlara dokunulmamışlıkları bir şekilde dokunulmuşluğa dönüştüğünde ölmeyi, erkeklere ise bu durumlarda terk etmeyi öğreten hikâyeleri sevmek söz konusu bile değil. Daha da fenası, erkek aşkına yenik düşüp kızı bir şekilde affedecek gibi olsa da yönetmenin kızı bir türlü affedememesi ve ona son kostüm olarak kefen giydirmeden içinin rahat etmemesi…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizileri geçelim, reklâmlara gelelim diyeceğim ama onlar da “al birini vur ötekine” deyişini onaylar bir hava içinde oldukları için pek de iç açıcı değiller.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tatlı rafı önünde kocalarının kendilerinden beden şekli bağlamında taleplerini dile getirip ağızlarının suyu aka aka kalori hesabı yapan kadınlar mı daha iğrenç, yoksa beni şu kadarcık olsun sevmiyor musun diyerek parmağının ucunda hayali bir tek taş yüzüğü canlandıran kadınlar mı hiç bilemiyorum…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl üniversitede bir hocamızın dediği lafı hatırlamadan emiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Televizyon ortalama 13 yaş civarı zekâların anlayabileceği verilerle hazırlanır…”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve ne yazık ki o yaş insanların kendilerine ya da sevgilerine kıymetli taşlarla bedel biçmemeleri, cinsel tercihlerine göre yargılanmamaları, kimi deneyimlerin başkalarına kendisini aşağılama hakkı tanımadığını anlayacakları- düşünüp bu tür sonuçlara varamayacakları bir yaş gibi gözüküyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;&lt;strong&gt;PLATONUN MAĞARASI:&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;&lt;strong&gt;Platon'a göre, insanlar bir mağaranın içinde yaşarlar ve yüzleri mağara girişinin karşısında bulunan duvara dönük olduğu için sadece ve sadece buraya düşen gölgeleri görebilirler.&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Duyumlarımız yoluyla varlığından haberdar olduğumuz bu görünümler, gerçek değil, gerçeğin iyiden iyiye bozulmuş gölgeleridir.&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gerçeği görmek isteyen bir kimsenin, akıl yoluyla duyusal zincirlerden kurtularak başını mağaranın girişine çevirmesi ve orada geçit töreni yapmakta olan ideaları, yani görüntülerin oluşumunu sağlayan gerçek biçimleri seyretmesi gerekir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu nedenle bu alemde duyumsadığımız varlıklar birer gölgedir ve asıl var olan şeyler, bu gölgeler ve bu yanılsamalar değil, onların ardındaki ölümsüz idealardır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mesela bir at ne kadar olağanüstü olursa olsun, zamanla bozulur ve kaybolur; oysa at ideası ezelî ve ebedîdir, değişmez. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;bilgi alıntı:kimkimdir.com&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-952719505006007566?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/952719505006007566/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=952719505006007566' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/952719505006007566'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/952719505006007566'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/01/platonun-maaras.html' title='Platon&apos;un Mağarası....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R5W_Gbe1RFI/AAAAAAAAAjg/LaLFzum_85o/s72-c/ads%C4%B1z.bmp' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8859721320145184996</id><published>2008-01-18T22:30:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:55.221+02:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R5EN0Le1REI/AAAAAAAAAi4/LcbuPaa4WjQ/s1600-h/collage.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5156918238402397250" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R5EN0Le1REI/AAAAAAAAAi4/LcbuPaa4WjQ/s400/collage.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;“Bana ütü al,” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ay aman ne ütüsü?” diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“ütü al ban ütüüüüü,” diyor gözlerini aça aça- minik dudaklarını büze büze….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra bir başka gün …&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sokağa çıkma telaşı…. İtiraz tınıları sarıyor odayı….&lt;br /&gt;“Ama ben yuj sürmedim yujjjj,” diyor diz hizamı çoktan geçmiş, göz hizama gelmesine ise daha seneler olan evlat.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ben büyüdüm,” diyor. “Yok daha büyümedin ama büyümektesin,” diyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Merak ediyorum, soruyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Ne olacak ki büyüyünce?”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“binnur olacam,” diyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Demek binnur olmak böyle bir şey. Kendimi özetleyiveriyorum bir kalemde : bir elimde ruj, bir elimde ütü. Ne ala bir görüntü…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sizi ve kendimi bilmem ama ona göre öyle işte, muhteşemim….&lt;br /&gt;Her ne kadar “napçan be binnur olup evladım. Sen NEHİR ol NEHİRRRRRRR!” diye devrimci bir anne tiplemesi çizsemde o anda, ilk oyuncakçı ziyaretinde kendimi elinde ütü seti kasiyer önünde sıra beklerken buluyorum….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünya çoktan yaratılmış ve roller çoktan paylaşılmış bile…..&lt;br /&gt;Sırada rolleri destekleyen aksesuarları kapışma faslı var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kızlar üzeri otrişli zifaf gecesi terlikleri alacaklar, erkelerse ışın kılıcı- tabi oyuncak olarak……&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüylü terliklerden bir sonraki aşama ise çay setleri, tabak çanaklar ve elbette ütü setleri….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük bir kız çocuğunun kendisini annesi gibi hissetmesi için oyuncak firmalarınca gereği düşünülmüş tüm detaylar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biçilmiş rollere benim itiraz edecek gücüm varmıydı ki minnacık kızımın olsun…. Üstelik bu düzenin işini kolaylaştıran dişilik içgüdülerine benim sus diyecek halim var mıydıki onun olsun…..Kendimden esirgemedigim oyunları ondan esirgeyene aşk olsun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O halde sorun yok oyuncakcılara yeni yeni düşen mini çamaşır makinesi ve mini mikserlerden de bir adet almalı. Ve bir de altını ıslatmak marifetmiş gibi söz konusu eylemi yaptığı koca harflerle cicili bicili kutusu üzerine yazılmış bebeklerden de bir tane…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve gözüme iliştiği anda yüzüme yayvan bir gülümseme konduran oyuncak peri değneklerinden de mutlaka bir tane.&lt;br /&gt;Böylece&lt;/div&gt;&lt;div&gt;eve dönüş yolunda&lt;/div&gt;&lt;div&gt;torbamızda &lt;/div&gt;&lt;div&gt;kromozomlarımızın payına düşen tüm görev araçlarının yanı sıra&lt;/div&gt;&lt;div&gt;tüm bu görevlerin üstesinden gelebilmek adına bir umut da taşıyor olacağız…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8859721320145184996?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8859721320145184996/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8859721320145184996' title='4 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8859721320145184996'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8859721320145184996'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2008/01/bana-t-al-diyor.html' title=''/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R5EN0Le1REI/AAAAAAAAAi4/LcbuPaa4WjQ/s72-c/collage.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-9167055972966840053</id><published>2007-12-30T19:42:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:55.346+02:00</updated><title type='text'>Tüm şarkılar......</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R3fZE7e1Q9I/AAAAAAAAAh8/CHOwXdafKTQ/s1600-h/iro.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5149823377631167442" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R3fZE7e1Q9I/AAAAAAAAAh8/CHOwXdafKTQ/s400/iro.gif" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; “Klasik anne formatı dışı” pazarlardan birinde, anne ne kadar çabalasa da “klasik anne formatı dışı” bir gün diye bir şey olmadığını bilerek ütüyü fişe taktı. Klasikliği yoketmek adına, ya da Tanrı vergisi bir eğilimle ruhunu besleyip sıcak demir düzleyici banallığından sıyrılmak- ve işleri biraz kolaylamak umuduyla teknolojinin sunduğu başka bir imkana dokundu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müzik odaya doldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Külü çoktan göğe savrulmuş dişlek bir adam çok basit ama çok güzel bir şeyler diyordu….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Seni sevmek için doğdum&lt;br /&gt;Kalbimim her atışında&lt;br /&gt;Evet, seninle ilgilenmek için doğdum&lt;br /&gt;Hayatımın her gününde…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Kadın şarkıyı mırıldandı, belki de daha ötesi haykırdı…&lt;br /&gt;Çocuk ayak altında dolandı. Ütüye yakın geçti, anasını çekiştirip iteledi. Ortada kalmış bir çantaya el attı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın şarkıyı söylemeye devam etti :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;I was born &lt;strong&gt;(dağıtma)&lt;/strong&gt; to loooove you&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;With every single beat &lt;strong&gt;(yapma)&lt;/strong&gt; of my heart….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocuk da deşinmeye ve tepinmeye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne de olsa bunları haklı çıkaran iki bahanesi vardı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm dünya üzerindeki çocuklara bahşedilmiş "yarı deli muzurluğu".&lt;br /&gt;Ve aşk adına yazılmış tüm şarkıları üzerine alınma hakkı…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Söylenenlerin tanımadık bir dilde olmasının ise önemi yok kadar azdı.&lt;br /&gt;Ne de olsa anne aşkının tek bir dili vardı ve diğer herşey bunun ifadesi için bir araçtı….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object width="425" height="355"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/jiot1P3-Hng&amp;rel=1"&gt;&lt;/param&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;/param&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/jiot1P3-Hng&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-9167055972966840053?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/9167055972966840053/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=9167055972966840053' title='6 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/9167055972966840053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/9167055972966840053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2007/12/tm-arklar.html' title='Tüm şarkılar......'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R3fZE7e1Q9I/AAAAAAAAAh8/CHOwXdafKTQ/s72-c/iro.gif' height='72' width='72'/><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-6306562074077007152</id><published>2007-12-22T21:56:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:55.441+02:00</updated><title type='text'>Falda Böğürtlen....(Asliberry'ye)</title><content type='html'>&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R21tqre1Q3I/AAAAAAAAAhM/n2y0m1Jl4AI/s1600-h/Blackberry_Cluster.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5146890529148322674" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R21tqre1Q3I/AAAAAAAAAhM/n2y0m1Jl4AI/s400/Blackberry_Cluster.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="color:#990000;"&gt;Öpüşürler ve kız arkasını döner kalabalığa karışır.&lt;br /&gt;Yüzlerce kara kabanlıdan biridir artık. Ve daha da ötesi kalabalıktaki onlarca at kuyruklu kızdan biri…&lt;/span&gt; &lt;div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Bir süre gözle takip edilebilir durumdadır. Biraz zaman geçince takibi imkânsız bir hal alır. Dışarıdan bakıldığında hepsi birdir (işte). Madem hepsi birbirine benzer ve hatta kimileri kısmet denen yabancı dillere çevrilemez şey sayesinde sepetine düşen(ler)den daha iyi; “Nedir fark,” der oğlan kendine. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Cevap için mevsimi beklemek gerekir, vardır her cevabın bir mevsimi çünkü.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaz bitmektedir. Dağların yokluğunda dağ geçinen tepelerin önünde buluverir oğlan kendini.&lt;br /&gt;Çalılar bir başka gözükmektedir. “Yanaklarına al düşmüş gibi mesela,” der oğlan. Keçiyolunun sağını solunu sarmış mütevazı dikenli teller çok değil birkaç hafta eveline göre biraz renklenmiş gibidir. “Aşık olmuş gibi mesela” der oğlan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aşkkk. Aşşkkk. Aşşşşşşşşk.&lt;br /&gt;“Ne tuhaf bir laf bu,” der oğlan kendine, ve dahi tuhaf bir his de aynı zamanda, tuhaf bir kelime olmaktan öte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Yaşlanmaktan korkar sonra. Çünkü aşk bir ayrıcalık ise eğer, ayrıcalık gençlikle beraber bitmektedir (görünen o ki). Buna “Hayır” diyen olabilir. Onlar içinse gençliğin menzili uzatılabilir. Birçok kavram gibi gençlik de lastik gibi birşeydir nasıl olsa. İsteyen istediği kadar uzatabilir. VE dahi isterse sündürebilir bile.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Pofuduk ve rengârenk minderlerin yeşil çimenler üzerinde dört bir yana dağıldığı nargile evi gelir sonra aklına. Aslında aklına gelen son zamanların “yayılarak zıkkımlanmak” modasına uyum sağlayan “içimhane”sinden ziyade sözkonusu yerin kadrolu falcısıdır. Ülkedaşlarının taklitçilik yeteneği üzerine düşünme fırsatını esgeçmek ister ve herşeye rağmen farklılaşma çabasına odaklanır. Nargileevi sahibinin diğer rakipleri gibi yüzlerce lira sayarak diktirttiği ve bahçeye cansız çiçekler gibi bir nevi ektirttiği sarı- mavi-turuncu- yeşil-pembe ve illaki kırmızı onlarca minder değildir de aklını çelen, bir kara kuru kadındır minderler arasında salınıp gezinen.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklılaşma çabasının eseri, “Kadrolu falcı” yanaşır müşterilerin yanına bazı bazı. Amaç belirsiz. Kara kabanlı sevgilisine göre oğlanın, niyet kazanç arttırmak. Oysa oğlan başka düşünmektedir her seferinde. Göz göze gelip ağusunu almak her faninin kolay iş olmamalı bir medyum için. Yanaşıp konuşacaksın, konuşup boşaltacaksın aldığın enerjiyi (zat’dan). Ve onun hissedip de hissettiğini kendi kendine bile itiraf edemediği kötü kaderini allayıp pullayıp kelimelere dökeceksin ki o rahat etsin ve elbet 6. his lanetine uğramış olan kadrolu da onunla beraber.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat her zaman her şey bu kadar berbat olmak zorunda değildir. Yan siniye yanaşık pembe minderde oturan kız yanındaki uzunla evlenme hayalleri içinde fincanı ters çeviriverir. Biraz uzun olmanın gerekliliği, oğlanın başı kavaklar ve onları etkileyen yeller arasında olabilir. (Ve) İşte tam bu yüzden belki biraz geç düşünebilir ama -- kuyumculardan kuyumcu beğen -– bir vitrinde kız için bir alyans epeydir alınmayı beklemektedir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;Ve sonra yine aynı grupta, bu kez kırmızı minder üzerinde oturmakta olan kız da emeline ulaştı ulaşacak, bunun için fincanı al aşağı etmeye gerek bile yok, dizinin dibindeki oğlan hem elini tutmakta, hem gözünün bebeğini kollamaktadır kızın: “Acıktın mı sevgilim? Bir koşu sana tost alayım, geleyim”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Velhasıl, düşünür oğlan “aşk güzel şeydir,” taşlı-topraklı keçiyolu ayaklarının altında hışır – hışır.&lt;br /&gt;Sonra aklına yan sininin diğer konukları gelir. Keramet renkte midir belirsiz, ama kızlardan biri kahverengi minder üzerinde oturmakta. Kızın arkadaşlık konumundan sevgili durumuna kendiliğinden terfi etsin diye gözünün içine baktığı hödük ise başka masalara bakmakta. Kız güzel, güzel olmasına ama – ama işte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Kadrolu falcı belirir. Sezinlenilmiş – ve anlatılması gerekmiş şeyler dönmektedir masada. Kötü haberi sona sakla. Pembe ve kırmızı minder sakinleri dinleyecek önce halini, kahverengi minderdeki en sonra.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Böğürtlen var burada," diyor kadın, bakarak yeni açılmış- ama daha öncesinde telvesi donup kalmış fincana. Sonra bilmezmiş gibi ne için kapattığını kızın falı, konuşuyor tuhaf edalarla : &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;“Falda böğürtlen işte başarı, aşk hayatında yenilgi demek. Ne için kapattın görünmüyor ama her işte önemli olan hayırdır hayır…”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;..&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;(Ve) Bir başka gün, bir başka günün cadısı konuşuyor bir başka yerde:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Rüyanda böğürtlen gördüysen vay haline zira seni ağlatacak bir olay yaşayacaksın demektir.&lt;br /&gt;Ama uyanıkken, ve hatta dipçik gibiyken, (çünkü dağ bayır yürümektesin) böğürtlen görmek mutluluk demektir.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Harfler ve kelimeler ve cümleler yankılanıp yankılanıp yokoluyor sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir tek keçiyolu var, aynı hayat gibi, oğlanın önünde uzanmakta…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;“Nedir fark,”&lt;/span&gt; diyor oğlan kendine tekrar, &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;"hepi topu el kadar at kuyruğuyla onu&lt;/span&gt; (siyah mantoluyu)&lt;span style="color:#cc0000;"&gt; diğerlerinden ayrı kılan?"&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sorunun cevabını bilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sıra bugünün cadısına geliyor… Parmağını önce “A” harfine basıyor, sonra “Ş” sonra “K” klavyede:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Aşk gibidir böğürtlen.&lt;br /&gt;Ya da dalında binlercesi varken sadece bir tanesini gözüne kestirmek, ona doğru çekilmek aşka benzer. Aşk da böyle bir şeydir çünkü. Çok insan vardır hayat kapınızdan giren çıkan, ama sadece birinden gözünüzü alamazsınız. Uzan da al beni der sanki o size, diğerlerini artık umursamazsınız” diye yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözü kenardaki böğürtlenlere takılıyor oğlanın &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Daha nicesi yan dallarda ışıl ışıl- bal bal - diri diri bekleşmekteyken uzanıp da yalnızca birini koparıyor, ağzına atıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlan biliyor,&lt;br /&gt;--önce veya sonraları bilmez ama-- tam şu anda dünyanın en nefis böğürtlenini yiyor. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-6306562074077007152?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/6306562074077007152/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=6306562074077007152' title='8 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/6306562074077007152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/6306562074077007152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2007/12/falda-brtlen.html' title='Falda Böğürtlen....(Asliberry&apos;ye)'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://3.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R21tqre1Q3I/AAAAAAAAAhM/n2y0m1Jl4AI/s72-c/Blackberry_Cluster.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-8401498222805987972</id><published>2007-12-10T20:57:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:55.889+02:00</updated><title type='text'>John</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R12RO713D4I/AAAAAAAAAg8/soxuwDf2FGc/s1600-h/lennonyoko_iw.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5142426035294769026" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R12RO713D4I/AAAAAAAAAg8/soxuwDf2FGc/s400/lennonyoko_iw.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;2. bin yıl bitiyor(du). Radyonun biri bir yarışma açmış(tı). Hernedense bin yılın değil de yüz yılın şarkısını seçin (di) konusu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aday falan yok(tu), aklınızdan geçeni gönderiyorsunuz(du).&lt;br /&gt;(&lt;br /&gt;O günlerde&lt;br /&gt;)&lt;br /&gt;Hem kafamda hem de müzik çalarımda sürekli dönmekte(ydi) John...&lt;br /&gt;Diyor(du) ki:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişi düşünüyordum&lt;br /&gt;Ve kalbim hızla çarpıyordu&lt;br /&gt;KOntrolümü kaybetmeye başladım&lt;br /&gt;Seni incitmek istemedim&lt;br /&gt;Seni ağlattığım için üzgünüm&lt;br /&gt;Seni kırmak istemedim.&lt;br /&gt;kıskanç bir adamım sadece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güvensiz hissediyordum&lt;br /&gt;Beni artık sevmiyor olabilirdin&lt;br /&gt;İçten içe titriyordum&lt;br /&gt;Seni kırmak istemedim&lt;br /&gt;Seni ağlattığım için üzgünüm&lt;br /&gt;Kıskanç bi adamım sadece&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerini yakalamaya çalışıyordum&lt;br /&gt;Kaçırmaya çalıştığını düşünüyordum&lt;br /&gt;Acımı yutkundum&lt;br /&gt;Acımı yukundum(uyordum)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Seni kırmak istemedim&lt;br /&gt;Seni ağlattığım için üzgünüm&lt;br /&gt;Kıskanç bi adamım sadece&lt;br /&gt;Kıskanç bir adam..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="355" width="425"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/_m8wvKwHqYM&amp;amp;rel=1"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/_m8wvKwHqYM&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Yarışma sonlandı. Şarkıyı tutturamadım ama binlercesi arasından şarkıcıyı tutturdum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bin yılın şarkısı yine John'dan dı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Onun deyimiyle her türlü geleneğe karşı ama şeker kaplı olduğu için kabul görmüş bir şarkı, Imagine, en çok oyu aldı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanlar benim gibi aşkı değil idealleri oylamıştı.&lt;br /&gt;Yenilmek bu kez çok tatlıydı....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;object height="355" width="425"&gt;&lt;param name="movie" value="http://www.youtube.com/v/jEOkxRLzBf0&amp;amp;rel=1"&gt;&lt;param name="wmode" value="transparent"&gt;&lt;br /&gt;&lt;embed src="http://www.youtube.com/v/jEOkxRLzBf0&amp;rel=1" type="application/x-shockwave-flash" wmode="transparent" width="425" height="355"&gt;&lt;/embed&gt;&lt;/object&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-8401498222805987972?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/8401498222805987972/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=8401498222805987972' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8401498222805987972'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/8401498222805987972'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2007/12/john.html' title='John'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R12RO713D4I/AAAAAAAAAg8/soxuwDf2FGc/s72-c/lennonyoko_iw.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-4671852373600740411</id><published>2007-12-01T15:32:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:56.054+02:00</updated><title type='text'>Neyse ki "Müebbet" Bileklik</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R1Fnu713D2I/AAAAAAAAAgs/neib0-CiLA4/s1600-R/22968756.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5139002705841688418" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R1Fnu713D2I/AAAAAAAAAgs/S4mnI-YtH00/s400/22968756.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Karışık duygular içinde olmak istiyorsanız, anne olun! &lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu durum size kendinizi farklı günlerde farklı savlar öne sürerken bulma tecrübesini yaşatacaktır. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Bu savlardan biri şudur: &lt;span style="color:#ff0000;"&gt;Evlattan öte bir şey yok… Doğurmadan önce bir çocuğu bu kadar sevebileceğime inanmazdım… &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Diğeri ise şudur: &lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Aman- aman, sakın ola evlenmek için, hele ki çocuk yapmak için acele etmeyin!&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İkinci savdan dinleyicinin eşinizi sevmediğinize dair bir bulgu çıkarmasına engel olma istemiyle elbette ki ek açıklamalara ihtiyaç göstereceksiniz…. Ki bunlar “o” nun aslında son derece iyi bir insan olduğu, çok severek evlendiğiniz ve hala da çok sevmekte olduğunuz türü özelinize ait minik itiraflardır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;Keza çocuğunuz da öyle; pek bir sevilesi, pek bir öpülesidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Uğruna (muhtemelen) kariyerinize bir müddet ara verip kendinizi unutacak kadar kıymetlidir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;E peki bu durumda adama sormazlar mı? "Kardeşim ne diye evlenmeyim, Ne diye doğurmayım," diye. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Sormuyorlar merak etmeyin. Çünkü gerek kalmıyor. Siz otomatik bir şekilde “tukaka” sendromunu netliğe kavusturyorsunuz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;"Bitmeyen ev işleri,"diyorsunuz mesela, &lt;/div&gt;&lt;div&gt;ve çocuktan sonra biten özgürlüklerinizden dem vuruyorsunuz. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Burada biraz rötuş gerekli aslen.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;"Özgürlükleriniz" değil "özgürlüğünüz " söz konusu olan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zira eşiniz&lt;br /&gt;"e ne var hayatım, sen de istersen arkadaşlarınla bir yerlere gidersin,"&lt;br /&gt;diyerek balığa yollanırken siz eliniz belinizde kalmış onun arkasından bakmaktasınız. Bir başka gün iş arkadaşlarıyla halı sahada futbol, başka bir gün ise işyerinden sevilen bir müdürle tenis oynayacakları zaman da oyunbozan olmak istemezsiniz herhalde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz en iyisi havaya kalkıp tehditkar bir ifade ile sallanmaya hazır hale gelmek için can atan işaret parmağınıza ince bir ayar çekin.&lt;br /&gt;Baktınız o parmak söz dinlemiyor, yavaştan havaya kalkıyor, onu veya kendinizi durdurmanın en güzel yolu kiminizde pembe- kiminizde mavi ama illaki plastik ve bir doğum evi menşeli bilekliği söz konusu işaret parmağının uzantısı olan bileğe takmak. Belki henüz yavrulamamış olanlar vardır aranızda, açıklayayım. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Doğumda bu bilekliğin bir eşi evladınıza, bir diğeri de sizin bileğinize takılır. &lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Kim kimin çocuğu iyice netleştikten sonra çıkarılsa da bileklerden plastik, kalpte kalır izi onun bilekte değil&lt;/span&gt;. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte bu yüzden gidemezsiniz “zevk için” etkinliklerine. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Gidemezsiniz iş ile ilgili bir ek göreve bile içiniz rahat, ve evladın yedek kıyafetleri ve dahi yemekleri, ve bizzat içirilecek ilaçları sıralı ve listeli hazır bırakılmamış halde eşe. &lt;/div&gt;&lt;div&gt; &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Hayret edersiniz kalbinizi sarmalayan plastiğe ve sinir olursunuz bu bileklikten 2 değil de 3 adet bulundurmayan, tedbirsizlikten babanın kolunu boş bırakan hastane personeline. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşte böyle yazarsınız bir gece vakti sonra.Ardından açıklamalar yapma gereği duyarsınız sevdiceğinizi savunma arzusuyla... &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İyi bir babadır elbet o. Doğum ardı depresyonu ile ilk bir hafta çocuğunuzun yüzüne bakmazken kim doyurup bakmıştı evladınıza, unutmamalı. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;Mesele onun babalığında değildir aslında ama erkek olmak varmış(tır) bu dünyada… Henüz ütopyalar gerçekleşmemişken, hastaneler babaların koluna da bir plastik bilezik takmıyor iken ama….&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-4671852373600740411?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/4671852373600740411/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=4671852373600740411' title='9 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4671852373600740411'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/4671852373600740411'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2007/12/kark-duygular-iinde-olmak-istiyorsanz.html' title='Neyse ki &quot;Müebbet&quot; Bileklik'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R1Fnu713D2I/AAAAAAAAAgs/S4mnI-YtH00/s72-c/22968756.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>9</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-1415601200901893478</id><published>2007-11-28T21:50:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:56.244+02:00</updated><title type='text'>Bir kaç hecelik bir büyüye dair.....</title><content type='html'>&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R03HoNq9I6I/AAAAAAAAAgk/VnfcVloiUsA/s1600-h/letters.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5137982243578127266" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R03HoNq9I6I/AAAAAAAAAgk/VnfcVloiUsA/s400/letters.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; Çok seneler evel bir adamla tanıştım. Gasptan 7 yıl yemiş, yatmış çıkmış ama çıkmadan önce evlatlarının adını koluna kazımış bir adamla.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tek derdi evlatlarını, Dicle ve Fırat’ı geri almak…. İşte bu yüzden hayatın ellerine mikrofonla kamerayı tutuşturduğu başka birilerinin çevresinde dolanıyor. Az ama öz konuşuyor, derdini anlatıyor. “Onları almalıyım,” diyor “ama bunun için bir işe ve bir eve sahip olmam gerek kanun gözünde.”&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İsminizi bahşeder misiniz,” diyor sonra.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eve dönüştürmeye çalıştığı in gibi –kovuk gibi bir bodrum katından çıkmaktayız o anda. Donup kalıyorum. Omzumun gerisinden bana göre bin düşünce sığacak zamanda, adama göreyse bir an için dönüp bakıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“Binnur,” diyorum.&lt;br /&gt;--&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;“İsimler önemlidir,” diyor bin sene sonra bir gün kafamdaki düşün kuşu. Ve bana Ursula* dan bir paragraf okuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;“Cadı, oğlandan annesinin ona bir bebekken vermiş olduğu Duny ismini geri aldı.&lt;br /&gt;Çocuk isimsiz ve çıplak olarak yüksek uçurumların dibinden fışkıran Ar'ın soğuk kaynaklarına girdi.&lt;br /&gt;………………yavaşça ve dimdik yürüyerek karşı kıyıya geçti. Kıyıya gelince, kendisini beklemekte olan Ogion elini uzattı ve oğlanı kolundan kavrayarak ona gerçek ismini fısıldadı: &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;Ged&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;.”&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa tüm Yerdeniz Ged’i Çevik Atmaca olarak bilir. Gerçek isimlerin bilinmesi tehlikeli olduğu için,&lt;br /&gt;tüm büyüler gerçek isimlerle yapıldığı için...&lt;br /&gt;Ve dahi bir yırtıcı kuşu yanına getirtebilmek, bir salyangozu kabuğundan çıkarmak için gerçek adını söylemek yetebilir...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;İşte belki de bu yüzden size yakın olmayanlar adınızı direk ve net söyleme hakkına sahip olamazlar. Sonuna ya “bey” ya da “hanım”ı eklemek zorunda kalır onlar. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;İsmin gücü vardır çünkü, sadece sizi çevreleyen o görünmez halenin içindeki insanlara bahşettiğiniz. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#660000;"&gt;İstersiniz ki onlar sizin verdiğiniz hakkı, velhasıl güçlerini kullansın. Birkaç hecelik bir büyüyle size dünyayı yerinden oynattırsın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Birazı abartı ama çoğu gerçek.&lt;br /&gt;İsim güç demek.&lt;br /&gt;Bahşedilenin bahşeden üzerindeki doğal hakkı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra&lt;br /&gt;Aklımdaki zaman geri sardı… Bir başka gün, bir başka haber: Gasptan yatan adam bir başka gün bir başkasının bıçak darbesi ile öldü gitti. Adını hatırlayamıyorum adamın artık her nedense. Zaten demezler mi “Nomen est omen” ya da isim kaderin için bir “işaret”. Kimbilir ne bahtsız bir isimdi sahip olduğu. Hatırlasak da söylenmez…Aynı isme sahip olanları derde sokmak istenmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman hızlı aktı&lt;br /&gt;1000 yıl daha geçti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Caddede bir sürü kız.&lt;br /&gt;Her birinin boynunda bir kolye…&lt;br /&gt;İsimleri yazmakta altından harflerle…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve altının tedavüle girmesi ile “bahşeder misiniz?” lafının hükmü kalktı….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Paragraf Alıntı: Ursula K. Le Guin- Yerdeniz Öyküleri&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-1415601200901893478?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/1415601200901893478/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=1415601200901893478' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1415601200901893478'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1415601200901893478'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2007/11/bir-ka-hecelik-bir-by.html' title='Bir kaç hecelik bir büyüye dair.....'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R03HoNq9I6I/AAAAAAAAAgk/VnfcVloiUsA/s72-c/letters.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-9101062060964777748</id><published>2007-11-25T10:29:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:56.356+02:00</updated><title type='text'>Go Ask Alice!!!</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R0kzIdq9I5I/AAAAAAAAAgc/CSQ9Q8-nq6o/s1600-h/sinutisis.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5136693070489527186" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R0kzIdq9I5I/AAAAAAAAAgc/CSQ9Q8-nq6o/s400/sinutisis.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;80lerin gelmesi ile Jefferson Airplane’likten Jefferson Starship’e dönüşerek 60lardaki büyüsünü kaybeden, geçerli adına işte tam bu sebepten dolayı bir türlü karar vermediğim grubun bir şarkısının başlangıcı şöyledir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;One pill makes you larger, and one pill makes you small And the ones that mother gives you, don't do anything at all…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında grup “Harikalar” mı yoksa “Kabuslar Diyarı” mı olduğu pek de belli olamayan müphem yerlerde dolaşan Alice hakkında bir kızdan bahsetmektedir (en azından şarkının girişinde). Zavallı Alice’in dertleri elbette ki dolaştığı yerlerin belirsizliği ile sınırlı değildir. Alice yeme içme maksadı ile elini neye atsa karın tokluğuna yaşamanın bedelini oldukça ağır ödemektedir. Kah 3 metrelik bir ucubeye kah 52 destesine yem olacak bir cüceye dönmektedir. &lt;/div&gt;&lt;div&gt;İşin kötüsü kendine hayran veya bıkkın bakmakla kalınamayacak aynalar vardır sözkonusu bu dünyada. Bu aynalar adamı içine alırlar ve baktığına bakacağına pişman ederler. Kendinizi şöyle derken bulabilirsiniz o anda mesela “bu nereye gittiği belirsiz tünele düşmektense kendimi makyajsız görmeyi tercih ederdim!”&lt;br /&gt;Artık bulunduğun dünyanın bir harikalar dünyası olduğunu düşünerek bizzat kendini “züğürt”,&lt;br /&gt;yapmakta olduğun eylemi de&lt;br /&gt;“teselli” ye dönüştürmekten başka çare yoktur..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fakat tüm bunların da hiçbir önemi yoktur. En azından adınız Alice olmadığı sürece.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuvvetle muhtemel ki bu yazıyı şu anda okuyanlardan hiçbirinin adı Alice değil, ancak kuvvetle muhtemel ki bu yazıyı şu anda okuyanların önemli ya da önemsiz bir kısmı anne… Bu annelerin bir kısmının ise evlatları yine muhtemel ki tam şu an 3 yaş civarı ve yine bu annelerin bir kısmı çocuklarını bu sene kreşe verdi ve gerisini ne siz sorun (ama ben illa ki söyleyeyim) bu anneler orta kulak iltihabı diye bir kavramla tanıştılar…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunlardan canları her istediğinde ellerini internet deryasına daldıranlar, ya da meslek hanesinde doktor yazanlar Ata’nın güzel bir özdeyişine atfen şöyle diyorlar zaman zaman: “Ben östakinin uzun ve yatay olanını severim (ama bunun için biraz beklemem lazım)”.&lt;br /&gt;Anlayan anladı. Evlat ne kadar ufaksa (daha evel de bir kac kez hayrına açıkladığım gibi) kulak ile burun arasındaki östaki o kadar kısa ve dik. E bu da tıkanık burun (tanrı korusun ama) birkaç gün içinde iltihaplı bir ortakulak demektir olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonrası mı?&lt;br /&gt;Sonrası doktor- eczane ve evdeki her gecen gün semiren ecza dolabı şeytan üçgeni arasında mekik dokuyan anne.&lt;br /&gt;Her şey bir yana Jefferson’un (daha uçakken) söylediği gibi (solist kadın ama olsun)&lt;br /&gt;Bir hap seni daha geniş, Bir hap ise daha küçük (yapıyor)&lt;br /&gt;Ama annenin verdikleri hiçbir şey yapmıyor…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;E ohalde go ask Alice, when she's ten feet tall…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Henüz 3 metrelik bir Alice bulamasam da yukarıda bahsettiğim şeytan üçgeni turlamalarımdan birinde bir doktor buldum Jefferson’un hükmünü kaldırdı şüphesiz..&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlaç adı önermek olmaz şimdi burada, ama dedi ki A iyi gelmiyorsa C verelim biz buna.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aldım C’yi dayadım benim eli kulağında maymuna… Aman tanrım o da ne? Senin ki yine başladı mı düz duvara tırmanmaya…&lt;br /&gt;İşi öğrendim tabi.&lt;br /&gt;Sonra bir gun yine bir nezle. Sonra bir gün yine sol elin işaret parmağı sol kulak içinde. Öncesinde gezdiğim tüm özel hastanelere ve özel doktorlara bu kez sırtımı döndüm. İstikamet sağlık ocağı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-Doktor hanım kusura bakmazsanız bir şey dicem. A iyi gelmiyor da bu kıza C iyi geliyor.&lt;br /&gt;-Hmm o halde onun etken maddesini içeren şunu verelim ona.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jefferson kusura bakma&lt;br /&gt;Bundan böyle şarkı şöyle:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir hap seni daha geniş, Bir hap ise daha küçük (yapıyor) --muhtemel ucube rejim ilaçları olsa gerek bunlar-&lt;br /&gt;Ve annenin verdikleri ise kulağımın ağrısını kesiyor.&lt;br /&gt;Git Alice’e söyle o bunun üzerinde kitap yazıyor….&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-9101062060964777748?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/9101062060964777748/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=9101062060964777748' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/9101062060964777748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/9101062060964777748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2007/11/go-ask-alice.html' title='Go Ask Alice!!!'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R0kzIdq9I5I/AAAAAAAAAgc/CSQ9Q8-nq6o/s72-c/sinutisis.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-1706018481465698106</id><published>2007-11-20T19:22:00.000+02:00</published><updated>2008-12-09T00:20:56.687+02:00</updated><title type='text'>zaman</title><content type='html'>&lt;a href="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R0MY19q9I3I/AAAAAAAAAgM/y5kwM1x-nIU/s1600-h/DSC0075.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5134975315499361138" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R0MY19q9I3I/AAAAAAAAAgM/y5kwM1x-nIU/s400/DSC0075.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div&gt;Kendimi çikolataya boğmak istiyorum.&lt;br /&gt;Ve ortayaş krizinin ne kadar korkuç bir şey olduğuna dair içimde onay bekleyen yaratığa 999 onay vermek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ne haber diyene&lt;br /&gt;Hiiiç&lt;br /&gt;Demek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerime kara kara sürmeler çekmek istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ötesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir dilim daha çikolata yemek&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ve&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm yeryüzünden kayıtlarımı silmek istiyorum&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Bekle," diyor içimdeki ses, "BUnu zaman yapacak zaten...."&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/25234113-1706018481465698106?l=anlatanne.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://anlatanne.blogspot.com/feeds/1706018481465698106/comments/default' title='Post Comments'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=25234113&amp;postID=1706018481465698106' title='2 Comments'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1706018481465698106'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/25234113/posts/default/1706018481465698106'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://anlatanne.blogspot.com/2007/11/zaman.html' title='zaman'/><author><name>Binnur A. Ö.</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15556220236059179679</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='24' height='32' src='http://photos1.blogger.com/img/289/4456/400/freelilannie.jpg'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://2.bp.blogspot.com/_7ItJt8DW2Zg/R0MY19q9I3I/AAAAAAAAAgM/y5kwM1x-nIU/s72-c/DSC0075.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-25234113.post-976774931317931681</id><published>2007-11-
